Anasayfa Karar Bülteni AİHM | BĂDESCU VE DİĞERLERİ | BN. 22198/18

Karar Bülteni

AİHM BĂDESCU VE DİĞERLERİ BN. 22198/18

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 4. Bölüm
Başvuru No 22198/18
Karar Tarihi 15.04.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC
  • Kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi esastır.
  • Hâkimler kötü niyetli kararlarından cezaen sorumlu tutulabilir.
  • Yargı bağımsızlığı, mutlak bir cezasızlık imtiyazı sağlamaz.
  • Görevi kötüye kullanma suçu yargısal kararları kapsayabilir.
  • Hukuki öngörülebilirlik ilkesi esnek yoruma engel değildir.

Bu karar, yargı bağımsızlığı ile hâkimlerin cezai sorumluluğu arasındaki hukuki sınırları çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yargısal bir kararın verilmesinin kural olarak hâkimin takdir yetkisi ve hukuku yorumlama faaliyeti kapsamında kaldığını kabul etmekle birlikte, bu yetkinin kötü niyetle ve kasıtlı olarak hukuka aykırı bir sonuca ulaşmak amacıyla kullanılmasının görevi kötüye kullanma suçu teşkil edebileceğini vurgulamıştır. Özellikle başvurucu konumundaki yüksek yargı mensuplarının, verdikleri kararlar nedeniyle "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesine aykırı olarak yargılandıkları yönündeki iddiaları, AİHM tarafından yerel mevzuatın ve içtihatların yeterince öngörülebilir olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.

Benzer davalarda bu karar, hâkimlerin ve savcıların yargısal faaliyetleri nedeniyle dokunulmazlığa sahip olmadıklarını uluslararası insan hakları hukuku normları çerçevesinde teyit etmesi yönüyle güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Karar, Avrupa Konseyi standartlarına da atıf yaparak, kötü niyetle hareket eden yargı mensuplarının cezai sorumluluğunun doğmasının hukukun üstünlüğüyle bağdaştığını açıkça ortaya koymaktadır. Uygulamada, görevi kötüye kullanma suçlarının kapsamının yargı mensuplarının kasti ihlallerini de içine alacak şekilde yorumlanmasının güvencelere aykırı düşmediği netleşmiştir. Bu durum, yargı mensuplarının da kanun önünde hesap verebilir olduğu ilkesini perçinlemektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bükreş Temyiz Mahkemesi Ceza Dairesi'nde görev yapan üç hâkim olan başvurucular, Romanya Devleti'ne karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur. Uyuşmazlığın temelinde, başvurucu hâkimlerin baktıkları bir ceza davasında, bir sanık hakkında daha önce verilmiş olan kesin nitelikteki bir kararı dikkate almayarak olağanüstü kanun yoluyla beraat kararı vermeleri yatmaktadır. Bu eylemin ardından, başvurucular hakkında önceden belirlenmiş bir sonuca ulaşmak amacıyla olguları kasten yanlış değerlendirdikleri ve kötü niyetle hareket ettikleri gerekçesiyle görevi kötüye kullanma suçundan soruşturma başlatılmış ve hapis cezasına çarptırılmışlardır. Başvurucular, bir mahkeme kararı vermenin suçun maddi unsuru olamayacağını, ilgili ceza kanunu maddesinin çok genel ve öngörülemez olduğunu belirterek haksız yere cezalandırıldıklarını iddia etmişlerdir. Bu bağlamda, kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürerek AİHM'den hak ihlali kararı verilmesini talep etmişlerdir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 7 kapsamında güvence altına alınan "kanunsuz suç ve ceza olmaz" (nullum crimen, nulla poena sine lege) ilkesine dayanmıştır. Bu ilke, suçların ve cezaların kanunla açıkça tanımlanmasını ve bireylerin eylemlerinin hukuki sonuçlarını öngörebilmesini zorunlu kılmaktadır. Mahkeme, Romanya iç hukukunda yer alan ve olay tarihinde yürürlükte olan Mülga Ceza Kanunu m. 248 ile sonrasında yürürlüğe giren Yeni Ceza Kanunu m. 297/1 hükümlerini incelemiştir. Söz konusu maddeler, kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederken bilerek görevlerinin gereklerini yerine getirmemeleri veya eksik yerine getirmeleri suretiyle kamu zararına yol açmalarını görevi kötüye kullanma suçu olarak düzenlemektedir.

Ayrıca, Romanya anayasal sisteminde yer alan Romanya Anayasası m. 124 (Yargı bağımsızlığı) ve Romanya Anayasası m. 129 (Yargı kararlarına karşı kanun yolları) hükümleri uyuşmazlığın çözümünde göz önünde bulundurulmuştur. Mahkeme, 303/2004 sayılı Hâkimler ve Savcıların Statüsü Hakkında Kanun m. 94 ve m. 99 uyarınca hâkimlerin yasaları kasten yanlış uygulamalarının disiplin sorumluluğunun ötesinde cezai sorumluluk da doğurabileceğini vurgulamıştır.

AİHM kararında ayrıca, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin hâkimlerin bağımsızlığı, etkinliği ve sorumluluklarına ilişkin CM/Rec(2010)12 sayılı Tavsiye Kararı hükümlerine ve Avrupa Hâkimleri Danışma Kurulu (CCJE) görüşlerine atıf yapılmıştır. Bu uluslararası metinlerde, yasaların yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesi faaliyetlerinin, sadece ve ancak kötü niyet (malice) söz konusu olduğunda cezai sorumluluk doğurabileceği belirtilmiş olup, bu ilke karara temel teşkil edecek şekilde uygulanmıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucu hâkimlerin mahkûmiyetlerine dayanak olan ulusal mevzuatın ve yerleşik içtihatların öngörülebilirliği hususunda kapsamlı bir değerlendirme yapmıştır. Mahkeme, ceza kanunlarında yer alan "görevi kötüye kullanma" suçunun tanımının genel ifadeler içermesinin, ceza hukukunun doğası gereği kaçınılmaz olduğunu ve bu durumun tek başına kanunilik ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğini tespit etmiştir. İlgili dönemde Romanya Yüksek Mahkemesi'nin ve Anayasa Mahkemesi'nin yerleşik içtihatlarının, hâkimlerin yargısal faaliyetleri nedeniyle kural olarak cezai sorumluluk taşımadıklarını, ancak yasaların kasıtlı olarak ihlal edildiği kötü niyet hallerinin istisna teşkil ettiğini açıkça ortaya koyduğu vurgulanmıştır.

Somut olayda, başvurucuların hukuku yorumlarken yaptıkları basit bir hukuki hata nedeniyle cezalandırılmadıkları saptanmıştır. Ulusal mahkemeler, başvurucuların daha önceden verilmiş olan kesin hükmün etrafından dolanmak, davanın maddi olgularını kasten saptırmak ve belli bir beraat sonucuna ulaşmak amacıyla kasıtlı olarak usul kurallarını ihlal ettiklerini delillerle ortaya koymuştur. AİHM, başvurucuların uzun yıllara dayanan mesleki tecrübeye sahip kıdemli ceza hâkimleri olmalarını dikkate alarak, eylemlerinin yasa dışı olduğunu ve cezai sorumluluk doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörebilecek durumda olduklarına kanaat getirmiştir.

Mahkeme, yargı bağımsızlığının hukukun üstünlüğünü ve adaleti korumak için var olduğunu, bu bağımsızlığın, görevin kasten kötüye kullanılması hallerinde bir dokunulmazlık zırhı olarak anlaşılamayacağını ifade etmiştir. Romanya mahkemelerinin, eylemin hukuki nitelendirmesini yaparken ilgili yasaları suçun özüyle tutarlı ve makul bir şekilde uyguladıkları, ortada keyfi bir cezalandırma veya emsalden tamamen kopuk bir öngörülemezlik bulunmadığı tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucuların eylemlerinin ulusal hukukta suç olarak tanımlandığı ve öngörülebilir olduğu gerekçesiyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 7. maddesinin ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: