Anasayfa Karar Bülteni AYM | Çağatay Alaçam ve Diğerleri | BN. 2021/22090

Karar Bülteni

AYM Çağatay Alaçam ve Diğerleri BN. 2021/22090

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/22090
Karar Tarihi 24.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kişilik haklarına saldırıda etkili başvuru yolu şarttır.
  • İçeriğe erişimin engellenmesinde keyfî kararlar verilemez.
  • Temel hak ihlallerinde yapısal yasal sorunlar giderilmelidir.
  • Sulh ceza kararları yeterli hukuki güvence sağlamalıdır.

Anayasa Mahkemesinin bu kararı, internet ortamında yayımlanan içerikler nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan erişimin engellenmesi başvurularında hukuki çerçevenin yetersizliğini ortaya koyması bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Sulh ceza hâkimlikleri tarafından verilen erişimin engellenmesi veya içeriğin çıkarılması taleplerinin reddine dair kararlar, temel hakların korunması noktasında etkili bir yargısal denetim sunmadığı için Anayasa'ya aykırı bulunmuştur. Karar, idari ve yargısal süreçlerde yapısal sorunlara işaret ederek, mevzuattaki boşlukların bireylerin temel haklarını savunmasız bıraktığını hukuken tescil etmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça yüksektir. Yüksek Mahkeme, daha önce iptal edilen kanun hükmünün yerine yenisinin getirilmemesi sebebiyle oluşan hukuki boşlukta, uyuşmazlıkların çözüm adresinin genel hukuk mahkemeleri olduğunu net bir biçimde işaret etmiştir. Bu durum, internet yayınları yoluyla şeref ve itibarı zedelenen kişilerin hak arama hürriyetlerini doğrudan genel mahkemeler üzerinden kullanabileceklerini teyit ederek, uygulamadaki mevcut kafa karışıklığını gidermekte ve alt derece mahkemelerine yol gösterici nitelikte güçlü bir içtihat oluşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucular, internet üzerinde yayımlanan çeşitli haber, yazı ve görsel içeriklerin kişilik haklarını, şeref ve itibarlarını zedelediğini belirterek sulh ceza hâkimliklerine başvurmuşlardır. Bu başvurularda, ilgili içeriklere erişimin engellenmesi ve yayınların internetten tamamen çıkarılması talep edilmiştir. Ancak sulh ceza hâkimlikleri, başvurucuların bu taleplerini farklı gerekçelerle reddetmiştir. Başvurucular tarafından bu ret kararlarına karşı yapılan itirazlar da aynı şekilde sonuçsuz kalarak kesinleşmiştir. Bunun üzerine başvurucular, kendileri hakkındaki zedeleyici yayınların internette kalmaya devam etmesine karşı kullanabilecekleri etkili bir hukuki yol bulunmadığını ve taleplerinin haksız yere reddedildiğini belirterek şeref ve itibarın korunması hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru haklarının ihlal edildiği iddiasıyla dava açmışlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile 40. maddesinde yer alan etkili başvuru hakkı hükümlerini temel almıştır. Ayrıca, müdahalenin yasal dayanağını oluşturan 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun hükümleri ayrıntılı olarak incelenmiştir.

Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, şeref ve itibarın korunması hakkına yönelik saldırılarda devletin, bireylere bu saldırıları önleyecek ve zararlarını telafi edecek etkili hukuki mekanizmalar sunma yönünde ciddi bir pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. 5651 sayılı Kanun m.9 kapsamında düzenlenen içeriğe erişimin engellenmesi usulü, doğası gereği hızlı ve istisnai bir tedbir yolu olup, yargılama hukukunun temel usul güvencelerini barındırmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi, daha önceki norm denetimi ve bireysel başvuru kararlarında, bu maddenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun ve orantılı bir karar verilmesini sağlayacak asgari hukuki mekanizmalardan yoksun olduğunu belirterek ilgili hükmün iptaline karar vermiştir. İlgili yasal düzenlemenin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesine ve kararın yürürlüğe girmesi için öngörülen sürenin dolmasına rağmen yasama organı tarafından yeni bir kanuni düzenleme yapılmaması, kişilik haklarına saldırı iddialarında ilgili kanun yolunun artık pratikte etkili bir başvuru yolu olma vasfını bütünüyle kaybettiğini göstermektedir. Bu bağlamda, uyuşmazlıkların çözümünde adil yargılanma standartlarını karşılayan genel mahkemelerin görevli olduğu hukuki kuralı benimsenmiştir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucuların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği iddia edilen içeriklere karşı sulh ceza hâkimliklerine yaptıkları başvuruların reddedilmesini, mevcut kanuni altyapının yetersizliği çerçevesinde değerlendirmiştir. Başvuruya konu kararların verildiği dönemde yürürlükte olan kanun hükmünün, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun, orantılı ve şeffaf bir denetim mekanizması içermediği açıkça ortaya konulmuştur. Sulh ceza hâkimlikleri tarafından yürütülen süreçlerin, şikâyetlerin esasına inerek yeterli bir hukuki inceleme yapma ve uygun bir telafi yöntemi sağlama kapasitesinden tamamen yoksun olduğu tespit edilmiştir.

Mahkeme, önceki içtihatlarında ilgili kanun hükmünün iptal edilmesinin ardından yasama organı tarafından yeni bir hukuki düzenleme yapılmadığına dikkat çekmiştir. Ortaya çıkan bu yasal boşluk durumunda, ihlalin ilk bakışta anlaşılamadığı gerekçesiyle sulh ceza hâkimliklerinden sonuç alamayan kişilerin, doğrudan genel hukuk yollarına başvurarak maddi ve manevi tazminat veya içeriğin çıkarılması gibi tedbirleri talep etmelerinin önünde hiçbir hukuki engel bulunmadığı saptanmıştır. Somut başvurularda, o dönemde yürürlükte olan ve yeterli güvencelerden yoksun yasal yapı nedeniyle başvurucuların etkili bir başvuru yolundan mahrum bırakıldığı ve idarece veya yargı mercilerince bu derin mağduriyetin giderilmediği görülmüştür.

Bununla birlikte, ihlalin doğrudan yasal düzenlemedeki yapısal bir sorundan kaynaklanması ve söz konusu normun artık iptal edilmiş olması sebebiyle, iptal edilen norma dayalı olarak sulh ceza hâkimliklerinde yeniden yargılama yapılmasında herhangi bir hukuki yarar bulunmadığı belirlenmiştir. Bu nedenle başvuruculara, maddi ve manevi zararlarının telafisi için tazminat ödenmesi gerektiği ve ihlalin devam etmesi durumunda genel hukuk mahkemelerinde dava açma yolunun açık olduğu hususlarına hükmedilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurucuların şeref ve itibar hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: