Karar Bülteni
AYM Derya Koparan ve Sümeyya Erdem BN. 2020/25089
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/25089 |
| Karar Tarihi | 11.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kesinleşmiş yargı kararları idarece ivedilikle uygulanmalıdır.
- Fiilî imkânsızlık idareyi tazmin yükümlülüğünden kurtarmaz.
- Kararın ifa edilmemesi adil yargılanma hakkını zedeler.
- Yargı kararının icrası adil yargılanmanın güvencesidir.
Bu karar, idare aleyhine verilen ve kesinleşen yargı kararlarının uygulanmasının fiilen veya hukuken imkânsız hâle geldiği durumlarda dahi, idarenin doğan zararları giderme sorumluluğunun ortadan kalkmayacağını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, yargı kararının uygulanmasının mahkeme hakkının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayarak, kararın icrasını engelleyen fiilî durumların ve kurumların kapatılması gibi idari tasarrufların olumsuz sonuçlarının vatandaşa yüklenemeyeceğini belirtmiştir. İdarenin tüzel kişiliğinin sona ermesi gibi istisnai koşullarda kararın aynen ifası mümkün olmasa bile, kararın uygulanamamasından doğan zararların tazmin edilmesi anayasal bir zorunluluk olarak değerlendirilmiştir.
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan ve idarenin teşkilat yapısındaki değişiklikler, özelleştirme uygulamaları veya kurumların kapatılması gibi nedenlerle yargı kararlarının sonuçsuz bırakılması eğilimine karşı bu karar güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. İdare mahkemelerince verilen iptal kararlarının doğrudan eski hâle getirme sonucu doğurmadığı veya doğrudan nakil hakkı vermediği gibi dar ve şeklî yorumlar, Anayasa Mahkemesi tarafından adil yargılanma hakkının ihlali olarak görülmüştür. Benzer uyuşmazlıklarda mahkemelerin, idarenin karar uygulama yükümlülüğünü şeklî bir imkânsızlık analizinden öteye taşıyarak, elde edilemeyen hakların maddi ve manevi tazminat yoluyla alternatif bir giderimle karşılanması gerektiği ilkesini benimsemesi gerekecektir. Bu yaklaşım, hukuk devleti ilkesinin ve kesin hükme saygının bir gereği olarak kamu gücünü kullanan idarenin sorumluluk alanını genişletmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, özelleştirme kapsamına alınan ve faaliyetleri sonlandırılan eski kamu kurumu TTA A.Ş. Bünyesindeki ambalaj fabrikasında işçi olarak görev yapmaktayken, yönetim kurulu kararıyla sosyal tesisler müdürlüğüne nakledilmişlerdir. Diğer bazı işçiler ise mutabakatla başka bir kamu kurumuna (Darphane ve Damga Matbaası) devredilmiştir. Başvurucular, bu devir ve nakil işlemlerinde somut ve objektif kriterler gözetilmediğini belirterek idare mahkemesinde iptal davası açmış ve uzun yargılama sürecinin ardından davayı kazanmışlardır.
Ancak bu süreçte çalıştıkları kurumun tüzel kişiliği sona erdiğinden, idare fiilî imkânsızlık gerekçesiyle iptal kararını uygulamamış ve başvurucular hakkında yeni bir işlem tesis etmemiştir. Kesinleşen yargı kararının uygulanmaması üzerine başvurucular, özlük haklarında meydana gelen kayıplar ile maddi ve manevi zararlarının karşılanması talebiyle idareye karşı tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemeleri, iptal kararının doğrudan kurumlar arası geçiş hakkı vermediği ve maaş farkı doğmadığı gerekçesiyle davayı reddedince süreç Anayasa Mahkemesine taşınmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.36 kapsamında düzenlenen hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.138 kapsamında düzenlenen mahkeme kararlarının bağlayıcılığı ilkelerine dayanmıştır.
Anayasa'nın 36. maddesinde yer alan hak arama özgürlüğü, sadece mahkemeler önünde iddia ve savunmada bulunarak dava açma hakkını değil, aynı zamanda yargılama sonucunda verilen kararın icra edilerek kişinin hakkına kavuşmasını da güvence altına almaktadır. Mahkeme hakkının en önemli unsurlarından biri olan kararın icrası hakkı, yargılamanın bir bütün olarak sonuç doğurmasını sağlayan tamamlayıcı bir güvencedir. Kesinleşmiş mahkeme kararlarının taraflardan biri lehine sonuç doğurmayacak şekilde etkisiz bırakılması, adil yargılanma hakkının özünü zedelemektedir.
Bunun yanında, Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, yasama ve yürütme organları ile idare makamları, mahkeme kararlarına gecikmeksizin uymak zorundadır; bu kararları hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini erteleyemez. Bu emredici kural, hukuk devleti ilkesinin ve kesin hükme saygının temel bir yansımasıdır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, idarenin yargı kararını uygulamasının fiilen veya hukuken imkânsız hâle geldiği istisnai durumlarda (örneğin kurumun kapatılması, tüzel kişiliğinin sona ermesi veya statü değişiklikleri gibi), idarenin kararı aynen icra etme yükümlülüğü şekil değiştirebilmektedir. Ancak bu zorunlu imkânsızlık durumu, idareyi kararın uygulanamamasından doğan zararları tazmin etme sorumluluğundan kurtarmaz. İdare, eski hâle getirme (restitutio in integrum) ilkesi gereğince, kararın aynen uygulanamamasından kaynaklanan maddi ve manevi kayıpları alternatif yöntemlerle, özellikle tazminat yoluyla gidermekle yükümlüdür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların lehlerine verilen kesinleşmiş iptal kararlarının idare tarafından fiilî imkânsızlıklar nedeniyle aynen uygulanamadığını tespit etmiştir. Başvurucuların çalıştığı kurumun tüzel kişiliğinin sona ermiş olması ve yönetim kurulunun yeniden toplanıp değerlendirme yapma imkânının kalmaması, yargı kararının klasik anlamda icrasını imkânsız hâle getirmiştir.
Ancak Yüksek Mahkeme, tam da bu noktada idarenin sorumluluğunun sona ermediğini önemle vurgulamıştır. Mahkemeye göre, bir iptal kararını icra etmenin fiilen veya hukuken imkânsız olduğu olağanüstü koşullarda dahi idarenin uygulama yükümlülüğü tamamen ortadan kalkmaz. Aynen icranın önünde aşılamaz engeller bulunduğunda idare, alternatif çözümler üreterek kişinin mağduriyetini gidermekle ve hukuka aykırı işlemin yol açtığı olumsuz sonuçları telafi etmekle görevlidir.
Başvurucular, bu davada doğrudan eski kuruma dönüş talep etmemekte, ancak hukuka aykırılığı tespit edilen işlem nedeniyle istihdam fazlası olarak devredilecekler listesine alınmayıp merkezî kuruluşta bırakılmaları sebebiyle özlük haklarındaki muhtemel iyileştirmelerden mahrum kalmalarının getirdiği maddi ve manevi zararların karşılanmasını istemişlerdir. İdare mahkemeleri ise iptal kararının doğrudan bir kuruma nakil sonucu doğurmayacağı şeklindeki dar ve şekilci bir yaklaşımla zararın varlığını reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi bu yaklaşımı eleştirerek, idarenin fiilî imkânsızlık olsa bile kararın icra edilememesinden kaynaklanan zararları gidermesi gerektiğini, ancak somut olayda idarenin bu zararları telafi etmeye yönelik hiçbir alternatif çaba göstermediğini saptamıştır.
İdarenin hukuka aykırı işlemi sonucu doğan mağduriyetin yıllarca giderilmemesinde başvuruculara atfedilebilecek herhangi bir kusur da bulunmamaktadır. Yargı kararlarının bu şekilde sonuçsuz ve etkisiz kalmasının hukuki güvenlik ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayacağı açıktır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, idare aleyhine verilen kesinleşmiş yargı kararının uygulanmaması ve doğan zararların giderilmemesi nedeniyle başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamındaki kararın icrası hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.