Anasayfa Karar Bülteni AYM | Doğan Atılgan | BN. 2020/4484

Karar Bülteni

AYM Doğan Atılgan BN. 2020/4484

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2020/4484
Karar Tarihi 11.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Uzun süreli banka blokesi mülkiyet hakkını zedeler.
  • Geçici tedbirlerin kalıcı hâle gelmesi ölçülülüğü bozar.
  • Vatandaşa olağan dışı şahsi külfet yüklenmesi hukuka aykırıdır.

Bu karar, bankacılık ve finans alanında tasarruf sahiplerinin mülkiyet haklarının devletin ve idari otoritelerin düzenleyici işlemleri karşısındaki sınırlarını kesin hatlarla çizmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu gibi geniş yetkilerle donatılmış kurumlar tarafından vatandaşların banka hesaplarına konulan blokelerin veya ihtiyati tedbirlerin makul süreyi aşarak yıllarca devam etmesi, hukuken geçici koruma aracı olmaktan çıkıp anayasal bir hak olan mülkiyet hakkına yönelik ölçüsüz bir müdahaleye dönüşmektedir. Karar, idarenin uyguladığı geçici tedbirlerin "geçici" vasfını yitirerek kişi mal varlığı üzerinde kalıcı bir kısıtlamaya ve belirsizliğe yol açmasının hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayacağını net bir biçimde ortaya koymaktadır.

Benzer davalarda emsal etkisi son derece yüksek olan bu güncel içtihat, idari kurumların vatandaşların hesapları üzerindeki tasarruf yetkilerini kullanırken çok daha hassas, şeffaf ve hızlı hareket etmeleri gerektiğini göstermektedir. Özellikle bankaların fona devri gibi olağanüstü idari denetim süreçlerinde, masum hesap sahiplerinin uzun süre kendi fonlarından mahrum bırakılmasının doğrudan mülkiyet hakkı ihlali sayılacağı kesinleşmiştir. Uygulamadaki bu yaklaşım, idari tedbir kararlarının periyodik olarak gözden geçirilmesi ve zorunluluk ortadan kalktığında derhal, gecikmeksizin kaldırılması gerektiği prensibini yerleştirecektir. Bu durum, uzun süren banka blokeleri nedeniyle mağduriyet yaşayan binlerce hesap sahibi için manevi tazminat hakkının doğmasına zemin hazırlayacak güçlü bir anayasal ve hukuki dayanak oluşturmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Doğan Atılgan isimli vatandaş, bir bankada bulunan katılım fonu tutarına Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından herhangi bir somut mahkûmiyet veya el koyma kararı olmaksızın idari yolla uzun süreli olarak bloke konulması üzerine Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucunun hesabı bulunduğu banka, alınan idari kararlar neticesinde fona devredilmiş ve bu geçiş sürecinde başvurucunun hesaplarına 2 Aralık 2016 tarihinde bloke işlemi uygulanmıştır.

Söz konusu idari bloke işlemi yıllarca kaldırılmamış, başvurucunun kendi birikimine erişimi, parasını kullanma ve tasarruf etme hakkı uzun bir süre boyunca bütünüyle engellenmiştir. Başvurucu, bu uzun süreli geçici hukuki koruma adı altındaki kısıtlamanın anayasal haklarını kısıtladığını belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini savunmuş ve belirsiz miktarda maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminatın yasal faiziyle ödenmesi talebiyle Anayasa Mahkemesinin yolunu tutmuştur. Uyuşmazlığın temelini, idarenin uyguladığı bu sınırsız süreli kısıtlamanın hukuka, kanunlara ve anayasaya uygun olup olmadığı sorunu oluşturmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde Anayasa Mahkemesinin dayandığı en temel kural, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile güvence altına alınan mülkiyet hakkıdır. Bu maddeye göre, herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir ve bu anayasal haklar ancak ve ancak kamu yararı amacıyla, yasal sınırlandırmalar çerçevesinde ve kanunla kısıtlanabilir. Ayrıca mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı da anayasal bir sınır olarak çizilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin bu tür mülkiyet müdahalelerinde aradığı yerleşik içtihat prensiplerine göre, idari veya yargısal makamlar tarafından kişilerin mal varlıkları, banka hesapları veya katılım fonları üzerine konulan ihtiyati tedbir, el koyma veya bloke gibi geçici hukuki koruma önlemlerinin sadece kanuni bir dayanağının bulunması ve meşru bir amaca hizmet etmesi yeterli görülmemektedir. Aynı zamanda kamu gücü tarafından uygulanan bu kısıtlayıcı tedbirlerin mutlak surette ölçülü olması zorunludur. Ölçülülük ilkesi; uygulanan kısıtlayıcı tedbirin ulaşılmak istenen kamu yararı amacı için elverişli olmasını, gerekli olmasını ve bireyin hakkı ile kamunun menfaati arasında orantılı bir denge kurmasını ifade eder.

Benzer idari işlemlere dair yerleşik içtihatlarda benimsenen temel kural şudur: Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu veya benzeri kamu kurumları tarafından vatandaşların banka hesaplarına konulan blokelerin makul süreyi aşarak uzun yıllar boyunca aralıksız devam etmesi, geçici tedbirin asli doğasına tamamen aykırıdır. İhtiyati bir tedbirin uzun yıllar sürdürülmesi, malike ve hesap sahibine şahsi olarak katlanılamaz, aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemektedir. Bir önlemin "geçici" olmaktan çıkıp kişiyi mülkiyet hakkından süresiz ve belirsiz şekilde mahrum bırakması, idare ile birey arasında gözetilmesi zorunlu olan adil dengeyi birey aleyhine kalıcı olarak bozar ve açık bir hak ihlali yaratır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, somut olayda başvurucu Doğan Atılgan'ın fona devredilen bankadaki katılım fonu hesabı üzerine konulan blokenin etkilerini ve süresini detaylı bir şekilde incelemiştir. Dosya kapsamındaki belgelere ve resmi kayıtlara göre, başvurucunun banka hesabı üzerine ilgili kurum tarafından 2 Aralık 2016 tarihinde idari bir işlemle bloke konulduğu tespit edilmiştir. Yüksek Mahkemenin inceleme sürecinde, söz konusu banka hesabı üzerindeki kısıtlamanın ancak 17 Aralık 2020 tarihinde, yani Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru süreci devam ederken kaldırılabildiği anlaşılmıştır.

Mahkeme, başvurucunun banka hesabı üzerindeki geçici hukuki koruma tedbirinin yaklaşık dört yıl gibi oldukça uzun ve makul olmayan bir süre boyunca sürdürüldüğünü vurgulamıştır. Geçici bir önlem niteliğinde olması ve hızla sonuçlandırılması gereken blokenin bu denli uzun süre muhafaza edilmesinin, mülkiyet hakkının özüne dokunan ağır bir müdahale oluşturduğu değerlendirilmiştir. Dört yıl süren bloke işlemi, başvurucunun kendi mal varlığı üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunma, fonlarını yönlendirme veya harcama imkânını bütünüyle elinden almıştır. Bu uzun süreli kısıtlama, beklenen kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi başvurucu aleyhine açıkça bozmuş ve vatandaşa şahsi olarak taşıyamayacağı aşırı bir külfet yüklemiştir.

Ayrıca Mahkeme, bireysel başvuru incelemesi devam ederken hesabın üzerindeki blokenin kurum tarafından bizzat kaldırılmış olması nedeniyle, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasına hukuki bir yarar ve zorunluluk bulunmadığına kanaat getirmiştir. Başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen uzun süreli kısıtlama ihlali arasındaki illiyet bağının somut belgelerle kanıtlanamaması nedeniyle maddi tazminat talebi reddedilmiştir. Ancak, yıllarca kendi birikimine erişemeyen başvurucunun bu süreçte yaşadığı belirsizlik ve çektiği sıkıntıların karşılığı olarak net 30.000 TL manevi tazminata hükmedilmesine karar verilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, uzun süren bloke işlemi nedeniyle başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: