Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2017/26552 E. 2020/47 K.
Yargıtay 22. HD | 2017/26552 E. | 2020/47 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2017/26552 |
| Karar No | 2020/47 |
| Karar Tarihi | 13.01.2020 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Kesinleşen işe iade kararı alacak davasını etkiler.
- Jestiyon primi performans değerlendirmesine göre belirlenir.
- Fazla mesai hesabında işçinin talebi aşılamaz.
- Taleple bağlılık kuralına aykırı karar verilemez.
Bu karar hukuken, kesinleşmiş bir işe iade davasındaki maddi vakıa tespitlerinin, aynı taraflar arasında sonradan görülen işçilik alacakları davasında ne derece bağlayıcı olduğunu ortaya koymaktadır. İşverenin performansa dayalı olarak ödediği jestiyon primi gibi alacak kalemlerinin değerlendirilmesinde, işçinin feshin geçersizliğine hükmedilen önceki davasında kanıtlanan hususlar dikkate alınmalıdır. İşverenin performans düşüklüğü iddialarının o davada çürütülmüş olması, alacak davası için de kritik bir dayanak teşkil etmektedir. Aynı zamanda, hâkimin tarafların iddia ve talepleriyle bağlı olduğu kuralının altı çizilmiş, işçinin dava dilekçesindeki talebini aşacak şekilde hesaplanan fazla çalışma süresine hükmedilmesinin kamu düzenine ve hukuka aykırı olduğu vurgulanmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu ilam, işçilik alacakları uyuşmazlıklarında işe iade dosyasındaki gerekçelerin göz ardı edilemeyeceğini göstermektedir. İşverenlerin performans düşüklüğünü bahane ederek hem işten çıkarma yapması hem de prime hak kazanılmadığını savunması, şayet işe iade davasında performansın düşmediği kanıtlanmışsa geçerli bir hukuki savunma olmaktan çıkmaktadır. Uygulamadaki asıl önemi ise, mahkemelerin bilirkişi raporlarını değerlendirirken mutlaka dava dilekçesindeki talebin sınırlarını gözetmek zorunda olmaları ve hâkimin re'sen talep aşıcı karar veremeyeceği yönündeki usul kuralının yargılamanın her aşamasında titizlikle uygulanması gerektiğidir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, çalıştığı banka tarafından işten haksız olarak çıkarıldığını belirterek daha önce bir işe iade davası açmış ve bu davayı kazanmıştır. Ardından bu davayı açarak, işyerinde kendisine yöneticiler tarafından sistematik olarak baskı uygulandığını, emsallerine göre ücretinin eksik ödendiğini, banka tarafından dağıtılan jestiyon priminin (performans primi) haksız yere kendisine verilmediğini ve yaptığı fazla mesailerin karşılığının ödenmediğini iddia etmiştir. Bu iddialarla maddi ve manevi tazminat ile işçilik alacaklarının ödenmesini talep etmiştir. Davalı banka ise, davacının performansının düşük olması nedeniyle prime hak kazanamadığını, fazla mesai taleplerinin kurum iç yönetmeliğine göre maaşın içinde sayıldığını ve ayrıca psikolojik baskı iddialarının da asılsız olduğunu ileri sürerek açılan bu alacak davasının reddedilmesini istemiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde Mahkemenin ve Yargıtay'ın dayandığı temel kurallar usul hukuku ve iş hukuku prensiplerine dayanmaktadır.
Öncelikle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.26 kapsamında düzenlenen "taleple bağlılık ilkesi" yargılamanın en temel kurallarından biridir. Bu kurala göre hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olup, talepten fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. İşçinin kendi dava dilekçesinde iddia ettiği haftalık çalışma saati veya gün sayısının ötesinde bir fazla çalışma yapıldığının bilirkişi tarafından hesaplanması halinde, mahkemece bu hesaba itibar edilerek talep aşılamaz. Bu kuralın ihlali doğrudan kamu düzenine aykırılık teşkil eder.
Bununla birlikte, 4857 sayılı İş Kanunu m.41 uyarınca fazla çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. İşçinin imzasını taşıyan ücret bordroları sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. İşyeri giriş çıkış kayıtları, yazışmalar gibi belgeler öncelikli ispat araçlarıdır. Yazılı belgenin bulunmadığı durumlarda ise tanık beyanları dikkate alınarak 4857 sayılı İş Kanunu m.68 çerçevesinde zorunlu ara dinlenme süreleri düşülerek günlük ve haftalık fiili çalışma süreleri tespit edilir.
Son olarak, kesinleşmiş mahkeme kararlarının güçlü delil etkisi ilkesi geçerlidir. İşe iade davası gibi daha önce aynı iş ilişkisine dair verilmiş ve kesinleşmiş bir mahkeme kararındaki maddi vakıa tespitleri, sonradan açılan işçilik alacakları davasında hakimi bağlar niteliktedir. İşverenin bu kesinleşmiş tespitle çelişen savunmalarına hukuk düzeni tarafından itibar edilemez.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını incelerken somut olayın özelliklerine ve dosyaya sunulan delillere yönelik önemli tespitlerde bulunmuştur.
İlk olarak, davacı işçinin 2010 ve 2011 yılları için talep ettiği jestiyon primi değerlendirilmiştir. İşveren, davacının performansının düşük olduğunu ileri sürerek bu primin ödenmediğini savunmuş, mahkeme de bu savunmayı geçerli kabul etmiştir. Ancak Yargıtay, taraflar arasında daha önce görülüp kesinleşen Ankara 1. İş Mahkemesinin işe iade dosyasında, işçinin performansında bir düşüklük olmadığının yargı kararıyla sabit hale geldiğini tespit etmiştir. Kesinleşen bu karar göz ardı edilerek prim talebinin reddedilmesi eksik inceleme olarak kabul edilmiştir.
İkinci önemli tespit ise davacının fazla çalışma ücretleriyle ilgilidir. Davacı işçi, dava dilekçesinde haftanın 5 günü belli saatler arasında çalıştığını ve haftalık 45 saati aşan çalışmalarının bulunduğunu açıkça belirtmiştir. Buna rağmen mahkemenin hükme esas aldığı bilirkişi raporunda, işçinin ayda bir cumartesi günü de çalıştığı varsayılarak, işçinin kendi beyan ve talebini aşacak şekilde daha fazla bir süre üzerinden hesaplama yapılmıştır. Yargıtay, davacının fazla sürelerle çalışma talebi dahi bulunmazken, kendi iddiasını aşan bilirkişi hesaplamasının doğrudan hükme esas alınmasını taleple bağlılık ilkesine ve kamu düzenine açıkça aykırı bulmuştur.
Ayrıca Yargıtay, yerel mahkemenin davalı işveren lehine hükmettiği vekâlet ücreti hesaplamasında da takdiri indirimler üzerinden karşı tarafa vekâlet ücreti yükletilemeyeceği kuralının ihlal edildiğini belirlemiş, bu hususu da hatalı bir uygulama olarak kaydetmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, yerel mahkeme kararını yukarıda belirtilen hukuki ve usuli gerekçelerle bozmuştur.