Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2017/26485 E. 2019/23613 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2017/26485 |
| Karar No | 2019/23613 |
| Karar Tarihi | 18.12.2019 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Fazla mesai ücreti kıdem tazminatına eklenemez.
- Kısmi ıslahta bir haftalık süre kesindir.
- Süresinde yapılmayan ıslah hiç yapılmamış sayılır.
- Kıdem tazminatına esas ücrete sosyal yardımlar eklenir.
- Bordrodaki ek ödemenin mahiyeti detaylıca araştırılmalıdır.
Bu karar, işçilik alacaklarının hesaplanmasında tazminata esas giydirilmiş ücretin belirlenmesi ve usul hukukundaki ıslah süreleri açısından mahkemelere ciddi sınırlar çizen son derece kritik bir öneme sahiptir. Yargıtay, bordrolarda "ek ödeme" gibi genel ifadelerle yer alan meblağların niteliğinin somut olarak tespit edilmeden doğrudan kıdem tazminatına esas ücrete dahil edilmesini hukuka aykırı bulmuştur. Bilindiği üzere, süreklilik arz eden sosyal yardımlar tazminat hesabına katılırken, fazla çalışma ücreti gibi aydan aya değişkenlik gösteren ve işin yapılmasına bağlı olan ödemeler bu hesaba dahil edilemez. Dolayısıyla bu karar, bordro okumalarında yerel mahkemelere ve bilirkişilere çok daha titiz bir araştırma yükümlülüğü getirmektedir.
Öte yandan karar, usul hukukunun temel taşlarından biri olan kısmi dava ve ıslah kurallarına yönelik güçlü bir emsal nitelik taşımaktadır. Mahkemelerin Hukuk Muhakemeleri Kanunu uyarınca belirlenen bir haftalık kesin süreyi kendi inisiyatifleriyle uzatamayacağı, süresinde yapılmayan ıslah işleminin hiç yapılmamış sayılarak davanın yalnızca başlangıçtaki dava dilekçesinde belirtilen talep üzerinden karara bağlanması gerektiği vurgulanmıştır. Bu yönüyle karar, meslektaşların ve mahkemelerin yasal usul sürelerine sıkı sıkıya riayet etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatarak, adil yargılanma ve hukuki güvenlik ilkelerinin uygulamada yeknesaklığının sağlanmasına büyük bir katkıda bulunmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, bir sağlık kuruluşunda radyoloji teknikeri olarak görev yapan işçinin, işverenine karşı açtığı işçilik alacağı davasından kaynaklanmaktadır. İşçi, haftalık yasal çalışma süresi olan otuz beş saatin çok üzerinde, haftada kırk beş ila elli saat civarında çalıştırıldığını, milli ve dini bayramların büyük bir çoğunluğunda da mesai yapmaya zorlandığını iddia etmiştir.
Ayrıca çalışma şartlarının ağırlığına aykırı davranışlar ve kendisine yönelik uygulanan psikolojik baskı (mobbing) nedeniyle iş sözleşmesini haklı nedenle feshetmek zorunda kaldığını belirterek kıdem tazminatı, fazla mesai ile ulusal bayram ve genel tatil ücretlerinin faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir. İşveren ise iddiaları kesin bir dille reddederek, talep edilen alacakların çoktan zamanaşımına uğradığını ve işçinin iş sözleşmesini feshetmesi için ortada hiçbir haklı neden bulunmadığını savunmuştur. Uyuşmazlığı inceleyen yerel mahkeme işçinin iddialarını haklı bularak davanın kabulüne hükmetmiş, bunun üzerine işveren vekili kararı temyiz ederek konuyu Yargıtay önüne taşımıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay incelemesinde uyuşmazlığın çözümüne yönelik iki temel hukuki kural öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki, kıdem tazminatı hesabında dikkate alınacak ücretin tespit yöntemidir. 4857 sayılı İş Kanunu m.32 kapsamında, kıdem tazminatına esas ücret işçinin son brüt ücreti olup, bu ücrete devamlılık arz eden prim, yakacak, giyecek, kira, aydınlatma, servis ve yemek yardımı gibi parayla ölçülebilen ve düzenli olarak sağlanan menfaatler eklenerek "giydirilmiş ücret" bulunur. İşçiye sağlanan özel sağlık sigortası veya hayat sigortası primleri dahi bu kapsama girer. Ancak yerleşik Yargıtay içtihatları ve doktrin prensiplerine göre; fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti gibi arızi ve değişken nitelikteki ödemeler ile asgari geçim indirimi (AGİ) kıdem tazminatına esas ücrete kesinlikle eklenemez. Bordrolardaki ödeme kalemlerinin sadece isimlerine bakılarak karar verilemez, ödemelerin gerçek mahiyetinin hukuken incelenmesi zorunludur.
İkinci temel kural ise usul hukukunun katı kurallarına ilişkindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.181 hükmü, "Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir." şeklindeki açık ve emredici düzenlemeyi içermektedir. Islah, davanın veya savunmanın tek taraflı irade beyanıyla, karşı tarafın onayına ihtiyaç duymaksızın değiştirilmesi veya genişletilmesi kurumudur. Kanun koyucu, yargılamanın uzamasını engellemek amacıyla kısmi ıslah için kesin bir hak düşürücü süre öngörmüştür. Hakimin bu yasal süreyi uzatma, esnetme veya süreyi kaçıran tarafa yeni bir kesin süre verme yetkisi kanunen bulunmamaktadır. Eğer kısmi davada süresi içinde usulüne uygun bir ıslah işlemi yapılmazsa, dava tamamen başlangıçta sunulan dava dilekçesindeki miktar üzerinden yürütülür ve sonuçlandırılır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay tarafından yapılan detaylı incelemede, ilk derece mahkemesinin kıdem tazminatına esas ücreti belirlerken bariz bir hataya düştüğü tespit edilmiştir. Mahkeme, işçinin brüt ücretine tanık anlatımlarıyla belirlenen yemek yardımı ile birlikte bordroda "ek ödeme" adıyla yer alan miktarı doğrudan ilave ederek tazminat hesabı yapmıştır. İşveren tarafı ise bu "ek ödeme" kaleminin aslında işçinin yaptığı fazla çalışma ücretinin karşılığı olduğunu istikrarlı bir şekilde savunmuştur. Dosya içerisindeki maaş bordroları incelendiğinde, bazı aylarda bordroda hem "ek ödeme" hem de "fazla çalışma" sütununda rakam bulunduğu, bazı aylarda ise sadece bu sütunlardan birinin rakam içerdiği açıkça görülmüştür. Yargıtay, fazla çalışma ücretinin doğası gereği kıdem tazminatı hesabına katılamayacağı ilkesi gereğince, bordrodaki "ek ödeme" ibaresinin gerçekte neyin karşılığı olduğunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde araştırılması gerektiğine işaret etmiştir. Bu kalemin fazla mesai mi yoksa işçiye yapılan sürekli bir sosyal yardım mı olduğu saptanmadan ve gerekli değerlendirme yapılmadan doğrudan hesaba katılması eksik inceleme olarak nitelendirilmiştir.
Somut olaydaki diğer büyük hukuki hata, usul kurallarının mahkemece yanlış uygulanmasında kendini göstermiştir. İşçi, dava dilekçesi ve ıslah dilekçesi içeriklerinden anlaşıldığı üzere davasını bir kısmi dava olarak açmıştır. Yargılama sürecinde mahkeme, ıslah dilekçesini sunması için davacı tarafa kanuna aykırı biçimde iki hafta kesin süre vermiştir. Davacı bu sürede herhangi bir ıslah işlemi yapmamış, bir sonraki duruşmada tekrar süre talep etmiş ve mahkeme bu kez bir haftalık yeni bir süre daha vererek işçinin gecikmeli ıslah dilekçesini dosyaya kabul etmiştir. Yargıtay, kanunun emredici olarak öngördüğü bir haftalık yasal ıslah süresinin hakimin kararıyla veya ara kararıyla asla uzatılamayacağını vurgulamıştır. Süresinde yapılmayan ıslahın hiç yapılmamış sayılacağı kesin kuralı gereğince, davanın yalnızca dava dilekçesinde belirtilen kısıtlı taleplerle sınırlı şekilde sonuçlandırılması gerekirken, davanın belirsiz alacak davasıymış gibi artırılan yüksek miktarlar üzerinden hüküm kurulması usul ve yasaya açıkça aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, kıdem tazminatına esas ücretin eksik incelemeyle belirlenmesi ve süresinde yapılmayan ıslah işleminin hatalı şekilde kabul edilmesi sebepleriyle yerel mahkemenin kararını bozmuştur.