Anasayfa Karar Bülteni AİHM | ATANASIJE RISTIC | BN. 38336/21

Karar Bülteni

AİHM ATANASIJE RISTIC BN. 38336/21

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / 3. Bölüm
Başvuru No 38336/21
Karar Tarihi 26.08.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki HUDOC
  • Kayıt dışı gözaltı, kişi hürriyeti hakkının açık ihlalidir.
  • Gözaltı işlemlerinde resmi tutanak tutulması kesin bir zorunluluktur.
  • Yakalanan kişiye yakalama nedenleri derhal bildirilmek zorundadır.
  • Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişi derhal hâkim önüne çıkarılmalıdır.
  • Tutukluluğa itiraz imkânının fiilen engellenmesi temel hakları zedeler.

Bu karar, kolluk kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen fiili yakalama ve gözaltı işlemlerinin resmi olarak kayıt altına alınmamasının, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını güvence altına alan hükümlerinin çok ağır bir ihlali olduğunu ortaya koymaktadır. Karar, ulusal makamların operasyonel zorluklar, acil durumlar veya tıbbi müdahale gereklilikleri gibi çeşitli mazeretler öne sürerek resmi yakalama tutanağı düzenlemekten kesinlikle kaçınamayacağını vurgulamaktadır. Kayıt dışı tutulan her türlü özgürlükten yoksun bırakma eyleminin, devletin keyfiliğine yol açacağı ve hukukun üstünlüğü ilkesini temelinden sarsacağı kesin bir dille ifade edilmektedir. Aynı zamanda, kişinin yakalama nedenleri hakkında derhal bilgilendirilmemesi ve kısa süre içinde bir hâkim önüne çıkarılmaması gibi adil bir hukuk sisteminin temel güvencelerinin yok sayılmasının kabul edilemez olduğu belirtilmektedir.

Benzer davalar açısından bu kararın en önemli emsal etkisi, taraf devletlerin kayıt dışı gözaltı veya fiili tutma uygulamalarına karşı hiçbir esneklik veya tolerans gösterilmemesi gerektiği yönündedir. Mahkeme, kolluk makamlarının resmi kayıtları tutmamasını sadece basit bir bürokratik usul eksikliği olarak görmemiş; aksine, bu durumu kişinin tutulma koşullarına yargı mercileri önünde itiraz etme hakkını da tamamen ortadan kaldıran, birbirine bağlı bir temel hak gaspı zinciri olarak kabul etmiştir. Uygulamada, kolluk kuvvetlerinin yakalama, hastaneye sevk, tedavi süreci ve sonrasındaki gözaltı aşamalarını dakikası dakikasına, şeffaf bir şekilde belgelendirmesinin zorunluluğu bir kez daha uluslararası yargı içtihadı ile tescillenmiştir. Bu durum, keyfi tutuklamaları önleme konusunda ulusal makamlara çok daha katı bir idari ve yargısal denetim yükümlülüğü getirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Sırbistan vatandaşı Atanasije Ristić, Sırbistan devletine karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Uyuşmazlığın temelinde, başvurucunun 19 Kasım 2016 tarihinde polis tarafından sokakta durdurulması sırasında yuttuğu iddia edilen uyuşturucu dolu bir plastik poşetin, acil bir tıbbi müdahaleyle hastanede midesinden ameliyatla çıkarılması süreci yatmaktadır. Başvurucu, 19 ile 23 Kasım 2016 tarihleri arasında hem hastanede yatağa kelepçeli olarak hem de taburcu edildikten sonra karakolda bütünüyle polis gözetiminde tutulmasına rağmen, bu dört günlük fiili gözaltı sürecine ilişkin hiçbir resmi tutanak tutulmadığını belirtmiştir. Kendisine hiçbir aşamada yakalama nedenlerinin bildirilmediğini, haklarının hatırlatılmadığını ve kanuni süreler içerisinde bir hâkim önüne çıkarılmadığını belirterek ulusal mahkemelere itiraz etmiş, ancak sonuç alamamıştır. Bunun üzerine başvurucu, devletin bu kayıt dışı gözaltı işlemiyle en temel insan haklarından olan özgürlük ve güvenlik hakkını ağır biçimde ihlal ettiğini ileri sürerek dava açmış ve bu hukuksuz sürecin uluslararası alanda tespiti ile tarafına manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı karara bağlarken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.5 (kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı) hükümlerini ve bu madde etrafında şekillenen yerleşik içtihat prensiplerini esas almıştır. Söz konusu madde, hiç kimsenin hukuka uygun bir prosedür olmaksızın özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağını güvence altına alarak devletin keyfi müdahalelerine karşı bireyi korumaktadır.

Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir kişinin hürriyetinden yoksun bırakılması durumunda yakalama tarihinin, saatinin, yerinin, yakalama nedenlerinin ve işlemi yapan kişilerin isimlerinin yer aldığı resmi bir tutanağın düzenlenmemesi, Sözleşme m.5/1 hükmünün amacına ve ruhuna tamamen aykırıdır. Mahkeme doktrininde, kayıt dışı veya devlet tarafından resmi olarak kabul edilmeyen bir tutulma hali, keyfiliğe karşı sağlanan temel güvencelerin tamamen inkârı ve hakkın en ağır ihlali olarak tanımlanmaktadır.

Bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.5/2 uyarınca, yakalanan her kişiye yakalanma nedenleri ve kendisine yöneltilen suçlamalar derhal bildirilmek zorundadır. Bu bilgilendirme, kişinin tutulma halinin hukuka uygunluğunu denetleyebilmesi için vazgeçilmez bir ön şart olarak kabul edilir. Kişiye neden tutulduğu söylenmediğinde, Sözleşme m.5/4 kapsamında güvence altına alınan, tutukluluğun yasallığına itiraz etme ve tahliye talep etme hakkı da fiilen ve hukuken ortadan kalkmış olur.

Ayrıca, Sözleşme m.5/3 gereği, yakalanan veya gözaltına alınan bir kişinin derhal bir hâkim veya adli görev yapmaya yetkili diğer bir makam önüne çıkarılması emredici bir kuraldır. Ulusal makamların operasyonel zorluklar, şüphelinin kaçma girişimi veya acil tıbbi müdahale gerekliliği gibi gerekçelere sığınarak resmi gözaltı kayıtlarını tutmaktan kaçınması ve yargısal denetimi devre dışı bırakması, hukukun üstünlüğü ilkesiyle bağdaşmaz ve demokratik bir toplumda kişi hürriyeti hakkının özünü zedeler.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvurucunun 19 Kasım 2016 ile 23 Kasım 2016 tarihleri arasında, kolluk kuvvetlerinin tam ve fiili kontrolü altında kalarak özgürlüğünden açıkça yoksun bırakıldığını tespit etmiştir. Olay gecesi polisten kaçarken yakalanan ve midesindeki uyuşturucu poşeti nedeniyle acilen hastaneye götürülerek ameliyat edilen başvurucunun, hastanedeki kritik tedavisi süresince yatağına kelepçelendiği ve kapısında polis nöbetiyle gözetim altında tutulduğu, taburcu edilmesinin hemen ardından da doğrudan polis merkezine götürüldüğü tartışmasız bir şekilde sabittir. Ancak Hükümetin de yargılama aşamasında itiraz edemediği üzere, bu kesintisiz dört günlük fiili alıkoyma sürecinde başvurucunun yakalanmasına, tutulmasına ve gözaltına alınmasına ilişkin hiçbir resmi tutanak veya adli belge düzenlenmemiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, en temel adli işlem olan yakalama tutanağının olay anında veya sonrasında hiç düzenlenmemesini son derece ciddi bir hak ihlali olarak değerlendirmiş ve polisin karşılaştığı iddia edilen operasyonel zorlukların veya tıbbi aciliyet durumunun devletin resmi kayıt tutma yükümlülüğünü hiçbir şekilde ortadan kaldırmayacağını vurgulamıştır. Resmi bir adli kayıt olmaksızın bir kişinin günlerce devletin kolluk güçlerinin gözetimi altında fiilen tutulması, kişi özgürlüğü hakkının özüne yönelik en ağır ve tehlikeli ihlallerden biri olarak kabul edilmiştir.

Ayrıca, başvurucuya yakalanma nedenleri veya sahip olduğu yasal haklar hakkında hiçbir resmi bildirim veya sözlü açıklama yapılmamıştır. Resmi kayıtlarda gözaltında görünmediği için başvurucunun kanuni süreler içinde bir hâkim önüne çıkarılması veya tutulmasının hukuka aykırılığına yargı mercileri önünde itiraz edebilmesi hukuken ve fiilen tamamen imkânsız hale getirilmiştir. Hastane tedavisinin ardından karakola götürülüp birkaç saat sonra serbest bırakılan başvurucunun, tüm bu günler boyunca devletin mutlak kontrolü altında bulunmasına rağmen, bir hukuk devletinde olması gereken tüm yasal güvencelerden bütünüyle mahrum bırakıldığı çok net bir biçimde görülmüştür.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, kayıt dışı gözaltı uygulaması ve adli yasal güvencelerin sağlanmaması nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinin 1., 2., 3. ve 4. fıkralarının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: