Karar Bülteni
AYM Yusuf Şimşek BN. 2021/39407
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2021/39407 |
| Karar Tarihi | 07.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Karar hakkı, uyuşmazlığın esastan incelenmesini gerektirir.
- Davanın esasa girilmeden reddi karar hakkını zedeler.
- İptal edilen kanun hükmüne dayalı ret ihlaldir.
- Mahkemeye erişim, çözüm kapasiteli yargılamayı zorunlu kılar.
- Şeklî mahkeme kararları adil yargılanmayı sağlamaz.
Bu karar, kamu görevinden kanun hükmünde kararname (KHK) ile ihraç edildikten sonra Olağanüstü Hal (OHAL) İşlemleri İnceleme Komisyonu kararıyla görevine iade edilen kamu görevlilerinin tazminat hakları bakımından büyük bir hukuki önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, göreve iade edilen kişilerin ihraç edildikleri dönemde uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini için açtıkları davaların, salt yasal yasaklayıcı hükümler gerekçe gösterilerek uyuşmazlığın esasına hiç girilmeden reddedilmesinin adil yargılanma hakkının temel bir parçası olan karar hakkını ciddi şekilde zedelediğini net bir biçimde ortaya koymuştur. Yargı mercilerinin uyuşmazlığın esasını çözüme kavuşturmaktan kaçınması, vatandaşın mahkemeye erişim hakkının özünü boşaltan bir uygulama olarak nitelendirilmiştir.
Benzer davalardaki emsal etkisine bakıldığında, idare mahkemelerinin önüne gelen uyuşmazlıklarda peşin yasal kısıtlamalara dayanarak şeklî ret kararları vermemesi gerektiği, her davanın taraflarına ve somut olayın özgül koşullarına uygun bir yargısal değerlendirme yapma zorunluluğu bulunduğu özenle vurgulanmaktadır. Özellikle Anayasa Mahkemesinin geçmişte verdiği iptal kararlarının ardından, idari veya yasal engellerin temel hak ve özgürlüklerin kullanımını ortadan kaldıramayacağı bir kez daha en üst perdeden teyit edilmiştir. Bu karar, OHAL komisyonu kararıyla işe iade edilen binlerce kamu görevlisinin açtığı veya ileride açacağı muhtemel tazminat davalarında idare mahkemelerinin uyuşmazlığın esasına girerek somut zarar tespiti yapmasını ve adil bir karara ulaşmasını zorunlu kılan çok güçlü bir emsal niteliğindedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Adana Gümrük Müdürlüğünde icra memuru olarak çalışan Yusuf Şimşek, olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan bir kanun hükmünde kararname (KHK) ile kamu görevinden ihraç edilmiştir. Bu ihracın ardından hukuki yollara başvuran kişi, OHAL Komisyonunun yaptığı inceleme sonucunda haksızlığa uğradığı anlaşılarak görevine iade edilmiştir. Göreve dönmesinin ardından, haksız yere işinden uzak kaldığı dönemde kendisinin terör örgütüyle ilişkilendirilmesi sebebiyle kişisel ve mesleki itibarının toplum nezdinde çok ağır şekilde zedelendiğini belirterek bağlı bulunduğu kuruma başvurmuş ve idarenin hizmet kusuruna dayanarak manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. İdarenin bu haklı talebi reddetmesi üzerine, manevi zararının karşılanması istemiyle idare mahkemesinde bir dava açmıştır. Ancak idare mahkemesi, davanın içeriğini, kişinin ne kadar zarar gördüğünü veya olayın detaylarını hiç incelemeden, sadece o dönem yürürlükte olan "göreve iade edilenlerin tazminat talep edemeyeceğine" dair yasal hükmü gerekçe göstererek davayı peşin olarak reddetmiştir. Bu uyuşmazlık, mahkemenin vatandaşın açtığı davada işin esasına girmemesi ve uyuşmazlığı karara bağlamaması etrafında şekillenmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi önüne gelen bu uyuşmazlığı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en temel bileşenlerinden biri olan karar hakkı çerçevesinde değerlendirmiştir. Evrensel hukuk ilkeleri ışığında karar hakkı; bir vatandaşın yaşadığı uyuşmazlığı bir mahkeme önüne serbestçe taşıyabilmesini, mahkemeye sunulan iddia ve savunmaların yargı merciince esastan, dikkatle incelenerek değerlendirilmesini ve en nihayetinde davanın adil bir sonuca bağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Mahkemelerden sadece kâğıt üzerinde kalan şeklî bir karar elde etmek vatandaşın adalet arayışını tatmin etmez; uyuşmazlığın esasını, mağduriyetin boyutunu çözüme kavuşturma kapasitesine sahip gerçek bir yargısal hüküm verilmesi esastır.
Söz konusu davanın yerel idare mahkemesi tarafından reddedilmesine gerekçe olarak gösterilen temel yasal kural, 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun m.10 metninin birinci fıkrasının son cümlesidir. Bu kuralda o dönem, "Bu kişiler, kamu görevinden çıkarılmalarından dolayı herhangi bir tazminat talebinde bulunamaz." şeklinde oldukça katı ve kesin bir yasaklama hükmü yer almaktaydı.
Ne var ki Anayasa Mahkemesinin daha önce yayımladığı iptal kararlarına ve yerleşik içtihat prensiplerine göre, bireylerin idarenin haksız işlemleri nedeniyle uğradıkları her türlü maddi veya manevi zararları yargı mercileri önünde dava konusu edebilmeleri, demokratik bir hukuk devletinde etkili başvuru hakkının en doğal ve zorunlu sonucudur. Anayasa Mahkemesi norm denetimi yoluyla verdiği güncel bir kararında, göreve iade edilenlerin haksız ihraç işlemi nedeniyle uğradıkları zararları giderme fırsatını tamamen ortadan kaldıran bu tazminat yasağı kuralını Anayasa’nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkına açıkça aykırı bularak iptal etmiştir. Tüm bu hukuki gelişim ve yerleşik kurallar ışığında, sırf kanuni bir yasaklayıcı düzenleme var diye mahkemenin uyuşmazlığın esasını çözmekten imtina etmesi, otomatik ve şablon bir ret gerekçesiyle davanın üstünün örtülmesi, adil yargılanma hakkının açık bir ihlali olarak kabul edilmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayın detayları incelendiğinde, başvurucunun kamu görevinden KHK ile ihraç edildikten uzun bir süre sonra OHAL Komisyonu tarafından aklanarak yeniden görevine iade edildiği hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortadadır. Başvurucu, kamu görevinden ayrı kaldığı bu sancılı süreçte haksız yere terör örgütü ile irtibatlandırıldığını, bu durumun çevresinde, ailesinde ve mesleki hayatında onarılamaz yaralar açtığını, kişisel itibarını derinden zedelediğini savunmuş; devletin bu süreçteki hizmet kusuru nedeniyle bir manevi tazminat davası açarak adalet talep etmiştir. Buna karşın, davaya bakmakla görevli Adana 2. İdare Mahkemesi, başvurucunun uğradığını iddia ettiği ruhsal ve manevi zararlar, yaşadığı ihraç süreci ve olayın kişiye yaşattığı özgül koşullar hakkında en ufak bir somut inceleme, araştırma veya hukuki değerlendirme yapmamıştır.
Mahkeme, kararını çok pratik bir yöntemle, yalnızca o tarihte yürürlükte bulunan 7075 sayılı Kanun m.10 kapsamındaki "tazminat talebinde bulunulamaz" yönündeki yasal engele dayandırmıştır. Hâlbuki bu yasal engel, Anayasa Mahkemesinin yakın dönemde verdiği iptal kararıyla Anayasa'ya açıkça aykırı bulunarak Türk hukuk sisteminden tamamen çıkarılmıştır. İptal kararında altı çizildiği üzere, komisyon kararıyla haksızlığı anlaşılarak göreve iade edilen kişilerin, ihraç edildikleri ve çeşitli tedbirlere maruz kaldıkları o zorlu dönemde uğradıkları maddi veya manevi zararların devlet tarafından giderilmesi için idari ve yargısal yollara başvurabilmesi temel ve dokunulamaz bir anayasal haktır. İdarenin sebep olduğu mağduriyetin yargı önünde giderilmesini toptan yasaklayan bir yaklaşım hukukun genel prensiplerine taban tabana zıttır.
Başvuruya konu edilen süreçte yerel idare mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığın maddi ve hukuki yönlerini bütünüyle ele alma, sunulan iddiaları ve delilleri hakkaniyet çerçevesinde değerlendirme ve uyuşmazlığı adil bir çözüme bağlama gibi asli yargısal işlevlerini yerine getirmemiştir. Başvurucuya özgü hukuki durum ve fiilî şartlar değerlendirilmeksizin, peşin bir yasal yasaklamaya dayanılarak davanın şeklen ve hızla reddedilmesi, başvurucunun dava açmaktaki asıl amacını, yani adalete ulaşma hedefini tamamen anlamsız kılmıştır. Adil yargılanma hakkı kapsamında Türk yargı makamlarından beklenen en temel tutum, vatandaşın davasında esasa ilişkin derinlikli bir yargısal inceleme yapılmasıdır. Bu yükümlülüğün göz ardı edilmesi, hakkı arama yollarını salt kâğıt üzerinde kalan soyut ve işlevsiz bir şekle dönüştürmüştür.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, uyuşmazlığın esasına yönelik bir inceleme yapılmadan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.