Anasayfa Karar Bülteni AYM | Ekrem Kara | BN. 2021/63673

Karar Bülteni

AYM Ekrem Kara BN. 2021/63673

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/63673
Karar Tarihi 07.01.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İtiraz merciinin kararı yeterli hukuki gerekçe içermelidir.
  • Tarafların davanın sonucunu değiştirecek esaslı iddiaları değerlendirilmelidir.
  • Koruma tedbirine yapılan itirazlar somut olarak incelenmelidir.
  • Gerekçesiz ve şablon ret kararı hakkı ihlal eder.

Bu karar, şiddetin önlenmesi amacıyla verilen önleyici ve koruyucu tedbir kararlarına karşı yapılan itirazların yargı mercilerince nasıl incelenmesi gerektiği hususunda son derece kritik ve yol gösterici bir öneme sahiptir. Karar, şiddet mağdurunun korunması amacıyla tedbir taleplerinin doğası gereği çok hızlı ve bazen tek taraflı beyanla verilebilmesine karşın, bu kararlara karşı yapılan itiraz aşamasında itiraz mercilerinin şeklî ve yüzeysel bir incelemeden öteye geçmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesine göre, itiraz mercii, itiraz edenin iddia ve delillerini somut olarak tartışmakla ve tatminkâr bir biçimde gerekçelendirmekle yükümlüdür. Aleyhine tedbir kararı verilen tarafın somut ve uyuşmazlığın esasına etkili itirazlarının hiçbir hukuki gerekçe gösterilmeden, sadece matbu ve şablon ifadelerle reddedilmesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının açık, bariz ve ağır bir ihlalidir.

Benzer davalardaki emsal etkisi ve uygulamadaki önemi değerlendirildiğinde, bu kararın doğrudan aile mahkemeleri ve itirazları inceleyen mercilerin yerleşik pratikleri üzerinde çok ciddi bir dönüşüm yaratması beklenmektedir. Uygulamada, şiddet mağdurunun mutlak şekilde korunması ilkesi ile aleyhine tedbir istenen kişinin adil yargılanma hakları arasında oldukça hassas bir anayasal denge kurulması zorunluluğu bir kez daha hatırlatılmıştır. İtiraz mercileri, karar verirken sadece kanunun koruyucu amacının arkasına sığınarak gerekçesiz ret kararları veremeyecek, dosyaya sunulan karşı delilleri ve hukuki argümanları kendi kararlarında tatminkâr ve ikna edici biçimde karşılamak zorunda kalacaktır. Bu hukuki durum, özellikle boşanma davaları sürecinde sıklıkla rastlanan soyut iddialarla ve delilsiz olarak alınan tedbir kararlarına karşı yapılan haklı itirazların hukuki denetimini daha da güçlendirecek, uygulamadaki olası keyfîliklerin ve hak ihlallerinin önüne geçecektir. Karar, yargı organlarına, hızlı hareket etme ve tedbir alma zorunluluğunun gerekçeli karar hakkını bertaraf edemeyeceğini net bir şekilde hatırlatan, emsal teşkil eden çok güçlü bir içtihat niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, taraflar arasında devam eden çekişmeli bir boşanma davası sürecinde eşlerden birinin diğerine yönelik koruma tedbiri talep etmesi ve bu hukuki talebin aile mahkemesi tarafından kabul edilmesi etrafında şekillenmektedir. Somut olayda, başvurucu Ekrem Kara'nın boşanma aşamasındaki eşi, kendisine yönelik manevi ve ekonomik şiddete uğrama tehlikesi altında bulunduğunu iddia ederek mahkemeye başvurmuş ve yasal koruma talep etmiştir. Aile mahkemesi ise sadece tedbir isteyen eşin tek taraflı ve soyut beyanlarına dayanarak, başvurucu aleyhine üç ay süreyle şiddete yönelik söz söylememe, müşterek konuttan derhâl tahliye edilme, müşterek konutun eşe tahsisi ve iletişim araçlarıyla rahatsız etmeme gibi çeşitli ağır önleyici tedbir kararları vermiştir. Başvurucu ise aleyhinde hiçbir somut delil bulunmadığını, iddia edilen olayların tamamen gerçek dışı olduğunu ve kararın haksızlığını belirterek bir üst merciye söz konusu tedbir kararı hakkında itiraz etmiştir. Ancak itiraz mercii, başvurucunun dosyaya sunduğu bu esaslı iddialarını hiçbir şekilde incelemeden ve somut hukuki bir değerlendirme yapmadan itirazı bütünüyle gerekçesiz bir şekilde reddetmiştir. Uyuşmazlığın temel konusu, itiraz merciinin bu gerekçesiz ve şablon ret kararının başvurucunun adil yargılanma hakkını ihlal edip etmediği hususudur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve bu hakkın en önemli yapı taşlarından biri olan gerekçeli karar hakkı çerçevesinde hareket etmiştir. Adil yargılanma hakkının temel amacı, kişilerin mahkemeler önünde hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını güvence altına almak, mahkemelerin keyfîlikten uzaklaşmasını sağlamak ve yargılama süreçlerinin şeffaf bir şekilde üst merciler ile toplum tarafından denetlenebilmesine olanak tanımaktır.

Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, mahkeme kararlarının uyuşmazlığın temel maddi ve hukuki sorunlarını mutlaka içermesi, taraflarca yargılama boyunca ileri sürülen ve davanın sonucunu doğrudan etkileyebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazları tatminkâr bir biçimde karşılaması anayasal bir zorunluluk teşkil eder. Anayasa Mahkemesinin defaatle vurguladığı üzere, ilk derece mahkemesince hiç karşılanmayan veya ancak kanun yolu merciinde ilk defa ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların, itiraz veya kanun yolu merciince de hiçbir şekilde değerlendirilmemesi ve bütünüyle yanıtsız bırakılması gerekçeli karar hakkının açık bir ihlaline yol açar.

Olayın hukuki zeminini oluşturan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun hükümleri, şiddete uğrayan veya şiddete uğrama riski altında bulunan zayıf kişilerin hızla korunmasını ve şiddetin önlenmesini amaçlar. Bu özel kanun kapsamında verilen tedbir kararları doğası gereği çok büyük bir ivedilik gerektiren ve bazen tek taraflı beyanlarla, hatta delil dahi aranmadan tesis edilebilen kararlardır. Ancak bu ivedilik hâli ve mutlak koruma amacı, aleyhine tedbir kararı verilen kişinin bu kararlara karşı yargı yoluna başvurduğunda yaptığı itirazların sadece şeklî bir incelemeye tabi tutulmasına asla yasal bir kılıf oluşturamaz. Yargı mercileri, kanunun onlara tanıdığı geniş takdir yetkisini kullanırken itiraz edenin beyan ve delillerini etkili bir şekilde ve titizlikle incelemek, tarafların iddialarını tatminkâr bir şekilde hukuki argümanlarla gerekçelendirmekle yükümlüdür. Aksi bir uygulama, hukuk devleti ilkesini ve yargıya olan toplumsal güveni sarsıcı nitelikte bir adaletsizlik kabul edilmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olay bağlamında başvurucunun bireysel başvuru formunda itiraz merciinin verdiği karardan dolayı adil yargılanma hakkı, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ve eşitlik ilkesinin açıkça ihlal edildiğine dair çeşitli hukuki iddialar ileri sürdüğünü tespit etmiş; ancak olayların hukuki nitelendirmesinin Mahkemeye ait olduğu şeklindeki evrensel hukuk ilkesinden hareketle, tüm bu iddiaları adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkı yönünden incelemeye tabi tutmuştur.

Yüksek Mahkemenin başvuru dosyasını incelemesinden, aile mahkemesinin devam eden ve çekişmeli geçen boşanma davasında, karşı taraf olan eşin manevi ve ekonomik şiddete uğrama tehlikesi altında bulunduğuna dair beyanları üzerine 6284 sayılı Kanun uyarınca başvurucu aleyhine derhâl evden uzaklaştırma, müşterek konutu terk etme ve iletişimi engelleme gibi oldukça sert tedbir kararları aldığı anlaşılmıştır. Başvurucu ise, hukuki hakkını kullanarak bu karara karşı sunduğu detaylı itiraz dilekçesinde, söz konusu ağır tedbir kararının sadece karşı tarafın mesnetsiz ve soyut beyanlarına dayandığını, yargılama dosyasında aleyhine hiçbir somut delil veya emare bulunmadığını ve iddia edilen şiddet olaylarının tamamen gerçek dışı birer kurgu olduğunu oldukça net, anlaşılır ve esaslı bir biçimde dile getirmiştir.

Buna karşın Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararda başvurucunun bu hayati iddialarıyla ilgili herhangi bir hukuki değerlendirme, gerekçelendirme ve tartışma bulunmadığını saptamıştır. Sürecin devamında daha da vahim olan durum ise, itiraz merciinin de başvurucunun sunduğu bu spesifik, davanın seyrini ve itirazın sonucunu doğrudan değiştirebilecek nitelikteki esaslı savunmalar hususunda hiçbir somut araştırma veya değerlendirme yapmamış olmasıdır. İtiraz makamı, verilen bu ağır hak kısıtlayıcı tedbir kararına yapılan itirazın neden reddedildiğini tarafları ikna edecek asgari düzeyde dahi açıklamamıştır. İtiraz merciinin, başvurucunun iddialarını tamamen yanıtsız bırakan, olayla bağlantı kurmayan ve basmakalıp şablon ifadelerden öteye geçmeyen bu kayıtsız tutumu, Anayasa'nın güvence altına aldığı gerekçeli karar hakkının temel ilkeleriyle hiçbir surette bağdaşmaz bulunmuştur. Somut olayda, koruma tedbirinin sürdürülmesi bakımından itiraz merciinin vermiş olduğu kararın meşru, hukuki ve tatminkâr bir gerekçeden bütünüyle yoksun olduğu tespit edilerek başvurucunun mağduriyeti tescillenmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: