Anasayfa Karar Bülteni AYM | Oktay Keskin | BN. 2021/23756

Karar Bülteni

AYM Oktay Keskin BN. 2021/23756

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/23756
Karar Tarihi 17.12.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kanun değişikliği etkili başvuru hakkını zedeleyemez.
  • Mülkiyet hakkı yargısal yollarla etkin korunmalıdır.
  • Alacağın tahsilini imkânsızlaştıran düzenlemeler ihlal sebebidir.
  • Yargılama sırasındaki yasa değişikliği mağduriyet yaratmamalıdır.
  • Derdest davalara yönelik yasal müdahaleler hakkı kısıtlayamaz.

Bu karar, bireylerin mülkiyet haklarını korumak amacıyla başvurdukları yargı yollarının, sonradan yürürlüğe giren kanuni düzenlemelerle işlevsiz kılınmasının açık bir anayasal hak ihlali niteliğinde olduğunu güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığın yargı mercileri önünde devam ettiği sırada yasama organı tarafından çıkarılan bir yasanın, davacının alacağını tahsil etme imkânını bütünüyle ortadan kaldırmasının sadece mülkiyet hakkına değil, aynı zamanda bu hakla doğrudan doğruya bağlantılı olan etkili başvuru hakkına da ağır bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. Kişilerin hukuki çare aramak için yargı yoluna başvurmasının ardından devletin yürüttüğü yasama faaliyetiyle bu yolun pratik ve hukuki faydasını sıfırlaması, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri başta olmak üzere anayasal güvencelerle hiçbir şekilde bağdaşmamaktadır.

Uygulamadaki önemi bakımından bu karar, devam eden derdest davalarda kanun koyucunun mevcut hukuki durumları davacıların aleyhine ortadan kaldıran müdahalelerine karşı sağlam bir anayasal koruma kalkanı işlevi görmektedir. Benzer nitelikteki parasal uyuşmazlıklarda ve alacak iddialarında, mahkemelerin yeni yasal düzenlemeleri tatbik ederken kişilerin mülkiyet haklarının içini boşaltan ve adalet arayışını yalnızca şekli bir prosedüre dönüştüren yorumlardan kesinlikle kaçınmaları gerektiği vurgulanmaktadır. Emsal teşkil eden bu anayasa yargısı içtihadı sayesinde, ticari şirketlere veya kurumlara yatırılan paraların iadesi için açılan davalarda, süreç içinde yapılan yasal değişikliklerin hak arayan mağdurların aleyhine katı bir şekilde uygulanması engellenmekte ve yeniden yargılama yoluyla mahkemeler eliyle yaşanan hukuki mağduriyetlerin tam anlamıyla giderilmesinin hukuki zemini oluşturulmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucu Oktay Keskin'in bir şirkete yatırdığı paranın iadesi talebiyle başlattığı hukuki sürecin, yargılama devam ederken yapılan yeni bir kanuni düzenleme nedeniyle tamamen sonuçsuz kalmasından kaynaklanmaktadır. Başvurucu, ilgili şirketle yaşadığı mali sorun üzerine, kuruma yatırdığı şahsi parasını geri alabilmek için yetkili ilk derece mahkemelerine başvurarak alacak davası açmıştır.

Ancak iade davası mahkemeler önünde devam ettiği sırada yasama organı tarafından yürürlüğe konulan yeni bir kanun hükmü, başvurucunun alacağını tahsil etme ve hakkına kavuşma ihtimalini ortadan kaldırmıştır. Açılan alacak davası, mevcut olan bu yeni yasal değişiklik gerekçe gösterilerek mahkemelerce reddedilmiş ve böylelikle tahsil yolu fiilen ve hukuken kapatılmıştır. Başvurucu da mevcut yargı yolunun sonradan çıkarılan kanunla bütünüyle etkisiz hâle getirildiğini ve haksızlığa uğratılarak mağdur edildiğini belirterek, parasını geri alamaması nedeniyle mülkiyet ve etkili başvuru haklarının zedelendiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu hukuki uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 hükmünde düzenlenen mülkiyet hakkı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 40 hükmünde güvence altına alınan etkili başvuru hakkı çerçevesinde derinlemesine bir anayasal değerlendirme yapmıştır. Mülkiyet hakkı, kişilere maddi varlıkları üzerinde diledikleri gibi hukuki tasarrufta bulunma yetkisi verirken, bu hakkın herhangi bir şekilde ihlal edilmesi durumunda başvurulacak yargı yollarının hem hukuken erişilebilir olması hem de pratikte sonuç doğurmaya elverişli yapıda bulunması temel bir şarttır.

Yerleşik anayasal içtihatlar ve genel evrensel hukuk prensipleri gereğince, bireylerin haklı alacaklarını tahsil edebilmeleri için öngörülen hukuki yolların yalnızca şeklen veya teorik olarak var olması yeterli görülmemektedir. Etkili başvuru hakkı, kişinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü hakkına gerçek manada kavuşabilmesi için yeterli başarı şansı sunan, makul sürede ulaşılabilir olan ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip hukuki mekanizmaların devlet tarafından tesis edilmesini ve istikrarlı bir şekilde sürdürülmesini emreder. Bir hukuki yolun uyuşmazlık çözümü için işletildiği sırada, yasama organı tarafından geçmişe yürür etkiyle veya devam eden süreçleri etkileyecek tarzda yapılan kanuni düzenlemelerle söz konusu mekanizmanın işlevsiz hâle getirilmesi, anayasal teminatların doğrudan zedelenmesi anlamına gelmektedir.

Modern hukuk doktrininde ve anayasa yargısında da tartışmasız kabul edildiği üzere, derdest davalarda hukuki durumu davacı tarafın aleyhine ve hakkın özüne dokunacak şekilde değiştiren her türlü yasal müdahale, devlete duyulan güveni sarsarak hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleriyle temelden çatışır. Benzer davalar için daha önce oluşturulan emsal içtihatlarda (özellikle Turgay Kılıç kararı) açıkça belirtildiği gibi, alacağın tahsili amacıyla usulüne uygun şekilde başlatılan yargılama süreci işlerken yürürlüğe giren yeni bir yasa kuralının, hukuki mekanizmayı işletme imkânını ve tahsilat umudunu başvurucunun elinden bütünüyle alması, mülkiyet hakkı ile organik bağlantısı bulunan etkili başvuru hakkının açık bir ihlalini oluşturur. Anayasa Mahkemesi de somut uyuşmazlıkta bu temel hukuk kurallarını merkeze almıştır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, dosyaya yansıyan somut olayda başvurucunun şirkete yatırdığı parasının iadesi için hukuki mekanizmaları usulüne ve süresine uygun şekilde harekete geçirdiğini net bir biçimde tespit etmiştir. Başvurucu, alacağını tahsil etmek amacıyla yasal mevzuata uygun yollara başvurmuş ve iddialarını mahkemeler önüne taşımıştır. Ancak yargılama süreci henüz derdestken ve hukuki bir sonuca bağlanmamışken yürürlüğe giren kanuni düzenleme, başvurucunun başlattığı bu hukuki yolun başarı şansını ve tahsil imkânını bütünüyle ortadan kaldırmıştır.

Yüksek Mahkeme, olay ve olguları incelediği somut başvuru ile birebir aynı veya çok benzer nitelikte olan daha önceki emsal nitelikteki içtihatlarına atıf yaparak, uygulanması gereken anayasal ilkeleri bir kez daha açıkça teyit etmiştir. Bu anayasal çerçevede, kanuni dayanaklarla bir alacağın tahsili için yargısal hukuki yollara başvuran kişinin, yargılama esnasında devletin yasama gücünü kullanması ve yasa değişikliğine gitmesi neticesinde hakkına kavuşma mekanizmalarından tamamen mahrum bırakılması anayasal düzende kabul edilemez bir durum olarak bulunmuştur. Başvurucunun bizzat kendi ihmal veya kusurundan kaynaklanmayan ve bütünüyle davası sonradan yapılan bir kanuni düzenleme neticesinde ortaya çıkan bu mağduriyet tablosu, Anayasa tarafından titizlikle korunan hakların açık bir ihlalini oluşturmaktadır.

Mahkeme heyeti, mevcut başvuruda daha önce belirlenen ilkelerden ve ulaşılan anayasal sonuçlardan ayrılmayı gerektiren herhangi bir farklı hukuki durumun veya istisnanın bulunmadığına kesin kanaat getirmiştir. Dolayısıyla, başvurucunun sahip olduğu mülkiyet hakkını korumak için başvurduğu yargı yolunun devletin müdahalesiyle etkisiz kılınması nedeniyle, hakkın özüne doğrudan dokunan ölçüsüz bir müdahale gerçekleştiği saptanmıştır. Tespit edilen hak ihlalinin yarattığı mağduriyetin ve sonuçlarının ortadan kaldırılabilmesi için tazminat yolları uygun görülmemiş ve maddi ile manevi tazminat talepleri doğrudan reddedilmiştir. Bunun yerine hukuki yarar ve yasal zorunluluk gereği olarak ihlalin asıl kaynağına inilerek yeniden yargılama yoluna gidilmesi gerektiği kuvvetle vurgulanmıştır. Gerçekleştirilecek olan bu yeniden yargılama süreci ile ihlale yol açan kanuni ve hukuki nedenlerin yerel mahkemelerce giderilmesi, davanın ilk derece veya istinaf aşamasından yeniden ele alınarak anayasal ilkelere tamamen uygun yeni bir karar tesis edilmesi hedeflenmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, mülkiyet hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılmak üzere başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: