Anasayfa Karar Bülteni AYM | Aytunç Erkin ve diğerleri | BN. 2023/3212

Karar Bülteni

AYM Aytunç Erkin ve diğerleri BN. 2023/3212

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2023/3212
Karar Tarihi 29.04.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kamuya mal olmuş kişilerin eleştiri eşiği geniştir.
  • İfade özgürlüğü şok edici sözleri de korur.
  • Olgusal temeli olan eleştiriler kişilik haklarını ihlal etmez.
  • Gazeteciler ağır eleştirilere daha fazla katlanmak zorundadır.

Bu karar, ifade ve basın özgürlüğü ile kişilerin şeref ve itibarının korunması hakkı arasındaki hassas dengenin nasıl kurulması gerektiği konusunda son derece belirleyici bir nitelik taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, somut olayda sarf edilen kaba, şok edici veya rahatsız edici sözlerin, eğer arkasında yatan olgusal bir temel varsa ve kamu yararını ilgilendiren bir tartışmaya katkı sunuyorsa, ifade özgürlüğü koruması altında değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymuştur. Özellikle televizyon programlarında veya yazılı basında dile getirilen iddiaların, hedef alınan kişilerin kamusal kimlikleri göz önüne alınarak incelenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Hedef alınan kişilerin medya mensubu ve toplumca bilinen figürler olması, onların kendilerine yöneltilen eleştirilere sıradan vatandaşlara kıyasla çok daha yüksek bir hoşgörü göstermelerini hukuken zorunlu kılmaktadır.

Kararın uygulamadaki emsal etkisi, gazeteciler ve medya organları arasındaki tartışmaların ve karşılıklı eleştirilerin yargısal denetiminde kendini gösterecektir. Mahkemeler, bu tür tazminat davalarını karara bağlarken yalnızca kullanılan sözcüklerin sertliğine veya rahatsız ediciliğine odaklanmamalı; sözlerin söylendiği bağlamı, bir değer yargısı mı yoksa maddi bir vakıa isnadı mı olduğunu ve eleştirilen tarafın bu iddialara cevap verebilme gücünü titizlikle incelemelidir. Medya gücünü elinde bulunduran kişilerin, basın yoluyla maruz kaldıkları ithamlara yine basın yoluyla cevap verebilme kapasiteleri, bu tür uyuşmazlıklarda ifade özgürlüğüne yapılacak müdahalelerin sınırını daraltmaktadır. Bu yönüyle karar, basının kendi içindeki oto-kontrol ve tartışma mekanizmalarına yargının salt şekli kelime analizleriyle müdahale etmesinin önüne geçerek, demokratik toplum düzeninde basının nefes alma alanını koruyan güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Ulusal bir gazetenin imtiyaz sahibi, yöneticileri ve yazarları olan başvurucular, ulusal bir televizyon kanalında yayımlanan bir haber programında şahıslarına yönelik ağır ithamlar, karalamalar ve hakaretler içeren ifadeler kullanıldığı gerekçesiyle programın sunucuları aleyhine manevi tazminat davası açmıştır. Televizyon programında, başvurucuların geçmiş gazetecilik faaliyetleri, meslek etikleri eleştirilmiş ve terör örgütü yapılanmasına bilerek yardım ettiklerine, geçmişte ahlaka aykırı yayınlar yaptıklarına ve gazetecilik adı altında şantaj veya asparagas haber ürettiklerine dair çeşitli söylemlerde bulunulmuştur. Başvurucular, bu söylemlerin kişilik haklarını, şeref ve itibarlarını ağır şekilde zedelediğini öne sürmüştür. Davaya bakan ilk derece mahkemesi, söylenen sözlerin basın ve ifade özgürlüğü ile sert eleştiri sınırları içinde kaldığına hükmederek manevi tazminat taleplerini reddetmiştir. İstinaf başvurusundan da sonuç alamayan başvurucular, yargı mercilerinin verdiği bu ret kararlarının şeref ve itibarın korunması hakkını ihlal ettiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.17 kapsamında yer alan kişinin manevi varlığının, şeref ve itibarının korunması hakkı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 ve m.28 düzenlemelerinde yer alan ifade ve basın özgürlüğü arasındaki çatışma ekseninde incelemiştir. Ayrıca, haksız fiil kaynaklı tazminat davalarının yasal temelini oluşturan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 hükmü de müdahalenin kanuni dayanağı olarak göz önünde bulundurulmuştur.

Yerleşik anayasal içtihat prensipleri gereğince, ifade özgürlüğüne yargı eliyle yapılan herhangi bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve ölçülü olması şarttır. Devletin, bireylerin şeref ve itibarını korumaya yönelik pozitif yükümlülükleri çerçevesinde adil bir denge kurması zorunludur. Çatışan bu haklar arasında dengeleme yapılırken; ifadeleri kimin dile getirdiği, hedef alınan kişinin kimliği ve ünlülük derecesi, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı, şikâyetçinin söz konusu ifadelere cevap verme olanağının bulunup bulunmadığı ve cezalandırmaya konu edilen ifadelerin kullanıldıkları bağlamdan koparılıp koparılmadığı gibi çok çeşitli ölçütler dikkate alınır.

Doktrin ve anayasal yargı pratiğinde genel kabul gören anlayışa göre, ifade özgürlüğü yalnızca lehte olan, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgi ve fikirler için değil; aynı zamanda devleti veya toplumun bir kesimini sarsan, şok edici, rahatsız edici ve sert olan düşünce açıklamaları için de geçerlidir. Kamuya mal olmuş, özellikle medya veya siyaset alanında faaliyet gösteren kişilerin, kendi eylem ve söylemleriyle kamuoyunun dikkatini üzerlerine çekmiş olmaları nedeniyle, sade bir vatandaşa yöneltilemeyecek kadar ağır ve sarsıcı eleştirilere karşı çok daha geniş bir katlanma yükümlülüğü bulunmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle televizyon programında dile getirilen iddiaların ve kullanılan sert ifadelerin olgusal bir temele dayanıp dayanmadığını detaylı bir şekilde analiz etmiştir. Başvurucuların yönetiminde ve yazar kadrosunda yer aldıkları gazete ve mensupları hakkında, ilgili tarihlerde kamuoyunun yakından takip ettiği ceza yargılamalarının bulunduğu gözlemlenmiştir. Dolayısıyla, FETÖ/PDY yapılanmasına destek olunduğuna yönelik programdaki değerlendirmelerin tamamen dayanaksız veya uydurma bir saldırı niteliği taşımadığı, süregelen adli ve toplumsal bir tartışmanın yansıması olarak olgusal bir zemini bulunduğu tespit edilmiştir.

Mahkeme, programda kullanılan diğer şahsi eleştirilerin de geçmişte yayımlanan gazete haberlerine, kitap alıntılarına ve medya arşivlerine dayandığını vurgulamıştır. Örneğin, uyuşturucu verme benzetmesinin gazetecilerin okuyucuyu yönlendirme gücüne dair bir metafor olduğu, işkencecilerle görüşme veya geçmişteki erotik dergi yayıncılığı gibi ithamların da yayımlanmış kitaplar ve geçmiş medya faaliyetlerinden referansla dile getirildiği belirtilmiştir. Bu durum, eleştirilerin salt bir hakaret amacı gütmekten ziyade, basının görünür birtakım gerçekleri kendi üslubuyla yorumlaması olarak değerlendirilmiştir.

Dikkate alınan bir diğer önemli unsur ise, eleştirilerin muhatabı olan başvurucuların konumudur. Başvurucular, ulusal çapta yayın yapan bir gazetenin imtiyaz sahibi, yöneticileri ve başyazarlarıdır. Anayasa Mahkemesi, kamuya mal olmuş böylesi güçlü medya figürlerinin, kendilerine yöneltilen eleştirilere sade bir vatandaşa göre çok daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiğini altını çizerek belirtmiştir. Üstelik başvurucuların, ellerinde bulundurdukları medya gücü sayesinde, kendilerine yöneltilen bu ağır iddialara ve sert eleştirilere kamuoyu önünde rahatlıkla cevap verme, kendi gerçeklerini anlatma imkânına fazlasıyla sahip olmaları da ifade özgürlüğü lehine güçlü bir argüman olarak kabul edilmiştir.

Derece mahkemelerinin verdiği ret kararlarını da mercek altına alan Anayasa Mahkemesi, ilk derece ve istinaf mahkemelerinin uyuşmazlığı çözerken ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurmaya çalıştığını, ifadelerin sert ve rahatsız edici eleştiri sınırları içinde kaldığını ilgili ve yeterli bir gerekçeyle ortaya koyduklarını belirlemiştir. Devletin, başvurucuların itibarını koruma yükümlülüğüne aykırı davrandığını gösterecek bir takdir hatası bulunmamaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin kararlarında hak ihlali yaratacak bir eksiklik veya orantısızlık bulunmadığını tespit ederek, başvurucuların şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: