Karar Bülteni
AYM Ali İhsan Budak BN. 2021/23374
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/23374 |
| Karar Tarihi | 29.04.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Hükümlünün avukatıyla görüşmesi özel hayata saygı kapsamındadır.
- Vekaletnamenin kesinleşmeyle sona erdiği dar yorumlanamaz.
- Sözlü veya zımni avukatlık sözleşmesi hukuken geçerlidir.
- Vekaletname olmasa da üç kez görüşme hakkı vardır.
Bu karar, kesinleşmiş hapis cezalarının infazı aşamasında hükümlülerin avukatlarıyla görüşme hakkının anayasal güvencelerini netleştirmesi bakımından kritik bir öneme sahiptir. Ceza davası sürecinde verilmiş olan vekaletnamenin, hükmün kesinleşmesiyle birlikte otomatik olarak sona erdiği yönündeki katı ve daraltıcı yorumların, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkını ihlal ettiği ortaya konulmuştur. Mahkeme, avukatlık sözleşmesinin yazılı olmak zorunda olmadığını, sözlü veya zımni yollarla da sürdürülebileceğini belirterek idarenin bu yönde bir araştırma yapmadan görüşmeyi engellemesini hukuka aykırı bulmuştur.
Uygulamada ceza infaz kurumlarının, hükmü kesinleşen mahpuslardan vasi aracılığıyla onaylanmış yeni bir vekaletname talep etme pratiği bu kararla ciddi bir sınırlamaya tabi tutulmuştur. Benzer davalar ve idari işlemler açısından emsal teşkil eden bu karar, avukat-müvekkil ilişkisinin katı şekil şartlarına hapsedilemeyeceğini göstermektedir. Ayrıca, mevzuatta yer alan vekaletname olmaksızın en çok üç kez görüşme hakkı kuralının idarelerce göz ardı edilemeyeceği kesin bir dille ifade edilmiş olup, cezaevi idarelerinin ve infaz hakimliklerinin avukat görüşlerine yönelik kısıtlayıcı tutumlarını hukuka uygun şekilde revize etmelerini zorunlu kılmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Ali İhsan Budak, hakkında verilen hapis cezasının kesinleşmesi üzerine infaz işlemleri için ceza infaz kurumunda bulunmaktadır. Başvurucuyu ceza davası sürecinde temsil eden avukatı, elindeki mevcut vekaletname ile cezaevine giderek müvekkiliyle görüşmek istemiştir. Ancak cezaevi idaresi, mahkumiyet kararının kesinleşmesiyle birlikte aralarındaki avukatlık sözleşmesinin ve vekalet ilişkisinin sona erdiğini öne sürerek görüşmeye izin vermemiş, başvurucunun vasisi tarafından onaylanmış yeni bir vekaletname sunulmasını şart koşmuştur. Başvurucu, idarenin bu işlemine karşı infaz hakimliğine şikayette bulunmuş, ancak infaz hakimliği ve itirazı inceleyen ağır ceza mahkemesi idarenin işlemini yerinde bularak talebi reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, avukatıyla görüşmesinin haksız şekilde engellenmesi sebebiyle özel hayata saygı hakkının ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan hukuki kurallar, mahpusların avukatlarıyla iletişim kurma haklarını düzenleyen özel ve genel nitelikli yasal düzenlemelerden oluşmaktadır. Başvurucunun iddialarının temelinde Anayasa ile güvence altına alınan "özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı" yer almaktadır. Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması ise ancak kanunla ve ölçülülük ilkesine uygun olarak yapılabilir.
Somut olayda, avukat ile mahpus görüşmelerinin usul ve esasları 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 59 ile düzenlenmiştir. İlgili kanun maddesi, hükümlünün avukatlık mesleğinin icrası çerçevesinde avukatları ile vekaletnamesi olmaksızın dahi en çok üç kez görüşme hakkına sahip olduğunu açıkça hüküm altına almıştır. Ayrıca Hükümlü ve Tutukluların Ziyaret Edilmeleri Hakkında Yönetmelik m. 20 de aynı kuralı pekiştirerek mahpusların meslek kimliğini ibraz eden avukatlarla açık görüş usulüne uygun olarak görüşebileceğini düzenlemektedir.
Diğer taraftan, avukatlık sözleşmesinin niteliği ve işin sonuna kadar takip edilmesine ilişkin kurallar 1136 sayılı Avukatlık Kanunu m. 171 ile, sözleşmenin sona erme halleri ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 512 ve m. 513'te belirtilmiştir. Hükümlülerin vesayetine dair kurallar ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 407'de yer almakta olup, kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla cezaevinde bulunan ergin kişilerin kısıtlanabileceğini veya kendilerine kayyım atanabileceğini ifade eder. Yerleşik Yargıtay Ceza Genel Kurulu içtihatlarına göre, avukatlık sözleşmesinin hükmün kesinleşmesiyle sona erdiği kabul edilse dahi, bu sözleşmenin sözlü, yazılı veya eylemli (zımni) olarak yenilenmesi hukuken her zaman mümkündür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun ceza davasında kendisini temsil eden avukatıyla hükmün kesinleşmesinden sonra ceza infaz kurumunda görüştürülmemesini, doğrudan özel hayata saygı hakkına yapılmış bir müdahale olarak nitelendirmiştir. Söz konusu müdahalenin anayasaya uygun kabul edilebilmesi için öncelikle kanunilik şartını mutlak surette sağlaması gerekmektedir.
Yargı mercileri ve cezaevi idaresi, avukatlık sözleşmesinin mahkumiyetin kesinleşmesiyle birlikte sona erdiği yönündeki Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına dayanarak başvurucunun avukatıyla görüşmesini engellemişlerdir. Ancak Mahkeme, bizzat atıf yapılan o Yargıtay kararında bile, mahkumiyetin kesinleşmesinden sonra dahi avukatlık sözleşmesinin müvekkilin vereceği sözlü bir talimatla veya zımni bir onayla yeniden kurulabileceğinin vurgulandığına dikkat çekmiştir. Olayda infaz hakimliği ve itiraz makamı olan ağır ceza mahkemesi, başvurucu ile avukatı arasında zımni veya sözlü yeni bir onayın ya da sözleşmenin olup olmadığını araştırmamış, başvurucuya bu hususta herhangi bir beyan hakkı dahi tanımamıştır. Avukatlık sözleşmesinin kesinleşmeyle birlikte doğrudan ve mutlak olarak sona erdiğine dair bu aşırı daraltıcı ve şekilci yorum, Anayasa'nın aradığı kanunilik ilkesini karşılamaktan uzaktır.
Bununla da kalınmamış, kanunun tanıdığı açık ve kesin güvenceler tamamen göz ardı edilmiştir. Mevzuata göre, bir hükümlünün vekaletnamesi olmayan bir avukatla dahi en çok üç kez görüşme hakkı bulunmaktadır. İdare ve derece mahkemeleri, kanunda açıkça yer alan bu hakkın varlığını ve somut olayda kullanılabilirliğini hiç araştırmadan, salt sunulan eski vekaletnamenin geçerliliğini yitirdiği gerekçesiyle görüşmeyi toptan engellemiştir. Kamu makamlarının yeterli gerekçe sunmadan ve kanuni istisnaları dahi uygulamadan tesis ettikleri bu orantısız kısıtlayıcı işlem hukuka açıkça aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucunun avukatıyla görüştürülmemesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanunilik koşulunu sağlamadığı gerekçesiyle Anayasa'nın 20. maddesinin ihlal edildiğine ve başvurucuya 34.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.