Anasayfa Karar Bülteni AYM | Nedim Ulu | BN. 2020/21354

Karar Bülteni

AYM Nedim Ulu BN. 2020/21354

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2020/21354
Karar Tarihi 24.10.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Kamulaştırmasız el atma mülkiyet hakkının ihlalidir.
  • Taşınmaza el atma kanuni usullere dayanmalıdır.
  • Düşük bedel iddiasında mahkemenin takdir yetkisi vardır.
  • Kamulaştırma bedelinin ölçülülüğü kamu yararı ile dengelenir.

Bu karar hukuken, idarenin usulüne uygun bir resmi kamulaştırma işlemi yapmaksızın bireylerin taşınmazlarına fiili olarak el atmasının açık bir anayasal ihlal oluşturduğunu bir kez daha kesin bir dille teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılan bu tür fiilî ve hukuka aykırı müdahalelerin anayasal düzendeki kanunilik ilkesini derinden zedelediğini vurgulayarak, kamu gücünün sınırlarına dikkat çekmektedir. İdarenin her ne şart altında olursa olsun ilgili yasalarda öngörülen resmi usullere riayet etmesinin zorunlu olduğunun altı çizilmiştir. Öte yandan, hükmedilen bedelin yetersizliği iddialarında yerel mahkemenin takdir yetkisine kolay kolay müdahale edilmemesi, yargısal yetki sınırlarının korunması ve derece mahkemelerinin asli görevlerine saygı duyulması açısından kritik bir hukuki anlam taşımaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, idarelerin altyapı projeleri veya çeşitli kamu hizmetleri sunarken vatandaşların mülkiyet hakkına azami düzeyde saygı göstermesi gerektiği prensibi daha da güçlenmektedir. Vatandaşların özel mülkiyetindeki taşınmazlarına hukuki bir dayanak olmaksızın el atılması durumunda hak arama hürriyetlerinin ve hukuki başvuru yollarının önü sonuna kadar açık tutulmaktadır. Bununla birlikte, yerel mahkemelerce tazminat miktarlarının belirli bir rasyonel çerçevede ve makul bir seviyede belirlenmiş olması kaydıyla, Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvurunun basit bir istinaf veya temyiz mercii gibi kullanılamayacağı ilkesi yerleşik uygulamadaki yerini iyice sağlamlaştırmıştır. Bu hususlar, uygulamadaki avukatlar ve idare hukuku alanında çalışan hukukçular için kamulaştırmasız el atma davalarında ihlal tespiti yapılması bağlamında son derece yol gösterici bir emsal olup, tazminat ve giderim taleplerinin usulünce, doğru dayanaklarla ve zamanında iletilmesinin ne denli hayati bir önem taşıdığını açıkça göstermektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Nedim Ulu isimli vatandaş, sahip olduğu taşınmaza devlet makamları tarafından hiçbir resmi kamulaştırma işlemi yahut hukuki dayanak yapılmadan doğrudan el konulması, yani hukuki tabiriyle kamulaştırmasız el atma eyleminin gerçekleşmesi üzerine hakkını aramak amacıyla hukuki yollara başvurmuştur. Başvurucu vatandaş, Anayasa ile güvence altına alınmış mülkiyet hakkının idare tarafından haksız ve hukuksuz yere kısıtlandığını, idarenin gerekli kanuni prosedürleri işletmeden kendi özel arazisini kullandığını belirterek öncelikle bu haksız el atma durumunun tespit edilmesini ve doğan zararının karşılığı olarak kendisine tazminat ödenmesini talep etmiştir.

Açılan dava sürecinde yerel mahkeme tarafından tazminata hükmedilmiş olsa da başvurucu, yerel mahkeme aşamalarında taşınmazına biçilen değerin gerçek piyasa koşullarını ve arsanın asıl değerini yansıtmadığını, ödenmesine karar verilen kamulaştırma tutarının kendi zararını karşılamaktan uzak ve oldukça düşük olduğunu iddia etmiştir. Yerel mahkeme aşamalarından ve kanun yollarından beklediği hukuki tatmini sağlayamayan vatandaş, nihayetinde hem mülkiyetinin hukuka aykırı şekilde fiilen elinden alınması hem de belirlenen kamulaştırma bedelinin son derece yetersizliği gerekçelerine dayanarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve uğradığı hak ihlalinin tespit edilerek giderilmesini istemiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ihlallerine ilişkin bu tür uyuşmazlıkları çözerken öncelikle mülkiyet hakkının temel anayasal dayanaklarını ve sınırlandırma rejimini göz önünde bulundurmaktadır. Kişilerin sahip olduğu taşınmazlar ve mal varlıkları üzerindeki tasarruf yetkisi, ancak üstün bir kamu yararı amacıyla ve mutlaka kanunla sınırlandırılabilir. Bu hayati husus, Anayasa'nın 35. maddesi çerçevesinde mülkiyet hakkı güvencesi olarak düzenlenmiş ve koruma altına alınmıştır. Ayrıca, devletin özel mülkiyete konu bir taşınmazı kamu hizmetine tahsis edebilmesi için Anayasa'nın 46. maddesi uyarınca gerçek karşılığını peşin olarak ödemek suretiyle usulüne uygun bir kamulaştırma işlemi yapması anayasal bir zorunluluktur.

Uyuşmazlığın temelinde yatan kamulaştırmasız el atma kurumu ise mevzuatımızda ağırlıklı olarak 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümleri ve bu kanunun etrafında şekillenen yargısal içtihatlar çerçevesinde değerlendirilmektedir. İdarenin, ilgili kanunda belirtilen resmi usul, bildirim ve değer tespiti esaslarına uymadan bireylerin taşınmazlarına doğrudan ve fiilen el koyması, açıkça hukuka aykırı, keyfi bir müdahale olarak nitelendirilmektedir. Yüksek Mahkemenin istikrar kazanmış yerleşik içtihatlarına göre, Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetlere yapılacak her türlü müdahalenin kanunilik ilkesine dayanması kesin bir şarttır.

Doktrinde ve idare hukuku içtihatlarında kabul edildiği üzere, kamulaştırmasız el atma durumunda bireyin mülkiyet hakkı fiilen ihlal edilmiş ve mülkünden haksız yere yoksun bırakılmış sayılmaktadır. Öte yandan, taşınmazın kamulaştırma bedelinin adil bir şekilde belirlenmesi hususunda ilk derece mahkemelerinin yerinde yaptığı incelemelerle geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Kamulaştırma işleminin hukuki meşruiyeti ve kamu yararı dengesi gözetildiğinde, yerel mahkemelerin bizzat yaptığı keşif ve uzman heyetlerden aldığı bilirkişi incelemeleri neticesinde belirlediği makul tazminat miktarları, genellikle ölçülülük ilkesi sınırları içinde kalmaktadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, önüne gelen somut olayı mülkiyet hakkı güvenceleri kapsamında iki farklı başlık ve iddia altında derinlemesine incelemiştir. İlk olarak kamulaştırmasız el atma şikâyeti yönünden yapılan inceleme ve değerlendirmede, başvurucu Nedim Ulu'nun maliki olduğu taşınmaza idare tarafından herhangi bir kamulaştırma kararı alınmaksızın ve yasal prosedür işletilmeksizin fiilen el atıldığı net bir şekilde tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme, geçmişteki benzer nitelikteki emsal kararlarına atıf yaparak, idarenin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu ile belirlenen resmi usullere uymaksızın bireylerin mülkiyet hakkına müdahale etmesinin demokratik hukuk devletinde geçerli olan kanunilik ilkesiyle kesinlikle bağdaşmadığını vurgulamış ve bu fiili durumun mülkiyet hakkını açıkça ihlal ettiğine hükmetmiştir.

İkinci aşamada ise, başvurucunun taşınmaz bedelinin mahkemece düşük belirlendiği yönündeki temel iddiası incelenmiştir. Mahkeme, yerel yargı mercileri tarafından taşınmaz başında usulüne uygun yapılan keşif ve konunun uzmanı bilirkişi heyetlerince hazırlanan raporlar neticesinde başvurucu lehine hükmedilen kamulaştırma bedelinin, belirli ve tatmin edici bir hukuki denge sağlayacak makul bir düzeyde olduğunu belirlemiştir. Söz konusu kamulaştırma işleminin zorunlu bir kamu yararı taşıması ile bireyin mülkiyet hakkından doğan mali menfaatleri arasında objektif ve adil bir denge sağlandığı saptanmıştır. Bu dengenin ölçülülük ilkesi sınırları içinde kurulduğu tespit edildiği sürece, Anayasa Mahkemesinin yerel mahkemenin tazminat miktarını belirleme konusundaki sahip olduğu takdir yetkisine müdahale etmesinin bireysel başvurunun doğasına aykırı olacağı ifade edilerek, başvurucunun düşük bedel iddiası açıkça dayanaktan yoksun bulunmuştur.

İhlalin sonuçlarının hukuken ortadan kaldırılması bakımından başvurucunun giderim talebi de detaylıca değerlendirilmiştir. Mülkiyet hakkının idarenin el atması eylemiyle ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla birlikte, başvurucunun yargılama makamlarından maddi veya manevi tazminat ödenmesi yönünde somut ve usulüne uygun bir talebi bulunmadığından kendisine herhangi bir tazminat ödenmesine gerek görülmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, kamulaştırmasız el atma yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiği ve düşük bedel iddiasının ise açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: