Karar Bülteni
AYM 2020/6675 BN.
Anayasa Mahkemesi | Müjdat Kaya | 2020/6675 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/6675 |
| Karar Tarihi | 24.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Güvenlik soruşturması kayıtları kişisel veri niteliğindedir.
- Kişisel verilerin işlenmesinde kanunilik şartı zorunludur.
- Sınırlandırma getiren kanunlar keyfiliğe karşı koruma sağlamalıdır.
- Öngörülebilir olmayan düzenlemeler hak ihlali sonucunu doğurur.
Bu karar, kamu görevine atanma süreçlerinde gerçekleştirilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması işlemlerinin, bireylerin anayasal hakları bağlamında nasıl denetlenmesi gerektiğini hukuken ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, güvenlik soruşturması neticesinde elde edilen her türlü bilginin anayasal koruma altındaki kişisel veri niteliğinde olduğunu açıkça belirtmiştir. İdarenin, bu verileri kullanarak kamu görevine girişi engellemesinin, Anayasa'nın öngördüğü kanunilik ilkesine ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sıkı sıkıya bağlı olduğu vurgulanmıştır. Temel hak ve hürriyetleri sınırlayan yasal düzenlemelerin, yetki aşımını engelleyecek ve keyfiliği önleyecek şekilde detaylı, öngörülebilir ve açık güvenceler içermesi gerektiği ifade edilmiştir.
Benzer davalar açısından bu kararın emsal etkisi oldukça yüksektir. Karar, idarenin güvenlik soruşturmalarında sınırları ve kuralları net olarak çizilmemiş yasalara dayanarak işlem tesis edemeyeceğini bir kez daha kanıtlamaktadır. Özellikle, anayasaya aykırılığı tespit edilerek norm denetimi yoluyla iptal edilmiş yasa kurallarına dayanılarak gerçekleştirilen idari işlemlerin, bireysel başvuru aşamasında da doğrudan hukuka aykırı bulunacağı prensibi pekiştirilmiştir. Uygulamada bu içtihat, kamu kurumlarının adaylar hakkında topladıkları verileri değerlendirirken tamamen nesnel ve yasal güvencelere dayalı kararlar almasını zorunlu kılacak, idari yargı mercilerinin de bu tür iptal davalarında kanunilik ilkesine daha katı bir şekilde riayet etmelerini temin edecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, devlet hizmet yükümlülüğü kurası sonucunda Mardin Mazıdağı Devlet Hastanesine hekim olarak yerleştirilmeye hak kazanmıştır. Ancak idare tarafından gerçekleştirilen güvenlik soruşturması ve arşiv araştırmasının olumsuz sonuçlanması gerekçe gösterilerek başvurucunun yerleştiği kamu kurumuna ataması yapılmamıştır. Güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasına, başvurucunun daha önce sosyal medya üzerinden yaptığı bir paylaşım nedeniyle yargılanması ve ceza mahkemesince aleyhine hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi temel teşkil etmiştir.
Başvurucu, atamasının yapılmaması yönündeki işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek iptali istemiyle dava açmıştır. İdare mahkemesi, yapılan sosyal medya paylaşımının devlet memurluğuna yakışmayacak nitelikte olduğunu ve idarenin atama yapmama işleminin somut ve geçerli bir nedene dayandığını kabul ederek davayı reddetmiştir. İstinaf kanun yolunda da kararın kesinleşmesi üzerine başvurucu; masumiyet karinesi, ifade özgürlüğü ve kişisel verilerin hukuka aykırı kullanılması sebebiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarıyla Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkresinde düzenlenen "özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı" çerçevesindeki genel hukuk kurallarını değerlendirmiştir. Kamu görevine atanacak kişiler hakkında yapılan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması neticesinde elde edilen bilgilerin tamamı hukuk düzleminde kişisel veri niteliği taşımaktadır. Bu verilerin tutulması, saklanması, üçüncü kişilere aktarılması ve idari işlemlere dayanak yapılması Anayasal güvence kapsamındadır.
Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca, temel hak ve hürriyetlere yönelik her türlü sınırlama ancak kanunla yapılabilir. Kanunilik ilkesi, müdahalenin dayanağı olan kanunun sadece şeklen var olmasını değil, aynı zamanda yöneldiği konuyla ilgili temel esasları, ilkeleri ve genel çerçeveyi net bir biçimde belirlemesini gerektirir. Konu kişisel veriler olduğunda, müdahaleye izin veren kanuni düzenlemelerin; verilerin hangi süreyle stoklanacağı, kimler tarafından kullanılacağı, üçüncü kişilerin erişimine nasıl kapatılacağı, gizliliğinin nasıl sağlanacağı ve hangi şartlarda imha edileceği gibi hususları detaylı olarak içermesi zorunludur.
Başvurucu hakkındaki işlemin yasal dayanağı olan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.48 hükmüne 7070 sayılı Kanun m.60 ile eklenen güvenlik soruşturması şartına ilişkin düzenleme, mahkemenin temel hareket noktasını oluşturmuştur. Anayasa Mahkemesi, ilgili alt bendi daha önce norm denetimi yoluyla incelemiş ve söz konusu kuralın güvenlik soruşturmasına konu edilecek bilgi ve belgelerin neler olduğunu, bu bilgilerin ne şekilde kullanılacağını ve muhatapları keyfiliğe karşı koruyacak güvenceleri içermediğini belirterek kuralı iptal etmiştir. Dolayısıyla, kişisel verilerin kullanımına imkân tanıyan yasal düzenlemelerin, vatandaşları idarenin yetki aşımına karşı koruyacak açıklıkta ve öngörülebilir detayda olması en temel yerleşik içtihat prensibi olarak benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun hekim olarak atanması işleminin idarece iptal edilmesine dayanak teşkil eden güvenlik soruşturması sürecini detaylı biçimde ele almıştır. Başvurucunun atanmama işlemine gerekçe gösterilen sosyal medya paylaşımları ve bu paylaşımlar neticesinde ortaya çıkan ceza yargılamasına ait kayıtlar, idare tarafından toplanmış ve kişisel veri olarak kullanılmıştır.
Mahkeme, bu verilerin kamu makamlarınca elde edilmesine ve kullanılmasına dayanak teşkil eden yasal kuralı incelediğinde, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamına eklenen güvenlik soruşturması şartının yeterli yasal güvenceleri barındırmadığını ve kanunilik vasfını taşımadığını tespit etmiştir. İlgili kuralın daha evvel norm denetimi kapsamında Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğine dikkat çekilmiş, iptal edilen bu kuralın idareye hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde özel hayatın gizliliğine müdahale etme yetkisi verdiğinin tamamen belirsiz olduğu ifade edilmiştir. Somut olayda uygulanan kuralda, idarece elde edilecek verilerin sınırları, saklanma koşulları ve yetkili merciler tarafından nasıl işleneceğine dair hiçbir usul ve esas öngörülmemiştir.
Bu bağlamda, başvurucu hakkında tesis edilen idari işlemin ve ilk derece mahkemesinin ret kararına temel aldığı yasal düzenlemenin, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında mutlak surette aranan kanunilik şartını sağlamadığı açıkça ortaya konulmuştur. Kanunilik şartını taşımayan ve sınırları çizilmemiş bir kurala dayanılarak başvurucunun kişisel verilerinin kamu makamlarınca elde edilmesi, depolanması ve kamu görevine atanmama işlemine gerekçe yapılması, Anayasa'nın 20. maddesinin doğrudan ihlali sonucunu doğurmaktadır. Mahkeme, müdahalenin kanunilik şartını en baştan sağlamaması nedeniyle, idarenin meşru amacı olup olmadığı veya müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluk ya da ölçülülük taşıyıp taşımadığı gibi diğer anayasal güvence ölçütlerinin ayrıca incelenmesine dahi gerek görmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiği yönünde başvuruyu kabul etmiştir.