Karar Bülteni
AYM Ferdane Ak ve Diğerleri BN. 2023/96276
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2023/96276 |
| Karar Tarihi | 18.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırmasız el atma mülkiyet hakkının açık ihlalidir.
- Tazminatın enflasyon karşısında erimesi ölçüsüz külfet yaratır.
- Mülkiyet hakkına müdahaleler kanunilik ilkesine dayanmalıdır.
- Mülkiyet ihlallerinde yeniden yargılama hukuki yarar sağlar.
Bu karar, idarenin özel mülkiyete konu taşınmazlara resmi bir kamulaştırma işlemi yapmaksızın fiilen veya hukuken el atmasının, anayasal mülkiyet hakkının özüne yönelik son derece ağır ve kabul edilemez bir müdahale olduğunu bir kez daha teyit etmektedir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yapılacak her türlü sınırlama ve müdahalenin öncelikle kanunilik şartını taşıması gerektiğinin altını titizlikle çizerek, kanuni usullere riayet edilmeden gerçekleştirilen idari el atma işlemlerinin hukuk devleti ilkesiyle asla bağdaşmadığını vurgulamaktadır. Ayrıca, uzun süren yargılama süreçleri sonucunda vatandaşlar lehine hükmedilen tazminat bedellerinin, enflasyonist ekonomik ortamda geçen süre zarfında değer kaybına uğratılmasının veya eksik değerle ödenmesinin, mülk sahiplerine aşırı, haksız ve olağan dışı bir külfet yüklediği hukuken tescillenmiştir.
Uygulamada, kamulaştırmasız el atma davalarının yıllarca sürmesi ve bu süreçte enflasyon nedeniyle hükmedilen parasal alacakların reel değerini büyük ölçüde yitirmesi sıklıkla karşılaşılan kronik bir hukuki sorundur. Anayasa Mahkemesinin vermiş olduğu bu emsal niteliğindeki ihlal kararı, kamu idarelerine mülkiyete müdahale işlemlerini hukuka uygun yürütme mecburiyetini hatırlatmakta ve mülk sahiplerinin enflasyon karşısında ezilmekten korunmasına yönelik derece mahkemelerine net bir rehberlik sunmaktadır. Benzer uyuşmazlıklarda ilk derece mahkemelerinin ve istinaf mercilerinin, tazminat bedellerini belirlerken mutlaka geçen süreyi ve paranın satın alma gücündeki aşınmayı dikkate alan hakkaniyetli hesaplamalar yapması zorunluluğu pekiştirilmiştir. Bu karar, mülkiyet hakkı ihlallerinin kalıcı olarak ortadan kaldırılması adına yeniden yargılama yolunun işletilmesinin adaletin tesisi için ne denli hayati bir önem taşıdığını idari ve yargısal pratiğe tartışmasız bir şekilde yerleştirmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucular, hukuken maliki bulundukları özel mülkiyete konu taşınmazlarına idare tarafından herhangi bir yasal kamulaştırma işlemi yapılmaksızın ve fiilen el atıldığını, bu haksız duruma karşı yürüttükleri hukuki süreçte ise ciddi şekilde mağdur edildiklerini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Söz konusu uyuşmazlığın temelinde, kamu idaresinin mülkiyet haklarını hukuka aykırı şekilde sınırlandırması ve bu ihlalin ardından mahkemelerce lehlerine hükmedilen kamulaştırmasız el atma tazminatının ödenmesi sürecinde yaşanan enflasyon kaynaklı ekonomik mağduriyetler yatmaktadır. Başvurucular, taşınmazlarına hukuka aykırı şekilde müdahale edildiği gibi, uzun yıllar süren yıpratıcı yargılama süreçlerinin sonunda elde etmeye hak kazandıkları bedellerin enflasyon karşısında büyük bir değer kaybına uğradığını, böylece alacaklarının reel anlamda eridiğini ifade etmişlerdir. Bu adaletsiz sebeple başvurucular, mülkiyet haklarının ihlal edildiğinin yüksek mahkemece tespit edilmesini, bozulan hukuki durumun yeniden yargılama yapılarak hak kayıplarının telafi edilmesini ve uzun hukuki mücadele sürecinde oluşan manevi zararlarının karşılanması amacıyla kendilerine manevi tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın mülkiyet hakkını güvence altına alan 35. maddesini ve kamulaştırma usul ile esaslarını belirleyen 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerini dikkate almıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye sahip olduğu eşya üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisi veren en temel anayasal güvencelerden biridir. İdarenin özel mülkiyete konu bir taşınmaza el atabilmesi için Anayasa'nın 46. maddesinde ve ilgili yasal mevzuatta öngörülen resmi kamulaştırma prosedürlerini eksiksiz yerine getirmesi zorunludur.
Yüksek Mahkemenin yerleşik anayasal içtihat prensipleri gereğince, 2942 sayılı Kanun kapsamında belirtilen usullere riayet edilmeksizin taşınmaza el atılması, mülkiyet hakkına yapılan ve anayasal kanunilik koşulunu sağlamayan çok ağır bir müdahale olarak nitelendirilmektedir. Kanunilik ilkesi, idarenin eylem ve işlemlerinin belirli, öngörülebilir ve mutlaka yasal bir hukuki temele dayanmasını gerektirir. İdare hukukunda kamulaştırmasız el atma, bu ilkeyi doğrudan ihlal eden tipik bir "haksız fiil" durumudur.
Ayrıca, enflasyonist ekonomik dönemlerde mülkiyet hakkının korunmasına yönelik istikrar kazanmış içtihatlar ışığında; mülk sahibine ödenmesi gereken yasal tazminatların enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödenmesi, kişiye şahsi ve olağan dışı bir külfet yüklenmesi anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesinin önceki emsal kararlarında istikrarlı bir biçimde vurgulandığı üzere, kamulaştırma veya kamulaştırmasız el atma bedellerinin tespitinden fiili ödenmesine kadar geçen yargısal süreçte paranın değerindeki aşınmanın mülk sahibi aleyhine sonuç doğurması, kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasındaki adil dengeyi temelinden bozmaktadır. Bu anayasal kurallar bütünü, idarenin haksız eylemlerinden doğan mülkiyet zararlarının eksiksiz ve güncel gerçek değer üzerinden giderilmesi yükümlülüğünü doğurmaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal iddialarını incelediğinde somut olayın birbiriyle bağlantılı iki temel boyutunu ayrıntılı olarak ele almıştır: Birincisi kamulaştırmasız el atma haksız eyleminin kendisi, ikincisi ise bu eylem neticesinde hükmedilen tazminat bedelinin enflasyon karşısında büyük bir erime yaşamasıdır. Yüksek Mahkeme, başvuruculara ait olan taşınmaza idare tarafından 2942 sayılı Kanun kapsamında yer alan emredici yasal usullere uyulmadan el atıldığını ve bu fiili durumun Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerine açıkça aykırılık teşkil ettiğini tespit etmiştir. İdarenin herhangi bir kanuni dayanaktan yoksun olan bu eylemi, mülkiyet hakkına yapılmış son derece haksız bir müdahale olarak değerlendirilmiş ve söz konusu müdahalenin anayasal kanunilik ilkesini ihlal ettiği vurgulanmıştır.
İkinci boyut olarak, yapılan yargılama neticesinde başvurucular lehine hükmedilen kamulaştırmasız el atma bedelinin ödenmesi veya tespit edilmesi sürecinde yaşanan yargısal gecikmeler nedeniyle enflasyon karşısında ciddi bir değer kaybına uğradığı olgusu incelenmiştir. Yüksek Mahkeme, daha önce verdiği yerleşik kararlarına atıf yaparak, hükmedilen bedellerin enflasyonist ortamda önemli ölçüde erimesinin, kamu yararı ile bireysel mülkiyet hakları arasında kurulması gereken adil dengeyi bütünüyle başvurucular aleyhine bozduğunu saptamıştır. Bu değer kaybının, idarenin hukuka aykırı fiili nedeniyle zaten baştan mağdur olan başvuruculara, üstlenmeleri gerekmeyen aşırı ve olağan dışı bir şahsi külfet daha yüklediği sonucuna varılmıştır.
Bu hukuki tespitler ışığında, mülkiyet hakkı ihlalinin olumsuz sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve yasal zorunluluk bulunduğu açıkça ifade edilmiştir. Ayrıca, mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle uzun yıllar boyunca oluşan manevi zararın giderimi kapsamında eski hale getirme ilkesi gereğince başvuruculara müştereken manevi tazminat ödenmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yönelik şikâyet ise kanun yollarının (Tazminat Komisyonu) tüketilmemiş olması sebebiyle kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, taşınmaza kamulaştırmasız el atılması ve hükmedilen tazminatın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek bireysel başvuruyu kabul etmiştir.