Karar Bülteni
AYM Osman Esen BN. 2023/20783
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/20783 |
| Karar Tarihi | 15.01.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırmasız el atma mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Tazminatın enflasyon karşısında erimesi ağır külfet oluşturur.
- Tazminatın değer kaybı için yeniden yargılama yapılmalıdır.
- Makul süre şikayetlerinde komisyona başvuru yapılması zorunludur.
Bu karar, idarenin vatandaşın mülkiyetine herhangi bir hukuki prosedür işletmeksizin müdahale etmesinin ve devamında ödenmesi gereken tazminatların enflasyon karşısında erimesinin mülkiyet hakkı bağlamında yarattığı ihlalleri net bir biçimde ortaya koymaktadır. Karar, hukuki güvenlik ilkesi ve idarenin kanuniliği prensibi açısından oldukça kritik bir öneme sahiptir. İdarenin özel mülkiyete konu bir taşınmaza kamulaştırma usullerini işletmeden el atması, mülkiyet hakkının özüne dokunan ve anayasal güvenceleri tamamen işlevsiz kılan bir eylem olarak değerlendirilmiştir. Hukuk devleti ilkesinin en temel yansımalarından biri, idarenin kendi koyduğu yasalara öncelikle kendisinin uymasıdır. Kamulaştırma usullerine uyulmadan yapılan fiili el atmalar, bireylerin mülklerinden barışçıl ve huzurlu bir şekilde yararlanma hakkını ellerinden almakta ve mülkiyet hakkına çok ağır bir darbe vurmaktadır.
Bunun yanı sıra, vatandaşın uzun ve yıpratıcı yargılamalar sonucunda elde etmeye hak kazandığı tazminatın, geçen süre zarfında enflasyon oranları karşısında reel değerini yitirmesi Anayasa Mahkemesi tarafından şahsi ve olağan dışı bir külfet olarak kabul edilmiştir. "Geç gelen adalet, adalet değildir" prensibinin mülkiyet hukuku alanındaki en belirgin yansımalarından olan bu durum, tazminatın sadece nominal olarak ödenmesinin yeterli olmadığını, ödenen tutarın paranın satın alma gücündeki kayıpları telafi edecek mahiyette olması gerektiğini teyit etmektedir.
Benzer davalar açısından bu karar, mülkiyet hakkı ihlallerinde uygulanacak tazminat ve giderim standartları için son derece güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Özellikle enflasyonist ekonomik ortamlarda, idarenin borçlarını geç veya eksik değerle ödemesinin önüne geçilmesi adına mahkemelere yol gösterici bir içtihat niteliği taşımaktadır. Öte yandan karar, uzun süren yargılamalar nedeniyle yapılan makul sürede yargılanma hakkı şikayetlerinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılmadan önce Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna gidilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu bir kez daha hatırlatarak, ikincillik ilkesinin usul hukukundaki vazgeçilmez önemini vurgulamaktadır. Bu yönüyle karar, hem idarenin mülkiyet hakkına saygı yükümlülüğünü pekiştirmekte hem de adil yargılanma şikayetlerindeki güncel usul kurallarını net bir şekilde ortaya koymaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bu uyuşmazlık, sıradan bir vatandaşın mülkiyetinde olan taşınmaza devlet tarafından yasal hiçbir işlem veya resmi kamulaştırma prosedürü yapılmaksızın fiilen el konulması ve ardından yaşanan meşakkatli yargılama sürecinde mağduriyetin katlanarak artması etrafında şekillenmektedir. Başvurucu Osman Esen, tapusu ve yasal mülkiyeti kendisine ait olan taşınmaza idare tarafından herhangi bir kamulaştırma kararı alınmadan, bedel takdiri yapılmadan veya peşin bir bedel ödenmeden doğrudan el atıldığını belirterek en temel mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. İdarenin bu keyfi eylemi, başvurucuyu taşınmazını dilediği gibi kullanmaktan, ondan yararlanmaktan ve üzerinde serbestçe tasarrufta bulunmaktan alıkoymuştur.
Bununla birlikte başvurucu, taşınmazına haksız yere el atılması nedeniyle mağduriyetini gidermek amacıyla mahkemelere başvurmuş ancak açtığı tazminat davası çok uzun yıllar sürmüştür. Bu makul olmayan uzunluktaki yargılama sürecinde ülkede yaşanan enflasyon ve paranın satın alma gücündeki düşüş nedeniyle, kendisine ödenmesine karar verilen tazminat miktarı ekonomik gerçekler karşısında ciddi anlamda değer kaybetmiş ve erimiştir. Özetle başvurucu; hem anayasal güvence altındaki mülkünün elinden yasa dışı ve haksız bir şekilde alınmasına, hem adalet arayışının davasının makul sürede bitirilmemesiyle sekteye uğratılmasına hem de alacağı yasal tazminatın enflasyon karşısında değerini yitirerek kuşa dönmesine karşı itiraz etmiş, yaşadığı çok yönlü hak ihlallerinin tespit edilerek maddi ve manevi zararlarının karşılanmasını yüksek mahkemeden talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını incelerken uyuşmazlığı temel olarak mülkiyet hakkının dokunulmazlığı, idarenin kanuniliği prensibi ve adil yargılanma hakkının alt unsurlarından olan makul sürede yargılanma hakkı ekseninde ve oldukça geniş bir hukuki çerçevede değerlendirmiştir.
Bilindiği üzere mülkiyet hakkı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 ile en üst düzeyde güvence altına alınmıştır. Bu temel anayasal maddeye göre, herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir ve bu haklar ancak kamu yararı amacıyla ve mutlaka kanunla sınırlanabilir. İdarenin, özel mülkiyete konu bir taşınmaza müdahale edebilmesi veya o taşınmazı kamu hizmetine tahsis edebilmesi için 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerine eksiksiz bir biçimde riayet etmesi hukuki bir zorunluluktur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 46 uyarınca, kamulaştırma işlemlerinde taşınmazın gerçek karşılığının peşin olarak ödenmesi, devletin mülkiyet hakkına yapacağı meşru müdahalenin en temel anayasal ön şartıdır. Bu usul ve kurallara uyulmaksızın, idarenin fiilen taşınmaza el koyması hukuk sistemimizde "kamulaştırmasız el atma" olarak tanımlanır ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13 ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 bağlamında mülkiyet hakkına yapılmış kanunsuz, ölçüsüz ve keyfi bir müdahale anlamı taşır.
Bununla birlikte, enflasyonist ortamlarda alacakların geç ödenmesi veya hukuki süreçlerin uzaması nedeniyle hükmedilen meblağların ödeme tarihindeki reel değerini kaybetmesi, paranın satın alma gücünde meydana gelen düşüş nedeniyle mülkiyet hakkının ayrıca ve bağımsız bir ihlaline yol açmaktadır. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına ve mülkiyet hukuku prensiplerine göre, kamulaştırma bedellerinin veya kamulaştırmasız el atma tazminatlarının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödenmesi, bireylere şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğinden hukuki güvenlik ve mülkiyet hakkı güvenceleri ile bağdaşmamaktadır.
Diğer yandan, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin güncel usul kuralları ve kanuni değişiklikler uyarınca; 6384 sayılı Kanun geçici m. 2 ve bu maddede 7445 sayılı Kanun m. 40 ile yakın zamanda yapılan değişiklik gereğince, 9 Mart 2023 tarihi itibarıyla derdest olan ve makul sürede sonuçlandırılamayan yargılamalara ilişkin şikayetler için öncelikle Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna gidilmesi zorunlu kılınmıştır. Bireysel başvuru sisteminin ikincilliği ilkesi gereği, anılan bu etkili idari ve kanuni başvuru yolu tüketilmeden Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruların esastan incelenmesi hukuken mümkün olmamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, başvurucu Osman Esen'in formunda dile getirdiği çok boyutlu iddiaları üç ayrı başlık altında, somut olayın kendine özgü koşulları ve mevcut anayasal ilkeler çerçevesinde titizlikle inceleyerek karara bağlamıştır.
İlk olarak, kamulaştırmasız el atma tazminatının enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki şikayetler değerlendirilmiştir. Yüksek Mahkeme, bu konuda daha önce benzer nitelikteki yapısal sorunlar için verdiği emsal kararlara atıf yapmıştır. Bu kararlarda istikrarlı bir şekilde benimsenen anayasal ilkelere göre, kamulaştırma bedelinin ve fiili el atma tazminatlarının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödenmesinin, idarenin vatandaşına karşı olan borcunu zamanında ve reel değeriyle ödeme yükümlülüğü ile kesinlikle bağdaşmadığı vurgulanmıştır. Somut yargılama sürecinde de enflasyonun yıkıcı etkisiyle paranın alım gücündeki aşırı düşüşün, başvurucu üzerinde şahsi, olağan dışı ve katlanılması güç bir külfet yarattığı tespit edilmiş; dolayısıyla Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının bu boyutuyla ihlal edildiğine karar verilmiştir. Yüksek Mahkeme, bu ihlalin yıkıcı sonuçlarının tamamen ortadan kaldırılması ve enflasyon farkının telafi edilerek gerçek bedelin ödenmesi amacıyla dosyanın Espiye 1. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine ve yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir.
İkinci olarak, idarenin taşınmaza hukuki bir zemin olmaksızın kamulaştırmasız el atması şikayeti müstakil olarak incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi ana hatları belirlenen mülkiyet ilkeleri doğrultusunda, idarenin usulüne uygun bir resmi kamulaştırma kararı olmaksızın vatandaşın taşınmazına doğrudan el koymasının Anayasa'nın 13., 35. ve 46. maddelerine ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu hükümlerinde belirtilen emredici usullere aykırı bir müdahale olduğunu kesin bir dille belirtmiştir. Kanuni herhangi bir dayanaktan yoksun olan bu fiili müdahale nedeniyle kanunilik ilkesinin ağır biçimde zedelendiği ve mülkiyet hakkının özden ihlal edildiği saptanmıştır. Olayın bu yönünde, mülkiyet hakkı ihlalinin ve manevi sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı değerlendirilmiş ve ihlalin sonuçlarının giderimi bağlamında başvurucuya net 30.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Son olarak, başvurucunun yargılamanın olağanüstü uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiası ele alınmıştır. Anayasa Mahkemesi, daha önceki emsal kararlarında belirlenen kriterleri somut olaya uygulayarak, 9 Mart 2023 tarihi itibarıyla derdest konumda olan yargılamalarla ilgili makul süre şikayetleri bakımından Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yapılmasının yasal bir zorunluluk olduğunu tespit etmiştir. Somut olayda başvurucunun bu kanuni yolu kullanmadan doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yaptığı anlaşıldığından, başvuru yollarının olağan usuller dairesinde tüketilmemesi nedeniyle bu iddianın incelenmeksizin kabul edilemez olduğuna kanaat getirilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kamulaştırmasız el atma ile tazminatın değer kaybına uğratılması nedenleriyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama ile manevi tazminat taleplerini değerlendirerek başvuruyu kısmen kabul etmiştir.