Karar Bülteni
AYM Mücahit ve Selçuk Kaymaz BN. 2023/61673
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi / Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2023/61673 |
| Karar Tarihi | 24.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal / Kabul Edilemez |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Kamulaştırma bedelindeki değer kaybı mülkiyet hakkını zedeler.
- Enflasyon karşısında aşırı külfet yüklenmesi anayasaya aykırıdır.
- Makul süre şikayetlerinde öncelikle Tazminat Komisyonuna başvurulmalıdır.
- Mülkiyet ihlalinin giderimi için yeniden yargılama zorunludur.
Bu karar, devletin kamulaştırma işlemleri sonucunda vatandaşlara ödemekle yükümlü olduğu bedellerin, enflasyonist ekonomik koşullar altında zamanında ve gerçek değeriyle ödenmemesinin yarattığı tahribatı hukuki bir zeminde ele alması bakımından büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının devlete yüklediği negatif ve pozitif yükümlülükleri hatırlatarak, idarenin eylem ve işlemleri neticesinde bireylerin mal varlığında meydana gelen eksilmelerin gecikmeksizin telafi edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Özellikle uzun süren yargılama süreçleri ve idari prosedürler nedeniyle paranın alım gücünde yaşanan dramatik düşüşlerin, anayasal güvence altında olan mülkiyet hakkının özüne dokunduğu açıkça ifade edilmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar yerleşik içtihatların kararlı bir şekilde sürdürüldüğünü göstermektedir. Kamulaştırma, kamulaştırmasız el atma veya benzeri devlet müdahaleleri sonucunda hak edilen tazminatların enflasyon karşısında eritilmesinin, vatandaş ile devlet arasındaki adil dengeyi sarsan aşırı bir külfet olduğu prensibi bir kez daha teyit edilmiştir. Uygulamadaki önemi ise, vatandaşların sadece bedel tespiti için değil, aradan geçen zaman zarfında yaşanan değer kaybının telafisi için de güçlü bir anayasal dayanağa sahip olmalarını temin etmesidir. Aynı zamanda, makul sürede yargılanma hakkı ihlallerinde yeni kurulan Tazminat Komisyonu yolunun zorunlu bir adım olarak gösterilmesi, usul hukuku pratiği açısından meslektaşların takip etmesi gereken güncel bir emsal olarak öne çıkmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Mücahit Kaymaz ve Selçuk Kaymaz, kendilerine ait olan taşınmazın kamulaştırılması sürecinde yaşadıkları ekonomik ve hukuki mağduriyetler nedeniyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucuların temel şikayeti, kamulaştırma işlemi sonucunda mahkemece hükmedilen bedelin ödenmesi aşamasında yaşanan gecikmeler ve enflasyonist ortamın etkisiyle söz konusu bedelin ciddi bir değer kaybına uğratılarak ödenmesidir. Başvurucular, taşınmazlarının elinden alınmasına karşılık kendilerine ödenen paranın, aradan geçen zaman zarfında alım gücünü yitirdiğini ve bu durumun mülkiyet haklarını zedelediğini belirtmişlerdir.
Bununla birlikte başvurucular, kamulaştırma bedelinin tespiti ve tahsili amacıyla başlatılan hukuki sürecin gereğinden fazla uzadığını, davalarının makul sürede tamamlanmadığını ifade etmişlerdir. Bu gerekçelerle, hem mülkiyet haklarının hem de adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Talepleri arasında; yaşanan hak ihlallerinin tespit edilmesi, ihlalin ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması ve yaşadıkları mağduriyetin telafisi için manevi tazminat ödenmesi yer almaktadır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu karmaşık uyuşmazlığı çözerken temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında güvence altına alınan mülkiyet hakkı ile yine anayasal bir güvence olan adil yargılanma hakkına ilişkin genel hukuk prensiplerini titizlikle değerlendirmiştir. Mahkemenin yerleşik içtihat prensiplerine göre, kamulaştırma bedellerinin veya kamulaştırmasız el atma tazminatlarının enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılarak ödenmesi, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir. Bu şekilde bir ödeme pratiği, mülkiyet sahiplerine katlanılması zor, şahsi, aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemektedir. Mülkiyet hakkının devlete yüklediği pozitif yükümlülükler, kişilerin mal varlığı değerlerinin enflasyonist etkilere karşı korunmasını ve kamusal müdahalelerde malikin zarara uğratılmamasını emretmektedir.
Diğer taraftan, uyuşmazlığın makul sürede yargılanma hakkı boyutuna bakıldığında usul hukukumuzda yakın zamanda gerçekleşen yasal değişikliklerin karara doğrudan etki ettiği görülmektedir. 7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun kapsamında yapılan köklü düzenlemeler somut uyuşmazlıkta temel alınmıştır. 6384 sayılı Kanun m. 5/A ve ilgili kanuna eklenen geçici 3. madde gereğince, 12 Mart 2024 tarihi itibarıyla Anayasa Mahkemesinde derdest olan ve sırf yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasını taşıyan başvurularda, bireysel başvurudan önce Adalet Bakanlığı bünyesindeki Tazminat Komisyonuna başvuru yapılması yasal bir zorunluluk haline getirilmiştir.
Doktrinde de sıkça vurgulandığı üzere, bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereği, temel hak ihlali iddialarının öncelikle kanunla kurulmuş olağan veya idari başvuru yolları üzerinden çözülmesi esastır. Tazminat Komisyonu, ulaşılabilir ve etkin bir giderim sağlama kapasitesine sahip bir yol olarak tanımlandığından, bu yol tüketilmeden mahkemenin esasa girmesi mümkün görülmemektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, somut olaydaki hukuki iddiaları ve dosya kapsamındaki olguları değerlendirirken başvurucuların şikayetlerini iki temel eksende detaylı bir incelemeye tabi tutmuştur. İncelemenin ilk ayağını, devlet tarafından el konulan taşınmazın karşılığı olan kamulaştırma bedelinin ciddi bir değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası oluşturmuştur. Yüksek Mahkeme, daha önce karara bağladığı ve yapısal bir içtihat haline getirdiği emsal kararlarında benimsediği anayasal ilkeleri bu başvuruya da aynen tatbik etmiştir. Dosya içeriğinden, başvuruculara ödenen kamulaştırma bedelinin yüksek enflasyon karşısında değerini yitirdiği, uygulanan faiz ve benzeri yasal mekanizmaların bu erimeyi telafi etmekte tamamen yetersiz kaldığı tespit edilmiştir. Mahkeme, yaşanan bu ciddi ekonomik değer kaybının kamu yararı ile bireysel haklar arasındaki adil dengeyi bozduğunu, başvurucular üzerinde şahsi, aşırı ve olağan dışı bir külfet yarattığını açıkça ifade etmiştir. Yerleşik içtihatlardan ayrılmayı gerektiren herhangi bir istisnai durum bulunmadığı vurgulanarak mülkiyet hakkının kesin olarak ihlal edildiğine hükmedilmiştir. İhlalin sonuçlarının tümüyle ortadan kaldırılması için tek yöntemin yeniden yargılama yapmak olduğu belirtilerek, dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesinde hukuki zorunluluk bulunduğu ifade edilmiştir. Yeniden yargılamanın tek başına yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından, başvurucuların ayrıca talep ettiği tazminat istemleri reddedilmiştir.
İncelemenin ikinci ayağında ise, yargılama sürecinin olağan standartların ötesine geçerek uzun sürmesi sebebiyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği şikayeti ele alınmıştır. Anayasa Mahkemesi, güncel yasal düzenlemeleri dikkate alarak, derdest makul süre şikayetleri için işletilen yeni usul kuralını işletmiştir. Yeni düzenleme uyarınca, bu iddialar için öncelikle etkin bir başvuru mekanizması olarak kurulan Tazminat Komisyonuna müracaat edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Başvurucuların söz konusu idari başvuru yolunu tüketmeden Anayasa Mahkemesinden karar beklemeleri, bireysel başvurunun ikincil niteliği ilkesi ile bağdaşmamaktadır. Mahkeme bu nedenle, makul süreye ilişkin şikayeti esasa girmeden doğrudan başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, kamulaştırma bedelinin değer kaybına uğratılarak ödenmesi sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinin tespitine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması yönünde başvuruyu kabul etmiştir.