Anasayfa/ Karar Bülteni/ Anayasa Mahkemesi Muammer Özçelik Kararı 2023/15057 B.

Anayasa Mahkemesi Muammer Özçelik Kararı 2023/15057 B.

Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkına yönelik değerlendirmelerini Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde yapmaktadır. Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, bir yargılamanın adil olup olmadığının tespiti için somut olayda elde edilen tanık beyanlarının nasıl değerlendirildiğine yönelik üç aşamalı bir test uygulanmaktadır.
search
7 dk okuma Yayınlanma: Güncelleme:
Alan Detay
Mahkeme Anayasa Mahkemesi
Bölüm 1. Bölüm
Başvuru No 2023/15057
Karar Tarihi 24.12.2025
Taraf Muammer Özçelik
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası

Öne Çıkan Hükümler

  • gavel Tanık sorgulama hakkı adil yargılanmanın gereğidir.
  • gavel Belirleyici tanık beyanı duruşmada test edilmelidir.
  • gavel SEGBİS imkanı varken istinabe yetersiz kalabilir.
  • gavel Sorgulanmayan tanık aleyhe yegane delil olamaz.

Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu karar, ceza yargılamalarında sanığın aleyhine ifade veren tanıkların duruşmada hazır edilmesinin ve sanık tarafından doğrudan sorgulanabilmesinin hukuki önemini bir kez daha güçlü biçimde vurgulamaktadır. Mahkemenin somut olayda verdiği ihlal kararı, yalnızca istinabe yoluyla alınan ve doğruluğu test edilmemiş tanık beyanlarının, sanığın cezasının bireyselleştirilmesinde ve alt sınırdan uzaklaşılmasında tek veya belirleyici ölçüde esas alınmasının hakkaniyete aykırı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Karar, yargılamayı yürüten mahkemelerin tanıkları bizzat dinlemeden veya teknolojik imkanlar kullanılarak sanığa soru sorma hakkı tanımadan aleyhe hüküm kurmasının kabul edilemezliğini tescil etmektedir.

Benzer davalarda emsal etkisi oldukça yüksek olan bu karar, özellikle tanık ifadelerinin mahkumiyete giden yolda temel dayanak yapıldığı ceza dosyaları için kritik bir asgari standart belirlemektedir. Uygulamadaki önemi açısından yerel mahkemelerin, belirleyici nitelikteki tanıkları mahkemede hazır etmek veya en azından eş zamanlı sesli ve görüntülü iletişim araçlarıyla dinlemek zorunda olduklarına işaret edilmektedir. Şayet bu imkanlar sağlanamıyorsa, savunma tarafının dezavantajlı konumunu dengeleyecek yeterli usul güvencelerinin mutlaka oluşturulması gerektiği prensibi sağlamlaştırılmıştır. Bu yaklaşım, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin korunması adına önemli bir rehber niteliğindedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, Kara Harp Okulunda teğmen olarak görev yapan başvurucunun, darbe teşebbüsüne katıldığı ve silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddiasıyla yargılandığı ceza davasında aldığı ağır mahkumiyet hükmüne dayanmaktadır. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame ile başvurucu hakkında ağır ceza mahkemesinde dava açılmıştır. Yargılama sürecinde mahkeme, başvurucunun aleyhine ifade veren temel bir tanığın ifadesini başka bir şehirde istinabe (naip mahkeme) yoluyla almış, tanığı duruşmaya bizzat getirmemiş veya görüntülü sistemle (SEGBİS) duruşmaya bağlamamıştır. Başvurucu, aleyhine ifade veren bu kişiyi tanımadığını belirterek duruşmada yüzleşme ve soru sorma talep etmesine rağmen bu hakkı kullanamadan on beş yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Olağan kanun yollarının tükenmesi üzerine başvurucu, belirleyici tanığı sorgulayamadığı ve savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkına yönelik değerlendirmelerini Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde yapmaktadır. Yüksek Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, bir yargılamanın adil olup olmadığının tespiti için somut olayda elde edilen tanık beyanlarının nasıl değerlendirildiğine yönelik üç aşamalı bir test uygulanmaktadır.

İlk aşamada, tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin bulunup bulunmadığı incelenir. İkinci aşamada, sanığın sorgulama veya sorgulatma imkanı bulamadığı tanık tarafından verilen ifadenin, mahkumiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilir. Üçüncü ve son aşamada ise, eğer tanık beyanı belirleyici bir delil ise, savunma tarafının karşılaştığı bu zorluğu telafi edecek düzeyde yeterli karşı dengeleyici güvencelerin sağlanıp sağlanmadığına bakılır.

Bunun yanı sıra, uyuşmazlığın usul hukuku boyutunda dikkate alınan temel kurallardan biri de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.180 hükmüdür. İlgili kanun maddesinin beşinci fıkrası, tanık veya bilirkişinin aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle dinlenebilmeleri olanağının varlığı hâlinde bu yöntemin uygulanarak ifadenin alınmasını emretmektedir.

Ayrıca, mahkemelerin cezayı bireyselleştirirken ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.39 ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.44 kapsamında indirimleri ya da cezayı ağırlaştırıcı teşdit unsurlarını belirlerken dayandığı delillerin niteliği çok önemlidir. Bir delilin belirleyici olup olmadığı sadece mahkumiyet kararı yönünden değil, aynı zamanda temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak tayin edilmesi veya indirim miktarının belirlenmesi bakımından da dikkate alınmak zorundadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda ilk derece mahkemesinin yargılama usullerini anayasal güvenceler ışığında incelemiş ve ihlale zemin hazırlayan önemli usuli eksiklikler tespit etmiştir. Mahkemece, başvurucu aleyhine beyanda bulunan tanığın ifadeleri istinabe yoluyla alınmış ve duruşmada başvurucuya sadece okunmakla yetinilmiştir. Tanığın duruşmada neden bizzat hazır edilemediğine veya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) gibi iletişim teknikleri kullanılarak neden dinlenmediğine dair gerekçeli kararda veya duruşma tutanaklarında herhangi bir geçerli nedene yer verilmemiştir.

Bireysel başvuruya konu edilen yargılamada, başvurucu hakkında ceza verilirken alt sınırdan uzaklaşılmış ve takdiri indirim de uygulanmamıştır. Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası üzerinden yapılan indirimin, diğer bazı sanıklardan farklı olarak teşdiden (ağırlaştırılarak) belirlenmesinde başvurucunun terör örgütü içindeki hiyerarşik konumuna dair ifadeler doğrudan etkili olmuştur. Bu ifadeler ise bizzat duruşmada dinlenmeyen ve başvurucuya soru sorma imkanı tanınmayan tanığın anlatımlarına dayanmaktadır. Dolayısıyla, sorgulama imkanı verilmeyen tanık ifadelerinin yalnızca mahkumiyet kararında değil, cezanın bireyselleştirilmesi ve indirim oranının belirlenmesinde de belirleyici nitelikte delil olarak kullanıldığı kesinleşmiştir.

Başvurucuya yargılama aşamasında kendi savunmasını yapma ve delillerini sunma fırsatı verilmiş olsa da, belirleyici nitelikteki tanık ifadeleri karşısında sanığa soru sorma hakkı kullandırılmamıştır. Güvenilirliği ve doğruluğu duruşma ortamında çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak test edilmemiş olan bu beyanların belirleyici ölçüde hükme esas alınması, savunma makamını ciddi bir dezavantajlı duruma düşürmüştür. İlk derece mahkemesi, savunma tarafının karşılaştığı bu zorluğu telafi edecek herhangi bir karşı dengeleyici güvence de sağlamamıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkı kapsamındaki tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Mahkemeye gelmeyen bir tanığın ifadesiyle bana ceza verilebilir mi? expand_more
Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, hakkınızda belirleyici ifade veren bir tanığın bizzat mahkemede dinlenmesi veya en azından SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) gibi teknolojik imkânlarla duruşmada sorgulanabilmesi adil yargılanmanın temel bir gereğidir. Eğer mahkeme tanığı duruşmaya getirmemişse ve savunma tarafı olarak size doğrudan soru sorma imkânı tanımamışsa, bu ifadenin tek veya belirleyici delil olarak hükme esas alınması hakkaniyete aykırıdır. Yani, yüzleşmediğiniz ve doğruluğunu duruşmada test edemediğiniz bir tanığın ifadesine dayanılarak aleyhinize mahkûmiyet hükmü kurulması, adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurur.
Başka şehirdeki tanık SEGBİS yerine talimatla dinlenirse itiraz edebilir miyim? expand_more
Kesinlikle itiraz edebilirsiniz. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 180. maddesine göre, aynı anda sesli ve görüntülü iletişim tekniğinin (SEGBİS) kullanılma imkânı varken, ifadenin bu yöntem yerine istinabe (talimat/naip mahkeme) yoluyla alınması ciddi bir usuli eksikliktir. Anayasa Mahkemesi, somut yargılamalarda geçerli ve haklı bir gerekçe sunulmadan belirleyici tanıkların SEGBİS ile duruşmaya bağlanmamasını ve ifadelerinin duruşmada yalnızca okunmakla yetinilmesini hak ihlali olarak değerlendirmektedir. Bu durum, sanığın silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinden faydalanmasını engelleyip savunma hakkını kısıtlayacağı için Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunda güçlü bir gerekçe oluşturur.
Soru soramadığım tanığın ifadesiyle cezam artırılabilir veya indirim iptal edilebilir mi? expand_more
Hayır, hukuka uygun şekilde edilemez. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihatlarına göre, bir delilin yargılamada "belirleyici" nitelikte olup olmadığı sadece mahkûmiyet kararı yönünden değil; cezanın bireyselleştirilmesi, alt sınırdan uzaklaşılması veya takdiri indirimlerin uygulanmaması açısından da titizlikle değerlendirilmek zorundadır. Bizzat duruşmada dinlenmeyen ve size soru sorma, iddiaları çürütme fırsatı verilmeyen bir tanığın salt yazılı anlatımlarına dayanılarak cezanızın ağırlaştırılması (teşdit) veya lehinize olan indirimlerden mahrum bırakılmanız anayasal güvencelere aykırıdır.
Mahkeme uzaktaki tanığı çağırmazsa hak kaybına uğramamak için ne yapmalıyım? expand_more
Yargılama aşamasında, aleyhinize beyanda bulunan kişiye mutlaka doğrudan soru sorma ve çelişkili ifadelerini mahkeme huzurunda sınama hakkınızı resmi olarak talep etmelisiniz. Anayasa Mahkemesi yargılamanın adil olup olmadığını üç aşamalı bir testle denetler: Mahkemenin tanığı hazır etmemek için geçerli bir sebebi olup olmadığı, bu ifadenin belirleyici delil olup olmadığı ve savunmaya karşı dengeleyici güvencelerin sunulup sunulmadığı incelenir. Eğer tanık teknik veya fiili engellerle mahkemeye getirilemiyor veya SEGBİS ile bağlanamıyorsa, mahkeme sizin düştüğünüz bu dezavantajlı konumu telafi edecek usul güvenceleri sağlamakla yükümlüdür. Bu taleplerinizin reddedilmesi halinde, tanık sorgulama hakkınızın ihlali gerekçesiyle kanun yollarına ve Anayasa Mahkemesine başvurabilirsiniz.
Av. Hanifi Bayrı
Av. Hanifi Bayrı İstanbul 1 Nolu Barosu (Sicil: 40976)

Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunudur. İş hukuku, mobbing, KVKK uyum süreçleri, bilişim hukuku, hasta ve çocuk hakları alanlarında uzmanlaşmış olup, 2012 yılından bu yana İstanbul merkezli hukuk bürosunda yüz yüze ve online hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

star star star star star

Bizi Değerlendirin

Hizmet kalitemizi artırabilmemiz için görüşleriniz bizim için çok değerlidir.

Google'da Değerlendir