Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 4. HD | 2015/7309 E. | 2015/8224 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 4. HD 2015/7309 E. 2015/8224 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 4. Hukuk Dairesi
Esas No 2015/7309
Karar No 2015/8224
Karar Tarihi 18.06.2015
Dava Türü Maddi ve Manevi Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Kamu görevlilerinin eylemlerinden doğan zararlarda idare sorumludur.
  • Hizmet kusuru iddialarında husumet kamu kurumuna yöneltilmelidir.
  • Kamu görevlisine karşı adli yargıda dava açılamaz.
  • Memurların kusurlu eylemleri idari işlem sınırlarında değerlendirilir.

Bu karar, kamu görevlilerinin görevlerini ifa ederken üçüncü kişilere veya mesai arkadaşlarına verdikleri iddia edilen zararlarda husumetin kime yöneltileceği hususunda kritik bir hukuki çerçeve çizmektedir. Özellikle kamu hastanelerinde veya devlet kurumlarında yaşanan mobbing iddialarında, zararın doğrudan işlemi yapan amirden mi yoksa kurumun kendisinden mi talep edileceği sorunsalı netliğe kavuşturulmuştur. Yüksek Mahkeme, kamu görevlisinin görevini yaparken ortaya çıkan kusurlarının hukuken bir hizmet kusuru olduğuna işaret ederek, Anayasal güvenceler çerçevesinde şahsi sorumluluk yoluna gidilemeyeceğini vurgulamaktadır.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, idari yargı ile adli yargı arasındaki görev ve taraf sıfatı ayrımlarını kesin hatlarla belirlemektedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, kamu görevlisine karşı adli yargıda açılan manevi tazminat davalarının pasif husumet ehliyetsizliği nedeniyle usulden reddedilmesi gerektiği ilkesi pekiştirilmiştir. Meslektaşlarımızın ve vatandaşların, kamu kurumlarında uğradıkları psikolojik taciz veya maddi kayıplar nedeniyle açacakları tazminat davalarında doğrudan idareyi hasım göstermeleri gerektiği, aksi takdirde davanın esasına girilmeksizin reddedileceği gerçeği bu kararla somutlaşmıştır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Dava, bir kamu hastanesinin kardiyoloji bölümünde başasistan olarak görev yapan davacı doktorun, aynı bölümde klinik şefi olarak görev yapan amiri hakkında açtığı maddi ve manevi tazminat talebine dayanmaktadır. Davacı hekim, uzmanlık alanında çalışması gerekirken amiri tarafından kasten atıl bir birimde görevlendirildiğini, nöbet listelerindeki haksız düzenlemeler yüzünden performans puanının ve dolayısıyla aylık gelirinin düştüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca, haksız yere kendisine dört kez disiplin cezası verildiğini ve amiri tarafından kasıtlı olarak psikolojik baskıya yani mobbinge maruz bırakıldığını iddia etmiştir. Davacı, bu iddialarla uğradığı maddi kayıpların ve manevi yıpranmanın giderilmesi amacıyla doğrudan amiri olan şahsa karşı tazminat talep etmiştir. İlk derece mahkemesi maddi tazminat talebini kabul edip manevi tazminat talebini reddetmiş, bunun üzerine karar her iki tarafça temyiz edilmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin ve Yargıtay'ın uyuşmazlığı çözerken dayandığı temel hukuki prensipler, kamu görevlilerinin sorumluluğu ve hizmet kusuru kavramları etrafında şekillenmektedir.

Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlar, hukuken idarenin hizmet kusuru olarak nitelendirilir. Bu husus, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.40/3 ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.129/5 hükümlerinde açıkça düzenlenmiş olup, memurların ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının, ancak idare aleyhine açılabileceği emredici bir kurala bağlanmıştır.

Ayrıca, bu temel anayasal kuralın yasal dayanağını oluşturan 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu m.13/1 uyarınca, kamu görevlilerinin kamu hukukuna tabi görevlerini yerine getirirken kişilere verdikleri zararlardan dolayı doğrudan doğruya memur aleyhine adli yargıda dava açılamaz. Dava, mutlak surette ilgili kamu kurumu aleyhine yöneltilmelidir. İdarenin, mağdurun zararını tazmin ettikten sonra ilgili memura kendi iç ilişkisinde rücu etme hakkı ise kanunla saklı tutulmuştur.

Doktrinde ve yerleşik Yargıtay içtihat prensiplerinde de vurgulandığı üzere, sorumluluk hukukunun genel ilkeleri bağlamında bu yasal düzenlemeler, zarar gören kişinin zararının devlet güvencesiyle ve hızlıca karşılanmasını sağlayan çok önemli bir teminattır. Dolayısıyla, kast ve kusur derecesi ne düzeyde olursa olsun, kamu görevi ifa edilirken idari bir yetkinin kullanımı sonucunda ortaya çıkan eylemlerde kişisel sorumluluğa dayalı olarak doğrudan memur aleyhine tazminat davası yürütülemez.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, dosya kapsamındaki hukuki olguları incelerken öncelikle davanın yöneltildiği kişinin sıfatını ve eylemin niteliğini değerlendirmeye almıştır. Davacının iddialarının temelinde, klinik şefi sıfatını taşıyan davalının sahip olduğu idari yetkileri yani nöbet listesi düzenleme, personel görevlendirmesi yapma ve disiplin cezası verme gibi kamusal yetkilerini kullanarak kendisine kasten zarar verdiği argümanı yatmaktadır.

Yüksek Daire, söz konusu eylemlerin klinik şefinin kamu görevi ifası sırasında ve doğrudan idari yetkilerinin kullanımı çerçevesinde gerçekleştiğini saptamıştır. Bu bağlamda, iddia edilen psikolojik baskı (mobbing), haksız disiplin cezası uygulamaları ve görev yeri değişiklikleri gibi işlemlerin idari birer nitelik taşıdığı, dolayısıyla bunların şahsi bir haksız fiilden ziyade görev ifası sırasında ortaya çıkan tipik bir hizmet kusuru olduğu vurgulanmıştır.

İlk derece mahkemesinin, davalının sanki özel hukuk ilişkisinden doğan doğrudan kişisel bir sorumluluğu varmış gibi işin esasına girerek maddi tazminat yönünden kabul kararı vermesi açıkça usul ve yasaya aykırı bulunmuştur. Yargıtay, kamu görevlisinin görevini yerine getirdiği sırada doğan her türlü zararın, ilgili kamu kurumunun hizmet kusuru sayılacağı ve taraf sıfatının emrinde çalışılan kamu kurumuna yöneltilmesi gerektiği yönündeki emredici kuralı bu dosyada titizlikle uygulamıştır. Doğrudan şahsa karşı açılan bu tazminat davasında, yasal düzenlemeler gereğince husumet yokluğu (taraf ehliyetsizliği) sebebiyle davanın en baştan reddedilmesi gerektiği kesin bir dille saptanmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, husumet nedeni ile davanın reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle kararı bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: