Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2015/7540 E. | 2018/1867 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2015/7540 E. 2018/1867 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2015/7540
Karar No 2018/1867
Karar Tarihi 07.02.2018
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Hâkim taleple bağlılık kuralını aşamaz.
  • Belirsiz alacakta artırım olmadan fazla verilemez.
  • Fiili çalışmanın olmadığı döneme ücret hesaplanamaz.
  • Fesih tarihinden sonraki dönem için alacak doğmaz.

Bu karar, iş hukuku yargılamalarında usul kurallarının, özellikle de taleple bağlılık ilkesinin ne kadar katı ve tavizsiz bir şekilde uygulanması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Mahkemelerin, işçinin talebini aşacak şekilde kendiliğinden daha yüksek bir tutara hükmetmesinin adil yargılanma ve usul hukukuna aykırılığı vurgulanmıştır. Her ne kadar belirsiz alacak davası işçiye hukuki bir kolaylık sağlayan esnek bir kurum olsa da, davacının dava dilekçesindeki talebini ıslah veya talep artırım dilekçesi ile artırmadığı durumlarda, mahkemenin ilk taleple bağlı kalması gerektiği net bir dille ifade edilmiştir.

Ayrıca bu emsal niteliğindeki karar, fiili çalışmanın varlığı ile ücrete hak kazanma arasındaki kopmaz bağı bir kez daha teyit etmektedir. İş sözleşmesinin fiilen sona erdiği eylemli tarih ile feshin kâğıt üzerinde bildirildiği resmi tarih arasındaki dönemde, eğer işçi fiilen herhangi bir çalışma yapmamışsa, bu dönem için fazla çalışma veya genel tatil ücreti gibi alacakların hesaplanamayacağı kuralı değişmez bir içtihat olarak karşımıza çıkmaktadır. Uygulamada sıkça rastlanan ve bilirkişi raporlarında yanılgıya sebebiyet veren fesih tarihi sonrasındaki eylemli çalışmasızlık dönemlerinin hesaplamalara dahil edilmesi hatası, bu kararla önlenmekte olup, raporların denetiminde ilk derece mahkemelerine düşen dikkat yükümlülüğünü hatırlatmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, işyerinde meydana gelen yapısal değişiklikler sonrasında kendisini istifaya zorlamak amacıyla sistematik olarak mobbing uygulandığını ve en nihayetinde iş sözleşmesinin işveren tarafından gönderilen bir ihtarnameyle haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek davalı işverene karşı alacak davası açmıştır. İşçi, iş sözleşmesinin haksız feshine dayanarak kıdem ve ihbar tazminatları ile birlikte fazla mesai, yıllık izin ve genel tatil ücretlerinin faiziyle ödenmesini talep etmiştir.

Buna karşılık davalı işveren, davacı işçinin mazeretsiz olarak günlerce işe gelmediğini, bu eylemli devamsızlıklar nedeniyle hakkında tutanaklar tutulduğunu ve iş sözleşmesinin bu nedenle haklı olarak feshedildiğini savunmuştur. İşveren ayrıca, yıllık ücretli izinlerin tam olarak kullandırıldığını, diğer tüm ücretlerin ödendiğini ve iddia edilen mobbing uygulamasının kesinlikle gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın tamamen reddini istemiştir. İlk derece mahkemesi iddiaları değerlendirerek davanın kısmen kabulüne karar vermiş, bu karar üzerine her iki taraf da itirazlarını sunarak dosyayı Yargıtay incelemesine taşımıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay incelemesine konu olan uyuşmazlığın çözümünde, iş yargılaması usul kuralları ile çalışmaya bağlı ücret alacaklarının niteliği temel alınmıştır. Kararda ağırlıklı olarak dayanılan kural, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.26 hükmünde düzenlenen "taleple bağlılık" ilkesidir. Bu amir kanun maddesine göre hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla doğrudan bağlı olup, talepten fazlasına veya başka bir şeye kesinlikle karar veremez. Belirsiz alacak davası olarak açılan davalarda dahi, yargılama aşamasında bilirkişi raporuyla alacak miktarı daha yüksek tespit edilse bile, davacı taraf usulüne uygun şekilde talebini artırmadığı müddetçe, mahkemenin başlangıçta belirtilen miktar üzerinden karar vermesi zorunludur. Taleple bağlılık ilkesi, adil yargılanma ve hukuki öngörülebilirlik ilkelerinin usul hukukundaki en temel yansımalarından biridir.

Bununla birlikte, iş hukukunun evrensel prensiplerine göre fazla mesai, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil alacakları ancak fiili bir çalışmanın karşılığında doğabilen nispi haklardır. 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçinin bu gibi ek alacaklara ve ücretlere hak kazanabilmesi için fiilen ilgili gün ve saatlerde işverenin emrinde çalışmış olması şarttır. İş sözleşmesinin eylemli ve fiili olarak sona erdiği tarih ile idari/resmi bildirim tarihi arasında geçen ve işçinin hiçbir şekilde çalışmadığı süreler için, çalışmaya bağlı bu tür alacakların tahakkuk ettirilmesi ve hesaplanması hukuken mümkün değildir.

Ücret ve çalışma sürelerine bağlı tazminat hesaplamaları yapılırken fesih tarihi tereddüde yer bırakmayacak şekilde kesin olarak belirlenmeli ve tüm işçilik alacakları, işçinin emeğini sunduğu bu fiili çalışma süresi sınırları içerisinde değerlendirilmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosya üzerinde yaptığı detaylı incelemede ilk derece mahkemesinin kararında usul ve esasa ilişkin iki temel hata tespit etmiştir. İlk olarak, davacı işçi dava dilekçesinde resmi ve dini bayramlarda yoğun olarak çalıştığını belirterek bu alacak kalemi için 1.000 TL tutarında belirsiz alacak davası açmıştır. Yargılama aşamasında dosyaya sunulan bilirkişi raporuyla davacının genel tatil alacak miktarı 1.437 TL olarak daha yüksek bir meblağda hesaplanmıştır. Ancak davacı vekili, yasal süresi içinde herhangi bir talep artırımı veya ıslah yoluna gitmemiştir. Yerel mahkeme ise davacının talebini artırmamasına rağmen, talep edilen 1.000 TL yerine doğrudan bilirkişi tarafından rapor edilen 1.437 TL üzerinden genel tatil ve resmi bayram tatili ücretine hükmetmiştir. Yargıtay, bu hukuki durumun usul hukukumuzda yer alan taleple bağlılık kuralına açıkça aykırı olduğunu ve hakimin talebi aşarak karar veremeyeceğini belirtmiştir.

İkinci büyük hata ise, iş sözleşmesinin fesih tarihinin tespitinde ve buna bağlı olarak yapılan süre hesaplamalarında kendini göstermektedir. Dosya kapsamındaki belgelerden ve tanık beyanlarından, iş sözleşmesinin taraflar arasında eylemli olarak 23.04.2012 tarihinde feshedildiği açıkça anlaşıldığı hâlde, mahkemece işveren tarafından çok sonradan gönderilen 16.05.2012 tarihli bildirim yazısı dikkate alınarak hesaplama yapılmıştır. Davacı işçinin 23.04.2012 tarihi ile işverenin resmi fesih bildirimi yaptığı 16.05.2012 tarihi arasındaki süreçte eylemli olarak hiçbir fiili çalışması bulunmamaktadır. Yargıtay, fiilen çalışılmayan bu boşluk dönemi için dahi fazla çalışma ve genel tatil ücreti alacaklarının hesaplanmasını, hakkaniyete ve hukukun genel ilkelerine aykırı bularak isabetsiz kabul etmiştir. Bilirkişi hesaplamalarının, davacının işyerinde fiilen çalıştığı son tarih olan 23.04.2012 tarihi esas alınarak revize edilmesi gerektiği kesin bir dille vurgulanmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, taleple bağlılık kuralına uyulmaması ve çalışılmayan dönemin hesaplamalara dâhil edilmesi gerekçeleriyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: