Karar Bülteni
AYM Berdan Mardini Karademir BN. 2021/50135
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/50135 |
| Karar Tarihi | 21.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İtiraz merciinin esaslı iddiaları karşılaması zorunludur.
- Gerekçeli karar hakkı adil yargılanmanın temelidir.
- Şeref ve itibar için önce olağan yollar tüketilmelidir.
AYM, 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen koruma ve tedbir kararlarına karşı yapılan itirazların derece mahkemelerince şekli ve yüzeysel olarak değil, esasa ilişkin tüm iddiaları karşılayacak biçimde incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. İtiraz mercilerinin, başvurucuların sunduğu delilleri, ileri sürdüğü somut argümanları ve esaslı beyanları hukuken geçerli bir temele oturtmadan, sadece kalıplaşmış ifadelerle reddetmesi, adil yargılanma hakkının ayrılmaz bir parçası olan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali anlamına gelmektedir. Ayrıca, özel hayata saygı hakkı bağlamında şeref ve itibarın korunmasına ilişkin şikayetlerde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmadan önce hukuk sistemimizde var olan idari ve yargısal yolların eksiksiz olarak tüketilmesi gerektiği bir kez daha vurgulanmıştır.
Bu kararın benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle şiddetin önlenmesine dair kanun uygulamalarında mahkemelerin takdir yetkilerini kullanırken gerekçelendirme yükümlülüklerine ne derece uymaları gerektiğini göstermesi açısından oldukça büyüktür. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, itirazların matbu ve standart gerekçelerle reddedilmesi pratiğinin anayasal denetimden dönmesi kaçınılmazdır. Bu karar, aile mahkemeleri ve itiraz mercileri için önemli bir yol haritası çizerek, taraf beyanlarının ve itiraz dilekçelerinin ciddiyetle, somut olayın özelliklerine uygun şekilde ele alınması zorunluluğunu pekiştirmektedir. Artık yargı makamları, koruma ve uzaklaştırma tedbirlerine yönelik itirazları incelerken kararlarını daha şeffaf ve tatmin edici gerekçelere dayandırmak zorundadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Berdan Mardini Karademir hakkında, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında aile mahkemesi tarafından bir tedbir kararı verilmiştir. Başvurucu, hakkında tesis edilen bu koruma tedbiri kararına itiraz etmiş ve itiraz mercii olan mahkemeye kendi savunmalarını ileterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Ancak itirazı inceleyen mahkeme, başvurucunun ileri sürdüğü esaslı iddiaları ve delilleri hiç tartışmadan itirazı kesin olarak reddetmiştir.
Ayrıca başvurucu, hakkında uygulanan bu tedbir kararının basına ve haberlere yansıması nedeniyle kamuoyu nezdinde küçük düştüğünü, sanatçı kimliğinin zedelendiğini ve ciddi bir itibar kaybına uğradığını iddia etmiştir. Bu sebeplerle, yargı mercilerinin itirazlarını gerekçesiz reddetmesi ve basında çıkan haberler yüzünden gerekçeli karar hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa'nın güvence altına aldığı temel hakları ve ilgili kanun hükümlerinin uygulamadaki karşılıklarını derinlemesine ele almıştır. Kararın temelini oluşturan uyuşmazlık, 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında verilen tedbir kararlarına karşı yapılan itirazların yargı mercilerince ne şekilde ve hangi derinlikte incelenmesi gerektiğine dayanmaktadır.
Anayasa'nın 36. maddesinde herkes için güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, mahkemelerin verdikleri kararlarda tarafları tatmin edecek yeterli, makul ve somut bir gerekçe sunmalarını zorunlu kılan gerekçeli karar hakkını da ayrılmaz bir bütün olarak kapsamaktadır. Bu bağlamda, itiraz merciinin sıfatı ne olursa olsun, başvurucunun beyanlarını, savunmalarını ve dosyaya sunduğu delilleri sadece şeklen değil, maddi gerçeği ortaya çıkaracak biçimde etkili bir şekilde incelemesi kanuni bir zorunluluktur. İleri sürülen esaslı iddiaların mahkeme kararlarında hiç tartışılmadan geçiştirilmesi, yargılamanın adil ve tarafsız bir şekilde yürütülmediği izlenimini doğurarak hukuka olan güveni zedeler.
Bununla birlikte, Anayasa'nın 17. maddesi uyarınca herkesin kendi maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı bulunmaktadır. Kişilerin toplum içindeki şeref, haysiyet ve itibarına yönelik gerçekleştirildiği iddia edilen saldırılar da bu temel hak kapsamında mütalaa edilmektedir. Ancak, bireysel başvuru yolunun anayasal sistemimizdeki ikincil niteliği gereğince, Anayasa Mahkemesine doğrudan başvurulmadan önce, hukuk sisteminde mevcut olan olağan idari ve yargısal yolların, örneğin hukuk mahkemelerinde açılacak tazminat davalarının tamamen tüketilmiş olması kesin bir kuraldır. Bireysel başvuru, ancak bu olağan yolların çaresiz kalması durumunda işletilebilir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun dile getirdiği şikayetleri hukuki bağlamlarına göre iki ayrı ana başlık altında etraflıca değerlendirmiştir. İlk olarak, başvurucunun basında yer alan haberler sebebiyle şeref ve itibarının ciddi şekilde zedelendiği yönündeki iddiaları incelenmiştir. Başvurucu, mahkemece hakkında uygulanan koruma ve uzaklaştırma kararının medyaya ve çeşitli haber mecralarına sızması neticesinde, kamuoyunun yakından tanıdığı sanatçı kimliğinin ve toplumsal itibarının büyük bir zarara uğradığını, bu durumun kendisini maddi ve manevi çöküntüye uğrattığını ileri sürmüştür. Ancak Anayasa Mahkemesi, şeref ve itibara yönelik bu tarz haksız müdahale iddialarına karşı Türk hukuk sisteminde tazminat davası gibi etkili idari ve yargısal başvuru yollarının halihazırda var olduğunu tespit etmiştir. Bireysel başvuru mekanizmasına başvurmadan önce olağan hukuk yollarının mutlaka tüketilmesi gerektiği kuralı uyarınca, başvurucunun bu yöndeki talepleri, başvuru yollarının henüz tüketilmemiş olması sebebiyle esasa girilmeden kabul edilemez bulunmuştur.
İkinci olarak, adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkına yönelik şikayet titizlikle incelenmiştir. Başvurucu, aleyhine verilen tedbir kararına karşı yaptığı hukuki itirazda sunduğu iddiaların itiraz merciince hiçbir şekilde karşılanmadığından şikayetçi olmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer nitelikteki daha önceki emsal kararlarına doğrudan atıf yaparak, kanun yollarını inceleyen merciin, başvurucuların sunduğu itiraz gerekçelerini, beyanları ve delilleri şeklen değil, esastan ve etkili bir şekilde inceleyerek karara bağlamakla yükümlü olduğunu net bir şekilde vurgulamıştır. Somut olay dosyası incelendiğinde, başvurucunun itirazını değerlendiren mahkemenin bu anayasal yükümlülüğünü yerine getirmekten imtina ettiği, başvurucunun davanın sonucunu değiştirebilecek kapasitedeki iddialarını tatmin edici, mantıklı ve hukuki bir gerekçe ile yanıtlamadığı hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde görülmüştür. Bu durum, adil yargılanma hakkının temel yapı taşlarından olan gerekçeli karar hakkının çok açık bir ihlalidir. Bu saptamalar ışığında, ortaya çıkan hak ihlalinin tüm olumsuz sonuçlarının giderilmesi ve başvurucunun itirazlarının anayasal ilkelere uygun şekilde baştan değerlendirilmesi adına dosyanın ilgili aile mahkemesine gönderilmesine ve yaşanan ihlal sebebiyle başvurucuya manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, tedbir kararına yönelik esaslı iddiaların itiraz merciince karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek başvuruyu kabul etmiştir.