Karar Bülteni
AYM 2021/21915 BN.
Anayasa Mahkemesi | A.G. | 2021/21915 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/21915 |
| Karar Tarihi | 21.05.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Şüphe feshi mutlaka somut vakıalara dayanmalıdır.
- Esaslı iddialar gerekçeli kararda mutlaka karşılanmalıdır.
- Takipsizlik kararları fesih değerlendirmesinde titizlikle gözetilmelidir.
- Geçmiş çalışma geçmişi tek başına delil sayılamaz.
Bu karar, işverenin işçiyle arasındaki güven ilişkisinin bozulduğu iddiasına dayanan "şüphe feshi" niteliğindeki işten çıkarmalarda, derece mahkemelerinin salt idarenin soyut beyanlarına dayanarak davanın reddine karar veremeyeceğini hukuken net bir biçimde ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, işçinin yargılama sürecinde ileri sürdüğü temel itirazların ve sunduğu aksi yöndeki karşı delillerin mahkemelerce büyük bir titizlikle incelenmesi, ayrıca gerekçeli kararda bu hususlara açıkça ve ikna edici bir yanıt verilmesi gerektiğinin altını çizmiştir. Somut uyuşmazlıkta, ceza soruşturmasının takipsizlikle sonuçlanmasına ve işverence isnat edilen asılsız iddiaların aksini ispatlayan resmî belgelerin dosyada bulunmasına rağmen bunların mahkemece dikkate alınmaması, adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan gerekçeli karar hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirilmiştir.
Emsal niteliği taşıyan bu karar, bilhassa olağanüstü hâl dönemindeki kanun hükmünde kararnamelere dayanılarak gerçekleştirilen ihraçlar ve işten çıkarmalardan kaynaklanan işe iade davalarında oldukça kritik bir rehberdir. Yüksek Mahkeme, salt bir şüpheye dayalı olarak gerçekleştirilen fesih işlemlerinde, söz konusu şüphenin mutlaka objektif, güncel ve bizzat işçinin şahsıyla doğrudan bağlantılı ciddi bulgularla desteklenmesi gerektiği yönündeki yerleşik Yargıtay içtihadını bir kez daha pekiştirmiştir.
Uygulamada, işçinin herhangi bir yasa dışı örgüt bağlantısı şüphesiyle işten çıkarıldığı ancak paralelinde yürütülen ceza soruşturmalarından takipsizlik veya beraat aldığı durumlarda, hukuk mahkemelerinin bu olguları detaylı bir biçimde irdelemesi zorunlu hâle gelmiştir. Karar, çalışma hayatında karşılaşılabilecek keyfî işten çıkarmaların önüne geçilmesi ve bu tür işlemlerin yargısal denetiminin şekilcilikten uzak, uyuşmazlığın esasına nüfuz eden bir derinlikte gerçekleştirilmesi gerektiğini güçlü bir şekilde vurgulaması bakımından iş hukuku uygulayıcıları için vazgeçilmez bir dayanak oluşturmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu A.G., Ahiler Kalkınma Ajansı bünyesinde destek personeli olarak çalışmaktayken, kurumu tarafından iş sözleşmesi feshedilmiştir. İşveren kurum, feshin gerekçesi olarak başvurucunun yaklaşık on yıl önce yasa dışı örgütle bağlantılı bir özel okulda stajyer/öğretmen olarak çalışmasını ve aynı örgüte ait olduğu bilinen bir bankadan yüklü miktarda hisse senedi aldığı iddiasını ileri sürerek aralarındaki güven ilişkisinin bozulduğunu belirtmiştir.
Bunun üzerine başvurucu, ileri sürülen iddiaların tamamen asılsız olduğunu, kurumla arasında herhangi bir güven zedelenmesini gerektirecek somut bir eyleminin bulunmadığını belirterek feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iadesi talebiyle dava açmıştır. Başvurucu, dava sürecinde hakkındaki ceza soruşturmasının takipsizlikle sonuçlandığını ve ilgili bankada hiçbir hesabının bulunmadığını kanıtlayan resmî belgeler sunmasına rağmen ilk derece mahkemesinin davasını reddetmesi ve istinaf ile temyiz aşamalarından da sonuç alamaması üzerine adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu güvence altına alınmıştır. Bu hakkın en önemli tamamlayıcı unsurlarından biri ise Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır." kuralıdır. Gerekçeli karar hakkı, tarafların uyuşmazlığın sonucuna doğrudan etki edebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmalarına mahkemelerce mutlaka makul bir gerekçe ile yanıt verilmesini zorunlu kılar.
Uyuşmazlığın temelini oluşturan 4857 sayılı İş Kanunu m. 25/II bağlamındaki fesih uygulamaları ile olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe giren 667 sayılı KHK düzenlemeleri ışığında, "şüphe feshi" kurumu ön plana çıkmaktadır. Yargıtayın konuyla ilgili yerleşik içtihatlarında da açıkça kabul edildiği üzere, şüphe feshi mahiyeti gereği tam bir ispat beklemese dahi, işvereni feshe götüren şüphenin mutlaka işçinin kişiliğinde bulunan bir sebebe dayanması gerekmektedir. Bu sebebin, ciddi, önemli ve somut nitelikteki objektif olay ve vakıalar ile sıkı bir şekilde desteklenmesi aranır.
Şüpheye neden olan durumun doğrudan işçinin şahsından kaynaklanması ve millî güvenliği tehdit eden yapı ile işçi arasında güncel ve kişisel bir bağlantıyı ortaya koyabilmesi, keyfî uygulamaların önüne geçilebilmesi adına hukuk devletinin bir gereğidir. Ayrıca, aynı somut olaya ilişkin olarak ceza mahkemeleri veya savcılıklar tarafından verilen beraat ya da kovuşturmaya yer olmadığına (takipsizlik) dair kararların mutlak bir bağlayıcılığı olmasa da, işçi lehine olan bu kararların içeriğindeki olay ve olguların fesih için yeterli makul şüphe oluşturup oluşturmadığı hususu hukuk mahkemelerince ayrıca ve özenle incelenmeli, kararda gerekçelendirilmelidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Başvurucunun iş sözleşmesi, terör örgütüyle irtibatlı olabileceği şüphesine dayanılarak işvereni tarafından feshedilmiştir. Yerel mahkeme, feshin geçerli olduğu kanaatine vararak işe iade davasını reddetmiş; karar gerekçesinde sadece işverenin ileri sürdüğü iddialara ve başvurucu hakkında başlatılan ceza soruşturmasının varlığına değinmekle yetinmiştir.
Buna karşın somut olay incelendiğinde, işverenin başvurucuya yönelttiği en önemli suçlamalardan biri olan "örgütle bağlantılı bankadan hisse senedi alma" iddiasının gerçeği yansıtmadığı, mahkemenin bizzat kendi celp ettiği Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yazısıyla sabittir. Nitekim TMSF yazısında, başvurucu adına anılan banka nezdinde açılmış hiçbir hesap veya bankacılık işlemi bulunmadığı açıkça bildirilmiştir. Ancak mahkeme, bu kesin delile rağmen iddiayı bir fesih şüphesi olarak kabul etmiş, başvurucunun bu yöndeki ciddi itirazlarını ve TMSF tespitinin feshe etkisini gerekçeli kararında hiçbir şekilde tartışmamıştır.
Benzer şekilde, işverenin bir diğer dayanağı olan başvurucunun geçmişteki çalışma öyküsü incelendiğinde; bu durumun iş akdinin feshinden yaklaşık on yıl önce gerçekleşen kısa süreli bir staj programına dayandığı anlaşılmaktadır. Söz konusu eski tarihli ve geçici nitelikteki bu çalışmanın, başvurucunun fesih tarihindeki mevcut görevi bağlamında nasıl güncel ve kişisel bir tehdit ya da tehlike oluşturduğu, güven ilişkisini tam olarak ne şekilde zedelediği hususlarında yerel mahkeme kararında en ufak bir hukuki değerlendirme yapılmamış, yalnızca işverenin soyut iddiaları tekrarlanmıştır.
Son olarak, feshe gerekçe yapılan ceza soruşturmasının akıbeti incelendiğinde, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kapsamlı bir araştırma yapıldığı ve başvurucunun atılı suçu işlediğine dair hiçbir somut delil elde edilemediği için "kovuşturmaya yer olmadığına" karar verildiği görülmektedir. Mahkeme ise sadece soruşturmanın varlığını şüphe feshi için yeterli görmüş; elde edilen takipsizlik kararının iş hukuku boyutundaki etkisini, başvurucunun iddia ve itirazları ekseninde tartışmamıştır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, yargılama sürecinin esasına etki edecek nitelikteki temel itirazların cevapsız bırakıldığı saptanmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, yargılama sürecinin bütününde başvurucunun davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazlarının karşılanmaması nedeniyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama talebini kabul etmiştir.