Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2016/10549 BN.

Karar Bülteni

AYM 2016/10549 BN.

Anayasa Mahkemesi | Bülent Keser ve Diğerleri | 2016/10549 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2016/10549
Karar Tarihi 21.05.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • HAGB kararlarına itiraz yolu mutlaka etkili olmalıdır.
  • İtiraz mercileri iddia ve delilleri denetlemekle yükümlüdür.
  • Matbu gerekçelerle verilen ret kararları hakları zedeler.
  • Sanığın hukuki dinlenilme hakkı esastan güvence altına alınmalıdır.

Bu karar, ceza muhakemesi sistemimizde uzun yıllardır uygulanan ve sıklıkla eleştirilere konu olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kurumunun, sanıkların adil yargılanma hakları bağlamında yarattığı yapısal ve usuli sorunları tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, HAGB kararlarına karşı yapılan itirazların, derece mahkemeleri tarafından esasa girilmeksizin ve yalnızca şeklî şartlar yönünden rutin bir şekilde incelenmesinin anayasal güvenceleri derinden zedelediğini net bir biçimde ifade etmiştir. İtiraz mercilerinin, sanıkların delillerini ve somut iddialarını incelemeden, standart ve soyut gerekçelerle ret kararı vermesi, hak arama hürriyetini ve etkili başvuru hakkını tamamen işlevsiz hâle getirmektedir.

Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, HAGB kurumunun iptal sürecini destekleyen ve adil yargılanma hakkının usuli güvencelerinin hayati önemini vurgulayan temel bir içtihat niteliğindedir. Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği ve HAGB düzenlemelerini bütünüyle iptal eden kararlarıyla tam bir uyum içinde olan bu inceleme, itiraz yollarının yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğini, iddia ve savunmaların fiilen denetlenmesinin bir hukuk devleti zorunluluğu olduğunu açıkça göstermektedir. Uygulamadaki önemi itibarıyla, mahkemelerin HAGB kararlarını verirken ve bu kararları itiraz mercii olarak denetlerken sanığın savunma haklarına, delil sunma taleplerine ve silahların eşitliği ilkesine harfiyen uymaları gerektiği, aksi takdirde hukuki sürecin ağır hak ihlalleri doğuracağı kesin bir dille hüküm altına alınmıştır. Bu durum, mevcut derdest dosyalar ve yeniden yapılacak yargılamalar için bağlayıcı bir kılavuzdur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bülent Keser ve diğer başvurucular, haklarında açılan çeşitli ceza davalarında yargılanmış ve yerel mahkemeler tarafından haklarında mahkûmiyet hükümleri kurulmuştur. Ancak yerel mahkemeler, cezaların infazı yerine bu mahkûmiyetler hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı tesis etmiştir. Başvurucular, yargılama sürecinde kendilerine isnat edilen suçların şüpheden uzak bir biçimde araştırılmadığını, tanık dinletme ile önemli belge ve raporların dosyaya sunulması gibi taleplerinin dikkate alınmadığını savunmuşlardır. Varsayımlara dayalı olarak cezalandırıldıklarını ileri süren başvurucular, HAGB kararlarına yasal itiraz yollarını kullanarak karşı çıkmışlardır. Ne var ki itiraz mercileri, sanıkların esasa ilişkin argümanlarını incelememiş, sadece HAGB'nin şeklî şartlarının oluşup oluşmadığına bakarak itirazları soyut ve matbu gerekçelerle reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucular, itiraz yolunun anlamsız ve etkisiz hâle geldiğini, hak arama özgürlüklerinin engellendiğini belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken öncelikle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile hak arama hürriyetini merkeze almıştır. Bu haklar, kişilerin yargı organları önünde iddia ve savunmalarını etkili bir şekilde sunabilmelerini ve bu süreçte silahların eşitliği ile çelişmeli yargılama ilkelerinden eksiksiz biçimde yararlanabilmelerini teminat altına almaktadır.

Ceza yargılamasında sanıkların hukuki durumunu doğrudan etkileyen ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.231 çerçevesinde düzenlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları, kanun yolu denetimine açık olarak kurgulanmıştır. Yüksek Mahkeme, HAGB kararlarına karşı yapılacak itiraz incelemelerinin yalnızca kanundaki şeklî şartların gerçekleşip gerçekleşmediğiyle sınırlı bir denetimden ibaret olamayacağını, itiraz mercilerinin mutlaka sanıkların iddia ve delillerini dikkate alarak yargılamanın esasına dair maddi ve hukuki bir denetim yapması gerektiğini vurgulamıştır.

Bu kapsamda yerleşik içtihat prensipleri gereğince, yargı makamlarının kararlarını doyurucu bir şekilde gerekçelendirme yükümlülüğü bulunmaktadır. Mahkemelerin, davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki taleplere (tanık dinletme, bilirkişi incelemesi yapılması vb.) makul ve yeterli yanıtlar vermesi, adil yargılanma hakkının temel bir unsurudur. Nitekim Anayasa Mahkemesi, HAGB itiraz mekanizmasının uygulamada etkisiz kalması ve temel haklara yönelik müdahalelerin önüne geçememesi nedeniyle yakın zamanda 5271 sayılı Kanun m.231 içerisinde yer alan ilgili fıkraları Anayasa'ya aykırı bularak tümüyle iptal etmiştir. Temel anayasal kural, sanığın hukuki dinlenilme hakkının, müdafi yardımından etkin şekilde yararlanmasının ve usuli güvencelerinin, sırf cezanın ileride düşme ihtimali barındırmasına dayanılarak ortadan kaldırılamayacağıdır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut başvuruyu adil yargılanma hakkı güvenceleri çerçevesinde ele alarak derece mahkemelerinin tesis ettiği HAGB kararlarını ve bu kararlara yapılan itiraz inceleme süreçlerini titizlikle irdelemiştir. Yapılan değerlendirmede, başvurucuların ilk derece yargılama aşamasında suçlamaların sabit olup olmadığının yeterince araştırılmadığı, yargılamanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki bilgi ve belgelerin dikkate alınmadığı, tanık dinletme taleplerinin ise somut bir gerekçe gösterilmeksizin reddedildiği iddialarının itiraz mercileri tarafından hiçbir şekilde esastan incelenmediği tespit edilmiştir.

İtiraz makamlarının, başvurucuların sunduğu itiraz dilekçelerini değerlendirirken dosya üzerinden yeknesak ve matbu şablonlar kullanarak kararlar verdiği, bu kararların sadece HAGB'nin kanuni şeklî şartlarının (örneğin ceza miktarı, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama vb.) yerine gelip gelmediğiyle sınırlı ve son derece dar bir denetim içerdiği görülmüştür. İlk derece mahkemelerinin kararlarında hukuka aykırılık bulunmadığını ifade eden tek cümlelik standart ret kararları, başvurucuların çelişmeli yargılama bağlamında dile getirdikleri somut, ciddi ve esasa etkili hususları tamamen cevapsız bırakmıştır. Yüksek Mahkeme, bu tablonun, HAGB itirazlarının uygulamada etkili bir hukuki denetim yolu olmaktan çıkarak temel hak ihlallerini ve kamu gücünün olası keyfî uygulamalarını engelleyemeyen salt şeklî bir onama mekanizmasına dönüştüğünü kanıtladığını belirtmiştir.

Ayrıca Yüksek Mahkeme, HAGB kurumuna yönelik olarak daha önce verdiği emsal nitelikteki genel kararlarına atıf yaparak, kurumun işleyiş usulünün silahların eşitliği ilkesiyle bağdaşmadığını, sanığın usuli güvencelerden mahrum bırakıldığını ve savunma makamının konumunun dezavantajlı hâle getirildiğini hatırlatmıştır. İtiraz mercilerinin sistemsel olarak etkili ve maddi bir denetim yapma yükümlülüklerini ihlal etmesi ve HAGB'ye ilişkin yasal altyapının bütünüyle iptal edilmiş olması gerçekleri karşısında, somut yargılamaların adil yargılanma hakkının temel anayasal standartlarını karşılamadığı kesin olarak saptanmıştır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: