Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2022/362 E. 2023/2034 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Daire |
| Esas No | 2022/362 |
| Karar No | 2023/2034 |
| Karar Tarihi | 12.04.2023 |
| Dava Türü | Tam Yargı Davası |
| Karar Sonucu | İncelemeksizin Ret |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- İstinaf mercii kararları sınır altındaysa kesindir.
- Kesin kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz.
- Temyiz sınırı altındaki talepler incelenmeksizin reddedilir.
- Tazminat miktarının kanuni sınırı aşması zorunludur.
Bu karar, idari yargıda istinaf merciinin verdiği kararların hangi hallerde Danıştay nezdinde temyiz edilebileceğine ilişkin temel usul kurallarını net bir şekilde ortaya koymaktadır. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda yer alan ve yıllara göre Yeniden Değerleme Oranı ile güncellenen parasal sınırlar, idari uyuşmazlıkların hangi kanun yollarına tabi olacağını belirleyen en önemli ve emredici kıstaslardan biridir. Somut olayda iddia edilen manevi tazminat talebinin, kararın verildiği ilgili yıl için belirlenen temyiz sınırının altında kalması nedeniyle, Bölge İdare Mahkemesince verilen istinaf ret kararının kesin nitelik taşıdığı vurgulanmıştır. Yüksek Mahkeme, kanunun açık hükmü gereği temyiz sınırı altında kalan uyuşmazlıklarda davanın esasına kesinlikle girilemeyeceğini teyit etmiştir.
Bu durum, benzer idari ve tam yargı davalarında emsal etkisi yaratması bakımından oldukça önemlidir. Uygulamada taraflar, ilk derece ve istinaf aşamalarından sonra hukuki yolların tükenmediği yanılgısına düşerek her koşulda temyiz yoluna başvurabilmektedir. Ancak Danıştay, yasal parasal sınırların kamu düzenine ilişkin olduğunu ve tarafların tazminat veya alacak taleplerinin bu sınırları aşmaması halinde kesinleşmiş kararların yeniden incelenemeyeceğini açıkça göstermektedir. Dolayısıyla, hukuki uyuşmazlıkların gereksiz yere uzamaması, usul ekonomisi ve mahkemelerin iş yükünün hafifletilmesi adına bu tür usuli denetimlerin titizlikle uygulandığı görülmektedir. Meslektaşların ve vatandaşların idari davalar açarken ve kanun yollarına başvururken talep ettikleri miktarın o yılın yasal parasal sınırlarıyla olan ilişkisini mutlak surette dikkate almaları gerekmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, bir üniversitede görev yapan kamu çalışanının, kendi isteğiyle emekliye ayrılmasından sonra eski kurumuna karşı açtığı manevi tazminat davasından kaynaklanmaktadır. Davacı, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Yapı İşleri ve Teknik Daire Başkanlığında çalışmaktayken 2011 yılının Ağustos ayında kendi talebiyle emekli olmuştur. Emekliliğe ayrıldığı tarihe kadar geçen çalışma süresi boyunca, üniversite yönetimi tarafından kendisine yönelik devamlı olarak psikolojik baskı, yıldırma ve kötü muamele, yani bilinen adıyla mobbing uygulandığını iddia etmiştir.
Bu iddialarla birlikte, çalışma hayatında maruz kaldığı olumsuzluklar nedeniyle duyduğu manevi acı ve üzüntünün karşılığı olarak 50.000 Türk Lirası manevi tazminatın faiziyle birlikte ödenmesini talep etmiştir. İlk olarak İdare Mahkemesinde açılan bu tam yargı davası reddedilmiş, sonrasında Bölge İdare Mahkemesine yapılan istinaf başvurusu da kesin olarak reddedilmiştir. Davacı, bu kesin nitelikteki karara karşı temyiz başvurusunda bulunarak konuyu Danıştay'a taşımış ve uyuşmazlık bu temyiz başvurusunun incelenip incelenemeyeceği üzerine şekillenmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Danıştay 2. Dairesi, uyuşmazlığı çözerken idari yargılama usulünün temelini oluşturan kanun yollarına başvuru şartlarını ve parasal sınırları düzenleyen genel hukuk kurallarını esas almıştır. Kararın temelini, istinaf mahkemelerince verilen kararların temyiz edilip edilemeyeceğine yönelik usuli sınırlamalar oluşturmaktadır.
Bu bağlamda uyuşmazlıkta ilk olarak 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.45 hükmü dikkate alınmıştır. İlgili yasa maddesinde, idare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabileceği kurala bağlanmıştır. Aynı maddenin altıncı fıkrasında ise, bölge idare mahkemelerinin kırk altıncı maddeye göre temyize açık olmayan kararlarının "kesin" nitelikte olduğu son derece açık bir şekilde ifade edilmiştir.
Kararın ve usuli incelemenin ana dayanağını oluşturan bir diğer önemli kural ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.46 hükmüdür. Bu madde, Danıştay dava dairelerinin nihai kararları ile bölge idare mahkemelerinin hangi kararlarına karşı temyiz yoluna gidilebileceğini tahdidi olarak saymaktadır. İlgili maddenin (b) bendinde, konusu belirli bir yasal parasal sınırın üzerinde olan tam yargı davaları ve idari işlemler hakkında açılan davalar hakkında verilen kararların temyize tabi olduğu belirtilmektedir.
Kanunda yer alan bu parasal sınırlar, her yıl yeniden değerleme oranında artırılarak güncellenmektedir. Temyiz incelemesinin yapılabilmesi için dava konusu edilen maddi veya manevi tazminat miktarının, kararın verildiği yıl için geçerli olan o yasal parasal sınırı mutlaka aşması gerekmektedir. Kanun koyucu, bu düzenlemeyle yüksek mahkemenin iş yükünü dengelemeyi, yargılamanın makul sürede tamamlanmasını ve nispeten düşük miktarlı uyuşmazlıkların istinaf aşamasında kesinleşerek usul ekonomisinin sağlanmasını hedeflemiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olaya bakıldığında, davacı tarafından eski kurumu olan üniversiteye karşı psikolojik taciz (mobbing) iddialarına dayanılarak 50.000 Türk Lirası manevi tazminat ödenmesi istemiyle bir tam yargı davası açıldığı görülmektedir. İlk derece mahkemesi sıfatıyla davaya bakan İdare Mahkemesi, davacının hukuki iddialarını yerinde görmeyerek tazminat talebini reddetmiştir. Bu ret kararının ardından davacı, hukuki yollarını sürdürmek amacıyla istinaf başvurusunda bulunmuş, ancak ilgili Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi de kararı hukuka uygun bularak istinaf başvurusunun kesin olarak reddine karar vermiştir.
Danıştay 2. Dairesi, önüne gelen temyiz dosyasında iddiaların esasına, yani mobbing olayının gerçekleşip gerçekleşmediğine girmeden önce zorunlu bir usul incelemesi yapmış ve davanın parasal boyutunu değerlendirmiştir. Yapılan incelemede, dava konusu edilen ve davacı tarafından talep edilen manevi tazminat miktarının 50.000 Türk Lirası olduğu tespit edilmiştir. Ancak istinaf incelemesini yapan Bölge İdare Mahkemesi kararının verildiği 2021 yılı için kanunla belirlenen temyiz sınırı 192.000 Türk Lirasıdır. Bu durum, uyuşmazlık konusu tazminat miktarının, kanunun öngördüğü temyiz edilebilirlik sınırının çok altında kaldığını açıkça göstermektedir.
Yüksek Mahkeme, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.46 kapsamında tahdidi olarak sayılan ve temyize tabi olan işlemler listesinde bu davanın parasal sınır şartı nedeniyle yer alamayacağını belirtmiştir. İlgili sınır koşulu sağlanmadığı için, Bölge İdare Mahkemesince verilen istinaf ret kararı, olağan kanun yolları bakımından kesinleşmiş bir karar niteliği taşımaktadır. Zaten temyize konu edilen söz konusu istinaf kararının kendi metninde de kararın "kesin" olarak verildiği hususunun açıkça yazılı olduğu da saptanmıştır. Tüm bu nedenlerle, yasal olarak temyizi mümkün olmayan bir karar hakkında Yüksek Mahkeme tarafından esasa girilerek uyuşmazlığın incelenmesine usulen imkan bulunmamaktadır.
Sonuç olarak Danıştay 2. Dairesi, temyize konu kararın kesin nitelikte olması ve dava değerinin yasal temyiz sınırının altında kalması nedeniyle davacının temyiz isteminin incelenmeksizin reddine karar vermiştir.