Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2019/3478 E. | 2019/20859 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2019/3478 E. 2019/20859 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2019/3478
Karar No 2019/20859
Karar Tarihi 25.11.2019
Dava Türü İşe İade
Karar Sonucu Bozma / Ret
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İstifa eden işçi işe iade davası açamaz.
  • İrade fesadı iddiası somut delillerle ispatlanmalıdır.
  • Baskı altında alınan istifa dilekçesi geçersizdir.
  • Duyuma dayalı tanık beyanlarına itibar edilemez.

Bu karar, iş sözleşmesini kendi isteğiyle fesheden, yani istifa eden bir işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanarak işe iade davası açamayacağına dair önemli bir hukuki emsal teşkil etmektedir. Yargıtay, işçinin kendi el yazısı ile sunduğu istifa dilekçesinin geçerliliğini detaylı bir şekilde irdelemiş ve irade fesadı olarak bilinen baskı, korkutma veya hile gibi iddiaların her zaman somut delillerle ispatlanması gerektiğinin altını net bir biçimde çizmiştir. Somut olayda işçinin, hak ettiği tazminatlarını alamama korkusuyla istifa dilekçesi imzaladığı yönündeki iddiaları, olayı bizzat görmeyen ve sadece duyduklarını aktaran tanıkların beyanlarıyla ispatlanmış sayılamamıştır.

Benzer davalarda büyük bir emsal etkisi taşıyan bu karar, işveren baskısıyla alındığı iddia edilen istifa dilekçelerinin geçersiz sayılabileceği kuralını teorik olarak korumaktadır. Ancak Yargıtay, bu geçersizlik iddiasının ispat yükünün tamamen işçide olduğunu kararlı bir şekilde ortaya koymaktadır. Kararın uygulamadaki asıl önemi, çalışanların istifa iradelerinin sakatlandığını ileri sürdükleri durumlarda, iddialarını yalnızca soyut tanık anlatımlarıyla değil, mutlaka görgüye dayalı ve net kanıtlarla desteklemelerinin zorunlu olduğunu göstermesidir. Aksi takdirde, dürüstlük kuralı gereğince kendi isteğiyle işten ayrıldığı kabul edilen işçinin sonradan işe iade talep etmesi hukuk düzeni tarafından korunmayacaktır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Davacı işçi, asıl işveren konumundaki firmaya ait depoda sevkiyat ve yükleme işçisi olarak alt işveren bünyesinde çalışmaktayken iş sözleşmesinin haksız yere sonlandırıldığını belirterek işe iade davası açmıştır. Davacı, sendikaya üye olması sebebiyle kendisine çalışma arkadaşları ve yöneticileri tarafından mobbing uygulandığını, görev tanımı dışındaki ağır işlerde çalışmaya zorlandığını ve işine sendikal nedenlerle son verildiğini iddia etmiştir. Davalı işverenler ise davacının, görev tanımı dışındaki işlerin yaptırılması ve yasal yükümlülüklerin yerine getirilmemesi gerekçesiyle kendi el yazısıyla istifa dilekçesi verdiğini, kendi isteğiyle işten ayrılan çalışanın işe iade davası açamayacağını belirterek davanın reddedilmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Yargıtay, iş sözleşmesinin feshine ilişkin uyuşmazlıklarda 4857 sayılı İş Kanunu m.24 ve 17 hükümlerini temel almaktadır. Bir işçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim süresi tanımadan iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmesi, genel anlamda istifa olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince herkes haklarını kullanırken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır ve bir hakkın kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

Uygulamada sıkça karşılaşılan, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesi koşuluyla işten ayrılma talebinde bulunması, bir istifa değil, bozma sözleşmesi (ikale) teklifi olarak kabul edilmektedir. Ancak işverenin sosyal ve ekonomik üstünlüğünü kullanarak, tazminatları ödememe tehdidi veya benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi alması durumunda ortada gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. İrade fesadı hallerinde (hata, hile, baskı ve korkutma) alınan istifa dilekçeleri geçersiz sayılır ve bu durumda fesih işleminin aslında işveren tarafından gerçekleştirildiği kabul edilir.

Bununla birlikte, istifa dilekçesinin irade fesadı ile alındığını iddia eden taraf, bu ciddi iddiasını somut ve inandırıcı delillerle ispatlamakla yükümlüdür. Olay anında orada bulunmayan, sadece tarafın duyumlarını mahkemeye aktaran tanıkların beyanları, irade fesadını kanıtlamak için tek başına yeterli delil olarak görülmemektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Dosya kapsamındaki delillerin incelenmesinde, davacı işçiye ait kendi el yazısı ve imzasını taşıyan iki adet istifa dilekçesi bulunduğu görülmüştür. Söz konusu dilekçelerde davacı, kendisine görev tanımında belirtilen işler dışında işler yaptırıldığını ve işverenin sözleşmeden doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini açıkça belirterek istifa ettiğini beyan etmiştir. Dava sürecinde davacı taraf, bu dilekçelerin işverenin yoğun baskısı altında ve yasal tazminatlarını alamama korkusuyla mecburen yazdırıldığını, dolayısıyla gerçek bir istifa iradesi bulunmadığını öne sürmüştür.

Yargıtay, bu irade fesadı ve baskı iddiasının ispat edilip edilmediğini titizlikle incelemiştir. Yargılama aşamasında dinlenen davacı tanıklarının, istifa anına bizzat şahit olmadıkları, görgüye dayalı hiçbir bilgilerinin bulunmadığı ve ifadelerinin yalnızca davacıdan duyduklarına dayandığı tespit edilmiştir. Buna karşılık dinlenen bir davalı tanığı ise olayı bizzat görerek, davacının vaat edilen işler dışında çalıştırılmaktan şikayet edip alabileceği tazminatı sorduğunu, yöneticilerin ise işten ayrılmak istiyorsa dilekçe yazması gerektiğini söylemesi üzerine davacının tamamen kendi iradesiyle oturup dilekçe yazdığını ve imzaladığını beyan etmiştir.

Tüm bu deliller birlikte değerlendirildiğinde, davacının istifa dilekçesini yazarken iradesinin sakatlandığına dair iddiasını geçerli delillerle ispatlayamadığı ve işten tamamen kendi isteğiyle ayrılma iradesiyle hareket ettiği anlaşılmıştır. Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, kendi isteğiyle istifa eden işçinin feshin geçersizliğini ve işe iadeyi talep edemeyeceğini belirterek, davanın kabulüne yönelik yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi kararlarını bozup davanın reddine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: