Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 7. HD | 2015/9182 E. | 2015/9972 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 7. HD 2015/9182 E. 2015/9972 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 7. Hukuk Dairesi
Esas No 2015/9182
Karar No 2015/9972
Karar Tarihi 26.05.2015
Dava Türü Alacak
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Islah dilekçesine karşı zamanaşımı def'i ileri sürülebilir.
  • Süresinde yapılan zamanaşımı def'i mutlaka dikkate alınmalıdır.
  • Fazla mesai alacaklarında hakkaniyet indirimi yapılmalıdır.
  • Ek hesap raporu doğrultusunda hüküm tesis edilmelidir.

Bu karar hukuken, işçilik alacakları davalarında davacının talebini ıslah etmesi üzerine davalı tarafın süresi içinde ileri sürdüğü zamanaşımı def'inin mahkemece mutlaka dikkate alınması gerektiğini vurgulamaktadır. Mahkemelerin, yargılama aşamasında alınan ek bilirkişi raporunu ve usulüne uygun şekilde ileri sürülen savunmaları göz ardı ederek, salt ilk rapora göre karar tesis etmesinin hukuka aykırı olduğu net bir şekilde ortaya konulmuştur. Kararın temel anlamı, yargılamanın usul kurallarına sıkı sıkıya bağlı yürütülmesinin zorunluluğudur. Özellikle fazla çalışma ve hafta tatili gibi geniş bir döneme yayılan alacak kalemlerinde, ıslah tarihinden geriye dönük zamanaşımı süresinin hesaplanması, hem işçi hem de işveren haklarının dengeli tesisi açısından büyük bir önem arz etmektedir.

Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, ıslah müessesesinin sınırlarını ve karşı tarafın savunma haklarını netleştirmesinde yatmaktadır. Uygulamada sıkça rastlanan ıslah dilekçelerine karşı sunulan zamanaşımı itirazlarının, mahkemelerce resen göz önünde bulundurulamayacağı, ancak usulüne uygun ve süresinde yapıldığında davanın seyrini ve hüküm altına alınacak alacak miktarını doğrudan değiştireceği içtihat altına alınmıştır. Ayrıca bu karar, uygulamadaki önemi itibarıyla, tanık beyanlarıyla kanıtlanan veya kesin yazılı belgelere dayanmayan fazla mesai ile hafta tatili gibi alacak hesaplamalarında makul bir oranda hakkaniyet indirimine gidilmesi gerektiği prensibini de bir kez daha teyit etmektedir. Yargıtay, bu kurallara uyulmamasını doğrudan bir bozma nedeni olarak kabul etmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Bir işçi, 2000 yılından itibaren uzun yıllar boyunca davalı konumundaki farklı şirketlere kesintisiz olarak hizmet verdiğini ve aslında tüm bu firmaların aynı çatı altında yönetildiğini ileri sürerek söz konusu şirketlere karşı dava açmıştır. İşçi, işyerinde kendisine yönelik uygulanan ağır psikolojik baskı ve mobbing nedeniyle iş sözleşmesini haklı sebeple feshetmek (istifa etmek) zorunda bırakıldığını belirtmiştir. Fesih gerekçesinin yanında, işçi ayrıca çalışma hayatı boyunca gerçekleştirdiği ancak karşılığını alamadığı fazla mesai, hafta tatili, genel tatil ve yıllık izin alacaklarının da kendisine ödenmesini talep etmiştir. Karşı taraf olan işveren şirketler ise bu iddiaların tamamen asılsız olduğunu, işçinin kendi isteğiyle işten ayrıldığını, mazeret bildirmeksizin ardı ardına devamsızlık yaptığını ve alacakların da zamanaşımına uğradığını savunarak davanın reddini istemiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde temel alınan usul ve esas kuralları, genel olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 107 ve mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu çerçevesindeki ıslah ve zamanaşımı müesseseleri ile 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerine dayanmaktadır.

İş hukukunda, özellikle 4857 sayılı İş Kanunu m. 32 uyarınca ücret niteliğindeki fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti gibi işçilik alacakları beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabidir. Yargılama aşamasında dava, başlangıçta cüzi bir miktar ile kısmi dava şeklinde açılıp sonradan alınan bilirkişi raporu doğrultusunda miktar ıslah dilekçesiyle artırıldığında, artırılan bu yeni kısım için ıslah tarihi itibarıyla geriye dönük beş yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlar. Davalı taraf, ıslah dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren yasal süresi içerisinde usulüne uygun biçimde zamanaşımı def'ini ileri sürebilir. Mahkeme, süresinde ileri sürülen bu usuli itirazı kesinlikle dikkate alıp, ek hesaplamaları buna göre yapmak ve hükmünü tesis etmek zorundadır.

Bununla birlikte, Yargıtay'ın yerleşmiş içtihat prensipleri gereğince, kesin ve yazılı bir belgeye dayanmayan, yalnızca tanık beyanlarıyla ispatlanan fazla mesai ile hafta tatili çalışmalarında hesaplanan tutar üzerinden mutlaka makul bir hakkaniyet indirimi (takdiri indirim) yapılması gerekmektedir. Zira bir işçinin uzun yıllar boyunca hiç hastalanmadan, izin kullanmadan veya kişisel bir mazeret bildirmeden sürekli olarak fazla çalışma yapması hayatın olağan akışına ters düşmektedir. Bu bağlamda davanın hakimi, tespit edilen toplam alacak tutarını değerlendirerek somut olayın özelliklerine uygun bir oranda hakkaniyet indirimi yapma hukuki yükümlülüğü altındadır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yerel mahkeme tarafından yapılan incelemede, davacı işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiği ve kıdem tazminatına hak kazandığı tespit edilmiş; alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Ancak somut olayın yargılama safhasında, davacı vekili davayı ilk olarak kısmi dava şeklinde açmış, sonrasında alınan bilirkişi raporunun ardından alacak miktarlarını ıslah dilekçesi sunarak artırmıştır. Davalılar vekili ise bu ıslah işlemine karşı, yasal süresi içerisinde usulüne uygun olarak zamanaşımı savunmasında bulunmuştur. Bu savunma üzerine yerel mahkeme tarafından ek hesap raporu aldırılmış ve fazla mesai ile hafta tatili ücretlerinin zamanaşımına uğramayan miktarları net bir biçimde belirlenmiştir.

Buna rağmen yerel mahkeme, kararını tesis ederken süresinde yapılan zamanaşımı itirazını ve bu itiraz doğrultusunda hazırlanan ek bilirkişi raporundaki verileri dikkate almamıştır. Mahkemenin, ıslah zamanaşımı nedeniyle alınan ek hesap raporundaki veriler ışığında, fazla mesai ve hafta tatili ücretlerine makul bir hakkaniyet indirimi uygulayarak hüküm kurması gerekirken, doğrudan ilk raporda belirtilen yüksek miktarların tahsiline karar vermesi ciddi bir usul ve esas hatası olarak değerlendirilmiştir. Davalıların süresinde ileri sürdüğü zamanaşımı def'inin görmezden gelinmesi ve yasal indirim ilkelerinin ihlal edilmesi usule ve hukuka açık bir aykırılık teşkil etmiştir.

Sonuç olarak Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, ıslah üzerine ileri sürülen zamanaşımı def'inin ve alınan ek raporun dikkate alınmamasını hatalı bularak yerel mahkemenin kararını davalılar yararına bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: