Karar Bülteni
AİHM CANTEMIR BN. 9915/19
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi / Dördüncü Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 9915/19 |
| Karar Tarihi | 16.09.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | HUDOC |
- İşkence iddialarında etkili soruşturma zorunludur.
- Uzun süren soruşturmalar etkinlik şartını ihlal eder.
- Soruşturmadaki feragat geçmişteki mağduriyet statüsünü kaldırmaz.
- Kapsamlı gecikmeler usuli yükümlülükleri zedeler.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından verilen bu karar, devletin işkence ve kötü muamele yasağı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinden olan etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün sınırlarını ve mağdur statüsünün kapsamını netleştirmesi bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Mahkeme, olayların meydana geldiği tarih ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ilgili devlette yürürlüğe girdiği tarih arasındaki zaman farkına rağmen, soruşturma işlemlerinin ve usuli adımların büyük bir kısmının Sözleşme'nin yürürlüğe girmesinden sonra yapılmış olması nedeniyle zaman bakımından yetkili olduğuna karar vermiştir. Ayrıca, başvurucunun yıllar süren etkisiz soruşturma sürecinin sonlarında, adaletin tesis edileceğine dair inancını yitirerek şikayetçi sıfatından vazgeçmesi ve tanık konumuna geçmesinin, bu feragat tarihine kadar geçen süre zarfındaki mağdur statüsünü ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır.
Bu kararın benzer davalardaki emsal etkisi, özellikle olağanüstü dönemlerde, devrim süreçlerinde veya toplumsal olaylarda mağdur olan kişilerin uzun yıllar süren ve sonuçsuz kalan soruşturmalar nedeniyle yaşadıkları hak kayıplarının telafi edilmesine yöneliktir. Uygulamada, devlet makamlarının tarihi olayları soruştururken makul sürede, şeffaf ve mağdurların haklarını koruyacak şekilde hareket etmesi gerektiği bir kez daha kesin bir dille teyit edilmiştir. Karar, iç hukukta ceza soruşturmalarının makul sürede tamamlanmaması halinde doğacak ihlal sorumluluğunun, başvuranın usuli yorgunluk neticesinde sonradan davaya katılmaktan vazgeçmesiyle dahi ortadan kalkmayacağını gösteren güçlü ve yönlendirici bir içtihat niteliğindedir. Bu durum, savcılık makamlarının resen araştırma ilkesini ne derece titiz uygulaması gerektiğini kanıtlamaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu Tiberiu Cantemir, Romanya devletine karşı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur. Uyuşmazlığın temelinde, 1989 yılının Aralık ayında Romanya'daki rejim karşıtı gösteriler sırasında başvurucunun maruz kaldığı kötü muamele ve işkence iddiaları yatmaktadır. Başvurucu, olayların ardından başlatılan ceza soruşturmalarının aradan geçen onca yıla rağmen sonuçlandırılmadığını, sürecin etkisiz ve çok yavaş işlediğini iddia etmiştir. Başvurucu, ana ceza soruşturmasına yıllarca mağdur ve katılan sıfatıyla dahil olmuş, ancak 2018 yılında bu sıfatlarından vazgeçerek sürece tanık olarak devam etme kararı almıştır. Buna rağmen, 2018 yılına kadar geçen yaklaşık otuz yıllık süreçte devletin failleri bulup cezalandırmak için üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini öne sürerek, adil bir şekilde yürütülmeyen ve etkisiz kalan bu soruşturma süreci nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlal edildiğinin tespit edilmesini ve manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken temel olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 (işkence ve kötü muamele yasağı) hükümlerine ve bu mutlak hükümden doğan usuli güvencelere dayanmıştır. İlgili madde, hiç kimsenin işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamayacağını hiçbir istisnaya yer bırakmaksızın, mutlak bir şekilde güvence altına almaktadır. Mahkemenin yerleşik içtihatlarına göre, bu mutlak yasak, devletlere yalnızca görevlileri aracılığıyla kötü muameleden kaçınma şeklinde bir negatif yükümlülük yüklemez. Aynı zamanda, iddia edilen kötü muamele olaylarını tüm boyutlarıyla aydınlatmak için bağımsız, tarafsız, kapsamlı ve hızlı bir resmi soruşturma yürütme şeklinde pozitif ve usuli bir yükümlülük de yüklemektedir.
Soruşturmanın etkili kabul edilebilmesi için, yetkililerin olaydan haberdar olur olmaz derhal ve resen harekete geçmesi, tüm delilleri eksiksiz şekilde toplaması ve sorumluların tespit edilip cezalandırılmasını sağlayacak kapasitede şeffaf bir süreç işletmesi gerekmektedir. Uzun süren, açıklanamayan gecikmeler ve idari hareketsizlik dönemleri, soruşturmanın etkililiğini zedeleyen temel unsurlar olarak kabul edilmektedir.
Bununla birlikte, Mahkemenin zaman bakımından yetkisi (ratione temporis) ilkesi gereği, Sözleşme'nin ilgili devlette yürürlüğe girdiği tarihten önceki eylemler kural olarak Mahkemenin inceleme alanı dışındadır. Ancak, devam eden süreçlerde soruşturma işlemlerinin büyük bölümü ve en önemli usuli adımlar Sözleşme'nin yürürlüğe girmesinden sonra atılmışsa, Mahkeme soruşturmanın etkililiğini denetleme yetkisine sahip olmaktadır. Ayrıca, usul hukukuna ilişkin olarak, bir başvurucunun uzun yıllar boyunca hiçbir sonuç alınamayan bir soruşturmada sonradan taraf olmaktan feragat etmesi, feragat tarihinden önceki dönemde yaşanan gecikmeler ve devletin etkisizliği nedeniyle oluşan mağduriyet statüsünü geriye dönük olarak kesinlikle ortadan kaldırmaz prensibi benimsenmiştir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvurucunun 1989 yılında ülkede gerçekleşen tarihi olaylar ve rejim karşıtı gösteriler sırasında maruz kaldığı kötü muameleye ilişkin olarak yürütülen ceza soruşturmasının etkililiğini titizlikle değerlendirmiştir. İlk olarak, davalı Hükümetin, soruşturmanın büyük bir kısmının Romanya'nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne taraf olduğu 1994 yılından önce tamamlandığı ve bu nedenle Mahkemenin inceleme yapmak için zaman bakımından yetkisiz olduğu yönündeki ön itirazı incelenmiştir. Mahkeme, 1989 olaylarına ilişkin ana soruşturmanın Sözleşme'nin yürürlüğe girmesinden sonra da aktif olarak devam ettiğini, başvurucunun bu sürece müdahil olduğunu ve en önemli usuli işlemlerin 1994 yılı sonrasında gerçekleştirildiğini belirterek hükümetin bu itirazını reddetmiştir.
Hükümetin, başvurucunun 2018 yılında ana soruşturmada şikayetçi ve katılan sıfatından feragat ederek yalnızca tanık olarak yer almayı kabul etmesi nedeniyle artık mağdur sıfatını kaybettiği yönündeki ikinci ön itirazı da detaylı bir şekilde değerlendirilmiştir. Mahkeme, başvurucunun olayların hemen ardından başlayan soruşturmaya 2018 yılına kadar son derece aktif bir biçimde katıldığını, defalarca ifade verdiğini ve haklarını aradığını tespit etmiştir. Bu tarihte yapılan usuli feragatin, 2018 yılına kadar geçen yaklaşık otuz yıllık devasa sürede soruşturmanın etkisizliğinden, hareketsizliğinden ve gecikmesinden kaynaklanan temel mağduriyeti geriye dönük olarak ortadan kaldırmayacağı vurgulanmıştır. Başvurucu, feragat tarihinden önceki eylemsizlik dönemi için mağdur statüsünü açıkça korumaktadır.
Esasa ilişkin incelemede ise Mahkeme, 1989 olaylarıyla ilgili olarak devlet makamlarınca resen başlatılan ana soruşturmada son derece ciddi ve açıklanamaz gecikmeler yaşandığını, başvurucunun yıllarca sürece dahil olmasına rağmen makul bir sürede hiçbir sonuca ulaşılamadığını belirlemiştir. Soruşturmadaki bu uzun süreli hareketsizlik ve yapısal etkisizlik, insan hakları hukukunun temel ilkelerine aykırı bulunmuştur. Mahkeme, devletin geçmişteki bu ağır insan hakları ihlallerini aydınlatma konusundaki usuli yükümlülüğünü açıkça yerine getirmediğine kanaat getirmiştir.
Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun mağdur sıfatını koruduğunu belirterek soruşturmanın etkisizliği nedeniyle işkence ve kötü muamele yasağının usul yönünden ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.