Anasayfa Karar Bülteni AİHM | 19083/20 BN.

Karar Bülteni

AİHM 19083/20 BN.

AİHM | CEKIĆ - SIRBİSTAN | 19083/20 BN.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm AİHM 3. Bölüm
Başvuru No 19083/20
Karar Tarihi 07.04.2026
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok
Karar Linki HUDOC
  • Hapishanede hastalık kapılması doğrudan ihlal sayılmaz.
  • Tıbbi müdahalenin hızı ve niteliği belirleyicidir.
  • Asgari ağırlık eşiği aşılmadıkça ihlal doğmaz.
  • Usuli gecikmeler esasa girilmesini engellemiyorsa ihlal yaratmaz.

Bu karar, hapishane koşulları nedeniyle bulaşıcı bir hastalığa yakalanıldığını iddia eden mahpusların başvurularında, devletin koruma ve tedaviye ilişkin pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını hukuken net bir biçimde çizmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bir mahpusun cezaevinde tüberküloz (verem) gibi bir hastalığa yakalanmasının, idarenin ihmali sonucunda somut ve kanıtlanmış bir riskin yaratıldığı açıkça ortaya konulmadığı sürece, tek başına Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi kapsamında bir ihlal oluşturmayacağını hüküm altına almıştır. Bu doğrultuda, idarenin sorumluluğunun doğabilmesi için tutulma koşulları ile hastalık arasında doğrudan bir nedensellik bağının varlığı ve tıbbi bakımın yetersizliği aranmaktadır.

Emsal etkisi bakımından bu karar, cezaevi idarelerinin hastalık şüphesi ortaya çıktığı andan itibaren gösterdiği refleksin ve sağlanan tıbbi tedavinin niteliğinin hukuki değerlendirmedeki hayati rolünü bir kez daha teyit etmektedir. Mahkeme, hastalığın teşhisinden sonraki süreçte idarenin süratle harekete geçmesini ve sunulan tedavinin kalıcı hasar bırakmadan başarıyla sonuçlanmasını, kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine dair güçlü bir karine olarak kabul etmiştir. Ayrıca uygulamadaki önemi açısından karar, iç hukukta yürütülen tazminat davalarındaki birtakım usuli eksikliklerin veya uzun süren yargılamaların, yerel mahkemelerin davanın esasına girerek temel iddiaları incelemesini engellemediği müddetçe tek başına usuli bir ihlal nedeni sayılmayacağını vurgulayarak ulusal mahkemelerin esasa yönelik değerlendirme yetkisine alan açmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu Miloš Cekić, 2008 yılından itibaren Sırbistan'daki Sremska Mitrovica Cezaevi'nde hapis cezasını çekmekte olan bir mahpustur. Başvurucu, 2009 yılı içerisinde hücre hapsinde ve artırılmış güvenlikli bölümde tutulduğu sıradaki kötü koşullar nedeniyle tüberküloz (verem) hastalığına yakalandığını iddia ederek Sırbistan Cumhuriyeti'ne karşı dava açmıştır. Başvurucuya göre, hücreler soğuk, nemli ve aşırı kalabalıktı; ayrıca hastalığa yakalandıktan sonra kendisine yeterli ve zamanında tıbbi tedavi sağlanmamış, hastalığın mahiyeti hakkında geç bilgilendirildiği için ağır psikolojik travma yaşamıştır. Başvurucu, iç hukukta açtığı maddi ve manevi tazminat davalarında, kalıcı sağlık sorunları yaşadığını öne sürmüş, ancak yerel mahkemeler hastalığın cezaevinde kapıldığına dair kesin delil bulunmadığı ve sağlanan tedavinin tam başarıya ulaştığı gerekçesiyle taleplerini reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, devletin kendisini hastalıktan koruyamadığı ve etkili bir soruşturma yürütmediği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu başvuruyu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 (işkence ve insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele yasağı) kapsamında değerlendirmiştir. İlgili madde, devletlere yalnızca kişileri doğrudan kötü muameleye tabi tutmama yönünde negatif bir yükümlülük yüklemekle kalmaz, aynı zamanda özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini koruma yönünde katı pozitif yükümlülükler de getirir. Mahpuslar söz konusu olduğunda, devletin gözetimi altındaki bu kişilerin sağlık ve esenliklerini sağlamak için yeterli, zamanında ve nitelikli tıbbi yardımı sunma zorunluluğu bulunmaktadır.

Mahkeme'nin Ananyev ve Diğerleri ile Muršić gibi yerleşik içtihatlarına göre, cezaevi koşullarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m.3 ile uyumlu kabul edilebilmesi için, tutulma şartlarının insan onuruna saygı gösterecek şekilde düzenlenmesi ve uygulanan tedbirlerin, kişinin sağlığı üzerinde kaçınılmaz olan hapislik durumunun ötesinde ilave bir ıstırap yaratmaması gerekir. Aşırı kalabalıklaşma, hijyen eksikliği ve yetersiz havalandırma gibi durumlar belirli bir asgari ağırlık eşiğini aştığında ihlal oluşturabilir.

Bununla birlikte, mahpusların bulaşıcı hastalıklara yakalanmasına ilişkin iddialarda, hastalığın doğrudan cezaevindeki yetersiz koşullardan veya idarenin ağır ihmalinden kaynaklandığının somut delillerle ortaya konulması gerekmektedir. Devletin pozitif yükümlülüğü, hastalığın cezaevinde yayılmasını önleyecek halk sağlığı tedbirlerinin alınmasını ve hastalık şüphesi belirdiğinde derhal etkili tıbbi müdahalenin sağlanmasını kapsar. Ek olarak, usuli yükümlülük bağlamında, iddia edilen ihlallerin iç hukukta bağımsız ve etkili bir şekilde incelenmesi, iddiaların esasına girilerek maddi gerçeğin aydınlatılması gerekmektedir. Ancak, her usuli gecikme davanın özünün incelenmesini engellemiyorsa otomatik bir ihlal sonucunu doğurmaz.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, somut olayda başvurucunun iddialarını maddi (esasa ilişkin) ve usuli yönlerden titizlikle değerlendirmiştir. Esasa ilişkin yapılan incelemede Mahkeme, başvurucunun tüberküloz hastalığını kesin olarak cezaevinde kaptığına veya devletin ihmali sonucunda böyle bir bulaşma riskinin somut bir şekilde doğduğuna dair dosyada yeterli delil bulunmadığını tespit etmiştir. Mahkeme, cezaevine ilk girişte 2008 yılında yapılan tıbbi muayenede başvurucuda tüberküloz bulgusuna rastlanmadığını dikkate almış; ancak hastalığın kuluçka süresinin uzunluğu ve bulaşma yollarının çeşitliliği göz önüne alındığında, enfeksiyonun kesin kaynağının geriye dönük olarak tespit edilmesinin zorluğunu vurgulamıştır.

Mahkeme ayrıca, önleyici sağlık düzenlemelerinde, örneğin bulaşıcı hastalıklara yönelik cezaevine kabul sırasındaki taramalarda bazı eksiklikler tespit edilmiş olsa da, hastalık şüphesi ortaya çıktığı andan itibaren tıbbi müdahalede herhangi bir gecikme yaşanmadığını belirlemiştir. Başvurucuya cezaevi hastanesinde sağlanan tıbbi tedavi hızlı, yeterli ve etkili olmuş; hastalık başvurucunun günlük yaşamını etkileyecek kalıcı bir hasar bırakmadan başarılı bir şekilde tedavi edilmiştir. Dahası, ilgili dönemde cezaevinde tüberkülozun kontrolsüz bir şekilde yayıldığına dair endemik bir durum tespit edilmemiştir. Fiziki tutulma koşulları da incelendiğinde, başvurucunun maruz kaldığı ortamın Sözleşme'nin aradığı asgari ağırlık eşiğine ulaşarak insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele boyutuna varmadığı kanaatine varılmıştır.

Usul yönünden yapılan değerlendirmede ise Mahkeme, iç hukukta açılan tazminat davasının yaklaşık altı yıl sürmesi ve tıbbi bilirkişi raporunun beş yıl gibi uzun bir sürede alınması gibi belirgin aksaklıkları dikkate almıştır. Buna rağmen Mahkeme, başvurucunun yargılamanın uzunluğundan özel olarak şikayetçi olmadığını gözlemlemiştir. Söz konusu usuli eksikliklerin ve gecikmelerin, yerel mahkemelerin başvurucunun temel iddialarının esasına girmesini ve tıbbi raporlar ile cezaevi kayıtları ışığında olayın özünü aydınlatmasını engellemediğine karar verilmiştir. Bu nedenle, usuli eksiklikler tek başına usul yönünden bir ihlal doğuracak yeterliliğe sahip görülmemiştir.

Sonuç olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, başvurucunun tüberküloz enfeksiyonu ve sağlanan tıbbi tedavi bağlamında Sözleşme'nin 3. maddesinin ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: