Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2012/38582 E. | 2012/43051 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2012/38582 E. 2012/43051 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2012/38582
Karar No 2012/43051
Karar Tarihi 17.12.2012
Dava Türü Maddi ve Manevi Tazminat
Karar Sonucu Gönderme (Hukuk Genel Kuruluna)
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İşçiyi sürekli farklı illere atamak mobbingdir.
  • Görev yeri değişikliği cezalandırma amacı taşıyamaz.
  • Psikolojik taciz manevi tazminatı gerektirir.
  • Direnme kararları önce ilgili dairece incelenir.

Bu karar, çalışma hayatında işverenlerin yönetim haklarını ne şekilde kullanmaları gerektiğine dair çok net ve bağlayıcı sınırlar çizen son derece önemli bir hukuki belgedir. İşçi ve işveren arasındaki uyuşmazlıklarda sıkça karşılaşılan "görev yeri değişikliği" müessesesinin, işçiyi bezdirmek, yıldırmak veya istifaya zorlamak gibi kötü niyetli amaçlarla kullanılması durumunda bunun doğrudan psikolojik taciz (mobbing) olarak kabul edileceği net bir biçimde ortaya konulmuştur. Yargıtay bu kararında, yıllarca sabit bir konumda çalışan bir işçinin aniden ve sürekli olarak farklı illere görevlendirilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu belirterek, işçinin manevi yönden korunması ilkesini ön plana çıkarmıştır.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi açısından bakıldığında karar, özellikle mobbing iddialarının ispatı ve değerlendirilmesi noktasında yerel mahkemelere bir rehber niteliği taşımaktadır. Yerel mahkemenin "tayin veya geçici görev mobbing sayılamaz, işçi bunu reddedebilirdi" şeklindeki katı ve işçi aleyhine olan yorumu Yargıtay tarafından kabul görmemiş; eylemin bütünü, süresi ve sistematik yapısı psikolojik tacizin tespiti için yeterli bulunmuştur. Ayrıca usul hukuku bağlamında, yerel mahkemelerin bozmaya karşı verdikleri direnme kararlarının Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gitmeden önce doğrudan kararı bozan daire tarafından ön incelemeye tabi tutulması gerektiğine dair yasal düzenlemenin somut bir uygulama örneğini teşkil etmesi yönüyle de meslektaşlar için yol gösterici bir içtihattır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, davalı işverene ait işyerinde avukat sıfatıyla görev yapan davacı işçinin, haksız ve kötü niyetli atamalara maruz kalması sonucunda maddi ve manevi tazminat talep etmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı, uzun yıllar boyunca İstanbul'da sabit bir görev ve düzende çalışmaktayken, işveren tarafından ansızın Adana ilinde görevlendirilmiştir. Bu ilk atamanın ardından davacı işçi, sürekli olarak birbirinden farklı illere çok kısa süreli geçici görevlendirmelerle gönderilmeye başlanmıştır.

Davacı, işverenin bu olağandışı ve sürekli yer değiştirme uygulamasının kendisini işten ayrılmaya zorlamak, yıldırmak ve bezdirmek (mobbing) amacı taşıdığını iddia etmiştir. Bu bağlamda, uğradığı psikolojik baskı ve onur kırıcı muameleler nedeniyle manevi tazminat ile birlikte, sürekli yer değiştirmelere bağlı olarak yapmak zorunda kaldığı ulaşım, iletişim, konaklama ve yemek gibi ekstra masrafların karşılanması adına maddi tazminat ödenmesini talep ederek dava açmıştır. İşveren tarafı ise atamaların rutin bir uygulama olduğunu savunurken, yerel mahkeme uyuşmazlıkta davacı aleyhine karar vererek direnme yoluna gitmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı ele alırken dayandığı başlıca hukuki kavramlar, psikolojik taciz (mobbing) ve haksız fiil sorumluluğudur. İşyerinde psikolojik taciz; işverenin veya diğer çalışanların, bir işçiyi hedef alarak, sistematik bir şekilde, belirli bir süre boyunca yıldıran, dışlayan ve istifaya zorlayan kötü niyetli davranışları olarak tanımlanmaktadır. Mobbing kapsamındaki eylemler doğrudan işçinin kişilik haklarına, mesleki onuruna ve psikolojik bütünlüğüne ağır bir saldırı niteliğindedir. Bu bağlamda, kişilik hakları sistematik biçimde zedelenen işçinin, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 41 ve 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 49 gereğince manevi tazminat talep etme hakkı doğmaktadır. İşverenin yönetim hakkı sınırsız olmayıp, dürüstlük kuralı ile sınırlıdır ve görev yeri değişikliği yetkisi, işçiyi yıldırma ve bezdirme aracı olarak kullanılamaz.

Uyuşmazlığın usul hukuku boyutunda ise, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu Geçici Madde 2 (6352 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile eklenen hüküm) uygulanmıştır. Bu emredici usul kuralı, bozma kararlarına karşı mahkemelerce verilen direnme kararlarının doğrudan Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesini engeller. Direnme kararı, öncelikle kararı bozmuş olan Yargıtay dairesi tarafından ön incelemeye tabi tutulur. Daire bu aşamada direnme kararını haklı bulursa kendi kararını düzeltebilir; ancak direnme kararını yerinde görmezse, uyuşmazlığı kesin ve nihai olarak çözüme kavuşturulması amacıyla Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna sevk etmekle yükümlüdür.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, dosyadaki kanıtları ve yerel mahkemenin direnme gerekçelerini detaylı bir şekilde inceleyerek önemli maddi ve hukuki tespitlerde bulunmuştur. Dairenin incelemesine göre, davacı avukatın uzun bir süre boyunca İstanbul'da sabit ve düzenli olarak çalıştıktan sonra aniden Adana'ya atanması ve akabinde sürekli farklı illerde kısa süreli görevlendirilmeler ile çalıştırılmak istenmesi, açıkça davacıyı yıldırma ve bezdirme amacı taşımaktadır. Yerel mahkemenin "işten ayrılmaya zorlamak amacıyla dahi olsa tayin etmenin veya geçici görevlere göndermenin mobbing olmadığı, davacının bunu kabul etmeme silahı olduğu" yönündeki yaklaşımı Yargıtay tarafından iş hukukunun temel koruyucu ilkelerine ve hakkaniyete aykırı bulunmuştur.

Daire, işyerindeki psikolojik taciz niteliği taşıyan bu uygulamaların oluş şekli ve süresi dikkate alındığında manevi tazminat şartlarının kesinlikle oluştuğuna ve tazminatın kabulünün zorunlu olduğuna hükmetmiştir. Aynı zamanda, davacının bu haksız atamalar nedeniyle katlanmak zorunda kaldığı ulaşım, iletişim, konaklama ve yemek gibi harcamalarının da somut belgelere dayandırılarak hesaplanması ve idarece ödenen harcırahların da değerlendirilerek net bir maddi tazminat hesabı yapılması gerektiği tespit edilmiştir. Yerel mahkemenin, tarafın sunduğu belgeleri tasnif etmediği gerekçesiyle maddi tazminat konusunda da davacı aleyhine hüküm kurup önceki kararında direnmesi isabetsiz görülmüştür.

Yapılan usuli incelemede, yerel mahkemenin bozma ilamına karşı oluşturduğu direnme gerekçelerinin yasal dayanaktan tamamen yoksun olduğu saptanmıştır. Bu nedenle, ilgili mevzuat gereği Daire tarafından verilen önceki bozma kararı usul ve yasaya uygun bulunarak direnmenin hukuki bir geçerliliğinin kalmadığı anlaşılmıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin direnme kararının yerinde olmadığına hükmederek dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesi yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: