Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2019/7243 E. | 2019/19247 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2019/7243 E. 2019/19247 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2019/7243
Karar No 2019/19247
Karar Tarihi 06.11.2019
Dava Türü Alacak ve Tazminat
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • İş sözleşmesini fesheden taraf haklı nedenini ispatlamalıdır.
  • Kendi isteğiyle ayrılan işçi ihbar tazminatı alamaz.
  • Mobbing iddiaları somut delillerle ispat edilmek zorundadır.
  • Ailevi nedenlerle istifa haklı fesih sebebi oluşturmaz.

Bu karar, iş sözleşmesinin işçi tarafından sona erdirilmesi (istifa) durumunda ispat yükünün kime ait olduğu ve istifa iradesinin yorumlanması bakımından büyük önem taşımaktadır. Yargıtay, işçinin iş arkadaşlarına gönderdiği veda e-postasında "ailevi ve özel nedenlerle ayrıldığını" açıkça beyan etmesini kesin bir irade açıklaması olarak kabul etmiştir. İş akdini kendisi sonlandıran işçinin, sonradan bu feshin işverenin ağır baskısı veya haksız eylemleri nedeniyle gerçekleştiğini ileri sürmesi durumunda, bu iddialarını somut, tarafsız ve inandırıcı delillerle şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlaması gerekmektedir. Aksi halde, hukuki işlem güvenliği ilkesi gereği işçinin yazılı ve açık istifa beyanı esas alınır.

Benzer iş uyuşmazlığı davalarında bu kararın emsal etkisi, özellikle elektronik posta veya mesajlaşma uygulamaları yoluyla yapılan fesih bildirimlerinin ve veda mesajlarının hukuki niteliğini belirleme noktasında ortaya çıkacaktır. Uygulamada sıkça karşılaşılan, işçinin görünürde kendi isteğiyle ayrılıp daha sonra mobbing veya sistematik baskı iddialarıyla yüksek tutarlı tazminat talep etmesi durumlarında, iş mahkemelerinin feshin gerçek sebebini araştırırken işçinin kendi elinden çıkan yazılı beyanlara mutlak surette üstünlük tanıması gerektiği vurgulanmıştır. Ayrıca, işçinin işten ayrıldıktan sadece iki gün sonra başka bir işyerinde sigortalı olarak çalışmaya başlaması da, feshin iddia edildiği gibi dayanılmaz bir psikolojik taciz neticesinde değil, tamamen kişisel bir iş değişikliği motivasyonuyla yapıldığının çok güçlü bir karinesi olarak değerlendirilmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, kurumsal bir şirkette yurt içi satış ve pazarlama müdürü pozisyonunda görev yapan davacı işçi ile eski işvereni arasındadır. Davacı işçi, iş ilişkisi devam ederken işvereni tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu primlerinin eksik yatırıldığını, yasal haklarını talep etmesi üzerine kendisine yönelik sürekli bir psikolojik baskı (mobbing) sürecinin başlatıldığını iddia etmiştir. Ayrıca, diğer şirket çalışanlarının yasal haklarıyla ilgili şikayetlerinin de kasıtlı olarak kendisine yönlendirilerek çalışma ortamının katlanılmaz hale getirildiğini ileri sürmüştür. Bu sistematik baskılar neticesinde iş sözleşmesinin işverence haksız şekilde feshedildiğini savunan davacı, eski işverenine karşı dava açarak kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yaşadığı manevi çöküntü nedeniyle manevi tazminat talep etmiştir. Davalı işveren şirketi ise davacının hiçbir şekilde baskı görmediğini, aksine kendi gönderdiği veda mesajında ailevi nedenler göstererek tamamen kendi isteğiyle işten ayrıldığını belirterek haksız davanın reddini savunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

İş sözleşmesinin sona ermesi ve buna bağlı tazminat haklarının belirlenmesinde en temel yasal dayanak 4857 sayılı İş Kanunu hükümleridir. İlgili kanun uyarınca, iş sözleşmesini haklı bir nedene dayanarak fesheden taraf, ileri sürdüğü bu haklı nedenin varlığını ispatlamakla yükümlü tutulmuştur. İşçinin, işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hallerini ileri sürerek iş sözleşmesini tek taraflı olarak feshetmesi durumunda, iddia edilen mobbing (psikolojik taciz) veya yasal hakların kısıtlanması gibi hususların somut ve inandırıcı delillerle ortaya konulması gerekmektedir.

Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, mobbing; işyerinde bir veya birden fazla kişi tarafından diğer kişi ya da kişilere yönelik gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan kasıtlı olumsuz tutum ve davranışlar bütünüdür. Ancak hukuken mobbingin varlığından söz edilebilmesi için eylemlerin süreklilik arz etmesi, hedefe yönelik olması ve ispatlanabilir nitelikte bulunması şarttır. Salt kişisel algılara dayanan soyut iddialar tazminat taleplerinin kabulü için kesinlikle yeterli görülmemektedir.

Bununla birlikte, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun temel ispat yükü kuralları çerçevesinde, istifa iradesini yazılı bir metinle (dilekçe, elektronik posta vb.) ortaya koyan işçi, bu iradesinin hata, hile veya ikrah (korkutma) altında oluştuğunu kanıtlamadıkça yazılı beyanı ile sıkı sıkıya bağlıdır. İş sözleşmesini tamamen kendi hür iradesiyle ve işle ilgili haklı bir neden belirtmeksizin, örneğin "özel ve ailevi nedenler" gibi kişisel gerekçelerle sona erdiren bir çalışan, kural olarak ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanamaz. Bu tür hukuki uyuşmazlıklarda mahkemeler, fesih bildiriminin içeriğini ve feshin hemen sonrasındaki somut gelişmeleri (örneğin işçinin çok kısa süre içinde yeni bir işe girmesi gibi) bir bütün olarak değerlendirerek gerçek fesih iradesini tespit etmekle görevlidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin davacı işçi lehine verdiği tazminat kararını hukuki denetime tabi tutmuş ve dosya kapsamındaki tüm delilleri detaylı bir şekilde inceleyerek somut olayın özelliklerini değerlendirmiştir. Dosya kapsamında yer alan en belirleyici ve bağlayıcı delil, davacı işçinin bizzat kendi iş arkadaşlarına göndermiş olduğu elektronik posta formatındaki veda mesajıdır. Davacı söz konusu mesajında, yurt içi satış ve pazarlama müdürü olarak severek devam ettiği görevinden "ailevi ve özel nedenlerden dolayı istemeyerek ve üzülerek ayrıldığını" hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ifade etmiş, çalışma arkadaşlarına verdikleri destek ve işbirliği için yürekten teşekkür etmiştir. Yüksek Mahkeme, bu açık ve net yazılı beyan karşısında iş akdinin işverence değil, bizzat işçi tarafından sonlandırıldığını hukuki bir gerçeklik olarak tespit etmiştir.

Yargıtay kararında vurgulanan bir diğer çok önemli husus, davacının işten ayrıldıktan sadece iki gün sonra tamamen farklı bir işyerinde yeni bir işe başlamış olmasıdır. Resmi Sosyal Güvenlik Kurumu hizmet döküm cetveli kayıtları ile sabit olan bu durum, davacının işten ayrılma motivasyonunun iddia ettiği gibi işyerindeki mobbing veya işverenin haksız uygulamaları değil, kendisi için daha uygun yeni bir iş bulmuş olması ihtimalini büyük ölçüde güçlendirmiştir. Davacı, iş sözleşmesini sonlandırırken herhangi bir haklı neden ileri sürmemiş ve daha sonra yargılama aşamasında mahkemede dile getirdiği ağır psikolojik taciz (mobbing) iddialarını somut, inandırıcı ve kesin delillerle ispatlayamamıştır.

Yargıtay, mevcut kanuni düzenlemeler ışığında iş akdini sonlandıran tarafın davacı işçi olması sebebiyle, fesihte haklı olduğunu kanıtlama yükümlülüğünün de yasal olarak işçinin üzerinde olduğuna hükmetmiştir. İlk derece iş mahkemesinin, iş akdinin işverence haksız şekilde feshedildiği ve davacıya mobbing uygulandığı yönündeki kabulü, dosya kapsamındaki açık delillerle (yazılı veda e-postası ve hemen sonrasında yeni bir işe başlama olgusu) taban tabana çeliştiği için bütünüyle hatalı bulunmuştur. Bu çerçevede, ispatlanamayan iddialar üzerinden tazminatlara hükmedilmesi hukuka aykırı görülmüştür.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, ispat edilemeyen mobbing iddiası ve işçinin kendi isteğiyle işten ayrılmış olması sebepleriyle kıdem, ihbar ve manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi gerektiğine hükmederek yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: