Karar Bülteni
YARGITAY 10. HD 2022/5694 E. 2023/7007 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 10. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2022/5694 |
| Karar No | 2023/7007 |
| Karar Tarihi | 20.06.2023 |
| Dava Türü | Tazminat |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- İş kazasının SGK tarafından tespiti zorunludur.
- Bildirimsiz vakalarda SGK'ya başvuru öneli verilmelidir.
- Tespit davası sonucu beklenmeden tazminata hükmedilemez.
- Psikolojik taciz iddiaları somut olgularla kanıtlanmalıdır.
Bu karar, iş kazasına dayalı maddi ve manevi tazminat taleplerinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) tarafından olayın iş kazası olarak tespit edilmesinin zorunlu bir ön şart olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Yargıtay, SGK’ya bildirimi yapılmamış veya Kurumca iş kazası olarak kabul edilmemiş olaylarda, mahkemelerin doğrudan tazminat hesabı yaparak hüküm kurmasını usul ve yasaya aykırı bulmuştur. Mahkemelerin bu gibi durumlarda davacıya öncelikle SGK’ya başvurması ve gerekirse iş kazası tespit davası açması için kesin mehil vermesi gerektiği, tazminat davasının ancak bu tespitin kesinleşmesinden sonra esastan görülebileceği vurgulanmıştır.
Uygulamada, özellikle yurt dışı şantiyelerinde meydana gelen terör olayları, adam kaçırma veya rehin alınma gibi vakaların iş kazası sayılıp sayılmayacağı ile bu olaylara bağlı mobbing iddialarının yargısal denetimi büyük önem taşımaktadır. Yargıtay'ın bu kararı, mağduriyetin boyutu ne olursa olsun, sosyal güvenlik mevzuatının emredici usul kurallarının atlanamayacağını göstermesi bakımından güçlü bir emsal teşkil etmektedir. Ayrıca, psikolojik taciz (mobbing) ve iş sağlığı güvenliği ihlali iddialarının iç içe geçtiği uyuşmazlıklarda, mahkemelerin iddiaları tek tek tasnif ederek ilgili hukuki prosedürleri titizlikle uygulaması gerektiği ilkesi yerleşik hâle gelmiştir. Bu durum, hem işçilerin dava açarken izlemesi gereken stratejiyi hem de mahkemelerin bekletici mesele kararlarını doğrudan şekillendirecektir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, yurt dışı şantiyesinde çalışan bir işçi ile eşinin, işveren şirketlere karşı açtığı manevi tazminat davasından kaynaklanmaktadır. Davacı işçi, Irak’ın Bağdat şehrindeki bir stadyum inşaatında çalışmak üzere davalı şirketler tarafından yurt dışına götürülmüştür. İşçi, şantiyede kaldığı esnada, 2 Eylül 2015 tarihinde silahlı bir terörist grup tarafından şantiyenin basılması sonucu diğer Türk işçilerle birlikte kaçırılmış ve yaklaşık bir ay boyunca rehin tutulmuştur.
Davacı işçi ve eşi, işverenin bölgedeki yüksek terör riskine rağmen gerekli güvenlik önlemlerini almadığını, barınma ve beslenme şartlarının çok kötü olduğunu, şantiyede kendilerine adeta esir hayatı yaşatıldığını ve yöneticiler tarafından sistematik olarak psikolojik baskı (mobbing) uygulandığını iddia etmiştir. Yaşanan kaçırılma olayının ve öncesindeki ağır çalışma şartlarının yarattığı derin travma, korku ve ızdırap nedeniyle hem işçi hem de eşi için toplam 500.000 TL manevi tazminat talep edilmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde işverenin iş sağlığı ve güvenliğini sağlama yükümlülüğü ile iş kazasının tespiti prosedürleri temel alınmıştır.
Öncelikle, işverenin işçiyi gözetme borcu kapsamında çalışanların psikolojik ve fiziksel bütünlüğünü koruması esastır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.417 uyarınca işveren, işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzen sağlamak ve işçilerin psikolojik tacize (mobbing) uğramamaları için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. Mobbingin varlığından söz edilebilmesi için eylemlerin belirli bir süreye yayılması ve sistematik bir hâl alması gerekmektedir. İşveren ayrıca, çalışanlarının sağlık ve güvenliği için gereken her türlü tedbiri almakla mükelleftir.
Sosyal güvenlik hukuku bağlamında ise, iş kazası kavramı ve bildirim yükümlülükleri 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu m.13 kapsamında düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada veya işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelen ve sigortalıyı bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olaylar iş kazasıdır. Yurt dışında çalışan işçilerin sigortalılık durumu ise 5510 sayılı Kanun m.5 kapsamında değerlendirilir. İş kazası meydana geldiğinde, durumun derhal kolluk kuvvetlerine ve yasal süresi içinde SGK'ya bildirilmesi zorunludur.
İş kazasına dayalı maddi veya manevi tazminat davalarında, olayın SGK tarafından iş kazası olarak kabul edilmesi dava şartı niteliğindedir. Olayın SGK’ya intikal ettirilmediği durumlarda, mahkemelerin doğrudan tazminat esasına girmesi hukuken mümkün değildir. Böyle bir durumda mahkemenin, davacı tarafa olayı SGK'ya ihbar etmesi ve gerekirse 5510 sayılı Kanun uyarınca "iş kazası tespit davası" açması için kesin bir önel vermesi, açılacak tespit davasının sonucunu ise bekletici mesele yapması yerleşik içtihatların gereğidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, taraflar arasındaki uyuşmazlığı incelerken, ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesinin öncelikli usul kurallarını atlayarak doğrudan davanın esasına girmesini hukuka aykırı bulmuştur.
Somut olayda, davacı işçinin yurt dışındaki şantiyede bulunduğu sırada terörist gruplar tarafından kaçırılması ve bir ay boyunca alıkonulması vakası yaşanmıştır. İşçi ve eşi, bu süreçte ve öncesinde şantiyedeki kötü çalışma koşulları, güvenlik önlemlerinin alınmaması ve psikolojik taciz (mobbing) iddialarına dayanarak manevi tazminat talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi, işvereni gerekli güvenlik tedbirlerini almadığı gerekçesiyle %90 oranında kusurlu bularak manevi tazminat talebini kısmen kabul etmiş, bölge adliye mahkemesi de davalıların istinaf başvurusunu reddederek bu kararı onamıştır.
Ancak Yargıtay denetiminde, dava konusu olaya ilişkin işveren tarafından SGK'ya yapılmış herhangi bir iş kazası bildiriminin bulunmadığı ve davacı tarafın da Kuruma bir ihbarda bulunmadığı tespit edilmiştir. Daire, davacıların iddialarının (şantiyenin basılması, rehin alınma ve buna bağlı doğan ağır ruhsal zararlar) yasal mevzuat çerçevesinde iş kazası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu nedenle mahkemenin, maddi gerçeği aydınlatma ödevi gereğince öncelikle davacıya olayı SGK'ya ihbar etmesi için bir mehil vermesi gerektiği vurgulanmıştır.
Eğer olay SGK tarafından iş kazası olarak kabul edilmezse, hak alanını doğrudan etkileyecek olan bu durum karşısında davacıya, SGK ve işveren aleyhine "iş kazası tespit davası" açması için yeniden önel verilmelidir. Açılacak tespit davasının sonucuna göre işçinin sürekli iş göremezlik durumu saptanmalı ve tazminat davası ancak bu aşamalardan sonra çözüme kavuşturulmalıdır. Tüm bu zorunlu usuli işlemler yerine getirilmeden, eksik inceleme ile doğrudan manevi tazminata hükmedilmesi usul ve yasaya açıkça aykırı bulunmuştur.
Sonuç olarak Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, iş kazası tespit prosedürünün işletilmesi ve ön sorunun çözülmesi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.