Karar Bülteni
YARGITAY 22. HD 2016/10689 E. 2019/8053 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 22. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2016/10689 |
| Karar No | 2019/8053 |
| Karar Tarihi | 09.04.2019 |
| Dava Türü | Alacak |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- İmzalı bordroda ihtirazi kayıt yoksa fazla çalışma ispatlanmalıdır.
- Gerçek ücret tespit edilmişse hesaplamalar bu ücretten yapılmalıdır.
- Hakkaniyet indirimi hakkın özünü zedeleyecek oranda olamaz.
- Bordrolardaki tahakkuklar fazla mesai hesaplamasından mahsup edilmelidir.
Bu Yargıtay kararı, iş hukuku pratiğinde sıklıkla karşılaşılan "gerçek ücretin gizlenmesi" ve "fazla mesai alacaklarının hesaplanması" sorunlarına yönelik oldukça net ve emsal teşkil eden kriterler getirmektedir. Uygulamada işverenler, prim yükünü azaltmak amacıyla işçilerin ücretlerini asgari ücret üzerinden kuruma bildirebilmekte ve bordroları da bu tutar üzerinden düzenlemektedir. Karar, böylesi durumlarda dahi işçinin gerçek ücretinin tespit edilmesi halinde, geçmişe dönük alacak hesaplamalarının gerçeği yansıtmayan bordrolardaki ücret üzerinden değil, ispatlanan asıl ücret üzerinden yapılması gerektiğini kesin bir dille ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte kararın uygulamadaki en büyük önemi, mahkemelerin takdir yetkisinde olan "hakkaniyet indirimi" uygulamasına getirdiği net sınırlamadır. Benzer davalarda yerel mahkemelerin, salt hesaplanan tutar yüksek çıkıyor diye keyfi veya aşırı oranlarda takdiri indirim yapması, bu karar ile açıkça hukuka aykırı bulunmuştur. Yargıtay, hakkaniyet indiriminin işçinin emeğinin ve hakkının özünü ortadan kaldıracak seviyelere (örneğin %45 gibi) ulaşamayacağını belirterek, işçilik alacaklarının korunması noktasında alt derece mahkemelerine çok güçlü bir hukuki sınır çizmektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, 2011 ile 2014 yılları arasında davalıya ait işyerinde şarküteri şefi olarak çalışmıştır. İşçi, gerçek ücretinin aylık net 1.300,00 TL olmasına rağmen işveren tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu'na asgari ücret üzerinden bildirim yapıldığını iddia etmiştir. Ayrıca, çalışma süresi boyunca gerçekleştirdiği fazla mesai ücretlerinin tarafına ödenmediğini, yasal haklarını talep etmesi ve araması üzerine işverence muhtelif şubelerde görevlendirilerek kendisine mobbing (psikolojik taciz) uygulandığını ileri sürmüş ve iş sözleşmesini bu nedenlerle haklı olarak feshettiğini belirtmiştir.
İşveren ise davacı işçinin herhangi bir haklı nedeni olmaksızın kendi isteği ile istifa ettiğini, bu sebeple kıdem tazminatına hak kazanamayacağını savunmuştur. İşveren ayrıca, işçinin tüm ücretlerinin eksiksiz ödendiğini ve itiraza konu edilen ücret bordrolarının işçi tarafından hiçbir ihtirazi kayıt (çekince) konulmaksızın imzalandığını belirterek davanın reddedilmesini talep etmiştir. Uyuşmazlık, işçinin alacak hakkının kapsamı ve hakkaniyet indiriminin sınırı etrafında şekillenmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
İş hukukunda fazla çalışma ücretlerinin ispatı ve tahakkuku konusunda oldukça yerleşik ve net içtihat kuralları bulunmaktadır. İşçinin imzasını taşıyan ve herhangi bir ihtirazi kayıt (çekince) içermeyen ücret bordroları, kural olarak sahteliği ispat edilene kadar kesin delil niteliği taşır. Bu bağlamda, imzalı bir bordroda fazla çalışma tahakkuku bulunuyorsa, işçi gerçekte o ay bordroda belirtilenden daha fazla mesai yaptığını iddia ediyorsa, bunu mutlak surette yazılı ve geçerli bir delille ispatlamak zorundadır; tanık beyanları bu durumda yeterli kabul edilmez. Ancak bordrolarda tahakkuk bulunmasına rağmen işçinin imzası yoksa, banka kayıtları incelenmeli ve fiilen ödenen tutarlar hesaplamadan mahsup edilmelidir.
4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işçinin emeğinin karşılığı olan ücretin doğru tespit edilmesi hayati önem taşır. İş sözleşmelerinde ücretin asgari ücretin üzerinde kararlaştırıldığı durumlarda, sırf bordrolar asgari ücret üzerinden düzenlendi diye işçinin fazla çalışma alacakları asgari ücret üzerinden hesaplanamaz. Gerçek ücretin tanık beyanları, emsal ücret araştırmaları veya diğer delillerle saptanması halinde, tüm hesaplamalar bu gerçek ücret üzerinden yapılmalıdır.
Öte yandan, fazla çalışma sürelerinin tanık beyanlarına dayanılarak uzun bir periyot için hesaplanması durumunda Yargıtay içtihatlarıyla geliştirilen "hakkaniyet indirimi" (takdiri indirim) prensibi devreye girer. Bu ilkenin temeli, bir işçinin yıllar boyunca hastalık, izin veya özel mazeretler olmaksızın her gün aynı yoğun tempoda fazla mesai yapmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu karinesidir. Ancak bu indirim uygulanırken, işçinin çalışma şartları göz önünde bulundurulmalı ve hakkın özünü, emeğin karşılığını tamamen ortadan kaldıracak nitelikte fahiş oranlarda (örneğin yarı yarıya) kesinti yapılmamalıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, dosya kapsamında yaptığı incelemede yerel mahkemenin kararında iki temel hukuki hata tespit etmiştir. İlk olarak, davacı işçinin sunduğu ücret bordrolarının büyük bir kısmında (2014 yılı Ekim ayı hariç) fazla çalışma tahakkuklarının bulunduğu görülmüştür. Buna rağmen, hükme esas alınan bilirkişi raporunda bordrolarda yer alan bu ödeme tahakkukları hesaba katılmamış ve doğrudan genel bir fazla mesai hesaplamasına gidilmiştir. Daha da önemlisi, işçinin gerçek ücretinin bordrolarda yansıtılan asgari ücretten daha yüksek olduğu mahkemece kabul edilmesine rağmen, bordrolardaki tahakkuklar asgari ücrete göre yapılmıştır. Yargıtay, bu durumda izlenmesi gereken hukuki yöntemi netleştirmiştir: İmzalı bordrolarda yer alan fazla çalışma saatleri aynen kabul edilmeli, imzasız bordrolar için ise tanık beyanlarına göre süreler tespit edilmelidir. Ancak her iki durumda da hesaplamaların, bordrolardaki asgari ücret üzerinden değil, mahkemece tespit edilen işçinin asıl "gerçek ücreti" üzerinden yapılması zorunludur.
İkinci ve kararın kalbini oluşturan tespit ise hakkaniyet indirimi ile ilgilidir. Yerel mahkeme, tanık anlatımlarına dayanarak hesapladığı fazla çalışma, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarından tam %45 oranında takdiri indirim yapmıştır. Yargıtay, bu oranın son derece fahiş olduğunu belirterek uygulamayı hukuka aykırı bulmuştur. Her ne kadar uzun süreli çalışmalarda indirim yapılması yasal bir gereklilik olsa da, belirlenen bu kesinti oranının işçinin yıllarca süren emeğinin ve hakkının özünü zedeleyecek nitelikte olduğu saptanmıştır. Mahkemenin, işin düzenlenişini ve davacının çalışma şeklini dikkate alarak çok daha makul bir oranda indirim yapması gerektiği ifade edilmiştir.
Sonuç olarak Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, alacak hesaplamalarında bordro tahakkuklarının gerçek ücret üzerinden yeniden değerlendirilmemesi ve hakkın özünü zedeleyen %45 oranındaki fahiş hakkaniyet indirimi yapılması nedenleriyle yerel mahkeme kararı bozmuştur.