Karar Bülteni
AYM 2022/99896 BN.
Anayasa Mahkemesi | Saliha Uçur ve Yıldız Uçur | 2022/99896 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/99896 |
| Karar Tarihi | 24.12.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- İhtiyati tedbirin süresi orantılı olmalıdır.
- Uzun süren tedbirler mülkiyet hakkını ihlal eder.
- Mülk sahibine orantısız külfet yüklenemez.
- Geçici hukuki korumalar makul sürede sonlandırılmalıdır.
Anayasa Mahkemesi tarafından verilen bu karar, taşınmazlar üzerine konulan ihtiyati tedbir kararlarının makul süreyi aşarak yıllarca devam etmesinin mülkiyet hakkı üzerindeki olumsuz ve yıkıcı etkilerini hukuken net bir biçimde ortaya koymaktadır. Mülkiyet hakkının kullanılmasını kısıtlayan geçici hukuki koruma önlemleri, yargılama sürecinin selameti, davanın konusunun korunması ve ileride verilecek hükmün kâğıt üzerinde kalmaması açısından elzem usul işlemlerindendir. Ancak bu tedbirlerin makul olmayan bir şekilde uzaması, mülk sahibinin tasarruf yetkisini belirsiz bir süre boyunca askıya alarak hakkın özüne dokunur hâle gelmektedir. Karar, idarenin ve yargı mercilerinin tedbir sürecinde sadece başlangıçta değil, tedbirin devamı süresince de ivedilik ve özen yükümlülüğüne sahip olduğunu, aksi hâlde mülkiyet hakkı gibi temel anayasal hakların ihlal edilmiş sayılacağını güçlü bir biçimde teyit etmektedir.
Benzer davalardaki emsal etkisi açısından bu karar, mülkiyet hakkı ihlallerinde özellikle on yılı aşan ihtiyati tedbir uygulamalarına karşı yargısal denetimin sınırlarını belirlemesi bakımından büyük bir öneme sahiptir. Uygulamada ilk derece mahkemelerinde sıklıkla karşılaşılan ve dava sonuna kadar rutin bir biçimde kaldırılmayan uzun süreli tedbir kararlarının artık otomatik bir usul işlemi olarak görülemeyeceğini, ölçülülük ve orantılılık ilkesi kapsamında düzenli olarak denetlenmesi gerektiğini göstermektedir. Avukatlar ve vatandaşlar açısından, tedbirin makul süreyi aştığı ve mülkiyetin kullanılamaz hâle geldiği durumlarda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun etkili bir telafi mekanizması sunduğu tescillenmiştir. Yerel mahkemelere ise tedbir kararlarını verirken ve sürdürürken daha titiz bir zaman yönetimi yapmaları ve yargılamayı hızlandırmaları yönünde açık bir hukuk standardı getirilmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Saliha Uçur ve Yıldız Uçur aleyhine, taraflar arasında önceden akdedilmiş olan kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince edimlerin yerine getirilmediği iddiasıyla yüklenici davacı firma tarafından tapu iptali ve tescil davası açılmıştır. Bu dava süreci başlar başlamaz, davacı tarafın talebi üzerine Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 14 Mayıs 2010 tarihinde, davanın konusuz kalmasını önlemek ve başvuruculara ait dava konusu taşınmazların üçüncü kişilere devir ve temlikini engellemek amacıyla tapu kaydına ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiştir. Yargılama sürecinde davacı yüklenici şirket, sözleşme uyarınca üzerine düşen tüm yükümlülükleri eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini belirterek hak kazandığı bağımsız bölümlerin kendi adına tescil edilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi 19 Ocak 2021 tarihinde davacının talebini haklı bularak tapu iptali ve tesciline karar vermiş, karar olağan kanun yollarından (istinaf ve temyiz) geçerek 2022 yılında kesinleşmiştir. Başvurucular, yargılama süresince tam on iki yıl boyunca taşınmazları üzerindeki ihtiyati tedbirin devam etmesi nedeniyle tasarruf haklarının tamamen ellerinden alındığını, mülkiyet haklarının ağır ve ölçüsüz bir şekilde kısıtlandığını ve bu uzun sürecin kendilerini maddi ve manevi olarak telafisi imkânsız şekilde mağdur ettiğini belirterek Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkına yönelik kısıtlama ve müdahaleleri incelerken öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 hükmünde güvence altına alınan mülkiyet hakkının evrensel ilkelerini temel almaktadır. Bu maddeye göre herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir ve bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkı, kişiye sahibi olduğu mal veya taşınmaz üzerinde kanunların çizdiği sınırlar içinde dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve başkalarına devretme gibi mutlak tasarruflarda bulunma yetkisi verir. İhtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma önlemleri, yargılama sürecinde hakkın özünün korunması, davaya konu malın kaçırılmasının önlenmesi ve ileride verilecek kesin hükmün infazının imkânsız hâle gelmemesi için başvurulan çok önemli bir medeni usul hukuku aracıdır. Ancak bu tür önleyici tedbirler, doğası gereği geçici, davanın sonuna kadar geçerli olan bir nitelik taşımalı ve hak sahibinin mülkiyet hakkını sürekli, sınırsız ve belirsiz bir biçimde kısıtlamamalıdır.
Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihat prensipleri doğrultusunda, mülkiyet hakkını sınırlandıran bir ihtiyati tedbirin hukuka uygun ve ölçülü kabul edilebilmesi için hem kapsamı yönünden dar tutulması hem de uygulanma süresi itibarıyla orantılı olması şarttır. Tedbirin makul olmayan bir süre boyunca, örneğin on yılı aşan sürelerle devam etmesi, mülk sahibinin anayasal hakkının tanıdığı yetkileri ne zaman kullanabileceğine dair öngörülemez ve ciddi bir belirsizlik yaratır. Bu belirsizlik, kişinin mülkü üzerindeki tasarruf hakkını belirsiz bir geleceğe öteleyerek mülk sahibine orantısız ve katlanılması zor bir külfet yükler.
Geçici hukuki koruma tedbirlerinin uygulandığı uzun süreçte, idari ve yargısal makamların mülkiyet hakkının doğasından kaynaklanan gerektirdiği ivediliği, özeni ve dikkati gösterme yükümlülüğü bulunmaktadır. Uyuşmazlığın esasını nihai olarak çözmeyen ancak mülkiyetin devrini, kiralanmasını veya ipotek edilmesini fiilen engelleyen ağır tedbirlerin, davanın makul sürede sonuçlandırılamaması nedeniyle yıllarca sürmesi, kamu yararı ile bireyin hakkı arasındaki adil dengeyi hak sahibi aleyhine açıkça bozan bir müdahale olarak değerlendirilir. Bu bağlamda, ihtiyati tedbirin uzunluğu, mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına doğrudan, sürekli ve ağır bir kısıtlama teşkil etmekte olup anayasal ölçülülük ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olayda, başvurucular Saliha Uçur ve Yıldız Uçur aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davası kapsamında, dava konusu taşınmazların kötü niyetle veya yargılamayı sonuçsuz bırakmak amacıyla üçüncü kişilere devrinin önlenmesi için Alanya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 14 Mayıs 2010 tarihinde ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Başvurucuların mülkiyet haklarını doğrudan kısıtlayan ve mülkiyetten serbestçe yararlanmalarını engelleyen bu tedbir kararı, yargılamanın ilk derece, istinaf ve temyiz aşamalarının tamamlanıp karar düzeltme talebinin Yargıtay tarafından nihai olarak reddedildiği 2022 yılının sonlarına kadar yürürlükte kalmıştır. Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığa konu ihtiyati tedbirin yaklaşık on iki yıl boyunca kesintisiz olarak devam etmiş olmasını, tedbirin konulma amacı ile başvuruculara on iki yıl boyunca yüklenen katlanılması zor külfet arasındaki denge bakımından titizlikle incelemiştir.
Yapılan detaylı değerlendirmede, ihtiyati tedbirin doğası ve ihdas amacı gereği yalnızca geçici bir koruma sağladığı, ancak tam on iki yıl gibi son derece uzun bir süre boyunca mülk sahibinin taşınmaz üzerindeki tasarruf yetkisinin kısıtlanmasının, tedbirin süresi itibarıyla tamamen orantısız hâle geldiği açıkça tespit edilmiştir. İlgili mahkemenin ve yargı sisteminin yargılama sürecini makul bir sürede tamamlayamaması ve buna bağlı olarak koruma tedbirinin bu denli uzun sürmesi, başvurucuların mülkiyet hakkından kaynaklanan yetkilerini ne zaman kullanabilecekleri konusunda ağır bir belirsizliğe yol açmıştır. Bu durum, yargılamanın uzamasında bir kusuru bulunmayan başvuruculara şahsi olarak aşırı, tahammül edilemez ve olağan dışı bir külfet yüklemiş, mülkiyet hakkının korunması ile adaletin tecellisi olan kamu yararı arasında bulunması gereken adil dengeyi başvurucular aleyhine ağır bir şekilde bozmuştur.
Ayrıca, yargısal makamların tedbir sürecinde mülkiyet hakkının ihlal edilmemesi için gerektirdiği ivediliği ve özeni gösterme konusunda mutlak sorumlulukları bulunduğu hatırlatılarak, eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi adına tespitin tek başına yeterli olmayacağı belirlenmiştir. Bu kapsamda başvuruculara mülkiyet haklarının uzun yıllar askıda kalmasından doğan manevi zararları karşılığında 70.000 TL manevi tazminatın müştereken ödenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Başvurucuların gerekçeli karar hakkı ile hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin ileri sürdükleri diğer usuli iddiaları ise Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça dayanaktan yoksun bulunarak kabul edilemez bulunmuştur.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, ihtiyati tedbirin makul olmayan bir süre devam etmesi nedeniyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiş ve başvuruyu kabul etmiştir.