Anasayfa Karar Bülteni AYM | Abdi Hakkoymaz ve Diğerleri | BN. 2023/85650

Karar Bülteni

AYM Abdi Hakkoymaz ve Diğerleri BN. 2023/85650

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm
Başvuru No 2023/85650
Karar Tarihi 24.12.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İhtiyati tedbir uygulamasında ölçülülük ilkesi gözetilmelidir.
  • Geçici tedbirlerin makul süreyi aşması ihlaldir.
  • Mülkiyet hakkının kısıtlanması orantılı olmalıdır.
  • Makul süreyi aşan tedbirler orantısız külfet yükler.

Anayasa Mahkemesi bu kararı ile yargılamalar sırasında verilen ihtiyati tedbir kararlarının süresi ve kapsamının mülkiyet hakkı üzerindeki olumsuz etkilerini net bir şekilde ortaya koymuştur. Yargılama sürecinde taşınmazlar veya diğer varlıklar üzerine konulan geçici hukuki koruma önlemlerinin, dava sonuna kadar belirsiz ve makul olmayan bir süre boyunca aralıksız devam etmesi, mülkiyet hakkının açık bir ihlali olarak nitelendirilmiştir. Karar, idari ve yargısal mercilerin mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden tedbirleri uygularken süreci ivedilikle ve özenle yürütmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Özellikle on altı yıl gibi çok uzun bir süre devam eden ve bireylerin mülkleri üzerindeki tasarruf yetkisini fiilen kullanılamaz hale getiren ihtiyati tedbirlerin, geçici koruma amacını aşarak kalıcı ve telafisi güç bir mağduriyet yarattığı hüküm altına alınmıştır. Bu bağlamda, yargı organlarının tedbir kararlarını belirli aralıklarla gözden geçirmesi ve ölçülülük ilkesine riayet etmesi zorunludur.

Uygulamadaki önemi ve emsal etkisi açısından bu karar, özellikle uzun süren hukuk ve kadastro davalarında mağduriyet yaşayan vatandaşlar ile bu davaları yürüten meslektaşlar için önemli bir hukuki güvence oluşturmaktadır. Yerel mahkemelerin, ihtiyati tedbir kararı verirken ve bu kararları yıllarca devam ettirirken mülkiyet hakkının özüne zarar vermemeye azami özen göstermeleri gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir.

Ayrıca, davası yıllarca devam eden ancak tedbir nedeniyle mülkünden fiilen tasarruf edemeyen kişilerin Anayasa Mahkemesine yapacakları bireysel başvurularda, yargılamanın makul sürede bitirilmemesinden kaynaklanan zararlarının tazmini yönünden emsal teşkil edecek güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır. Nitekim mahkeme, bu tür hak ihlallerinde eski hale getirmenin hukuken bir yarar sağlamayacağı durumlarda doğrudan manevi tazminat ödenmesini hüküm altına alarak mağduriyetin telafisine yönelik etkin bir yol göstermiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Uyuşmazlık, başvurucuların miras bırakanı R. K. Aleyhine 7 Ocak 2009 tarihinde açılan bir tapu iptali ve tescil davasından kaynaklanmaktadır. Bu dava kapsamında yetkili Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 24 Nisan 2009 tarihinde dava konusu taşınmazlar üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmiştir. Aradan geçen yaklaşık on altı yıla rağmen ilgili yargılama süreci henüz tamamlanmamış ve taşınmazlar üzerindeki ihtiyati tedbir kararı kaldırılmamıştır. Başvurucular, miras yoluyla kendilerine intikal eden ancak üzerinde yıllardır ihtiyati tedbir şerhi bulunduğu için hiçbir şekilde tasarruf edemedikleri mülkleri nedeniyle mağdur olduklarını belirtmişlerdir. Yargılamanın bu kadar uzun sürmesi ve ihtiyati tedbirin makul olmayan bir şekilde yıllarca devam etmesi sebebiyle mülkiyet haklarının ağır şekilde ihlal edildiğini ileri sürerek, uğradıkları mağduriyetin giderilmesi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, ihtiyati tedbir ve benzeri geçici hukuki koruma önlemlerinin mülkiyet hakkı üzerindeki etkilerini temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 35 kapsamında değerlendirmektedir. Anayasa'nın 35. maddesine göre herkes mülkiyet ve miras haklarına sahiptir ve bu haklar ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılmasının kısıtlanması niteliğindeki her türlü yargısal ve idari müdahale, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 13 uyarınca temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması rejimine tabi olup ölçülülük ilkesine kesinlikle aykırı olmamalıdır.

Mülkiyet hakkını sınırlandıran bir hukuki tedbirin ölçülü kabul edilebilmesi için, müdahalenin hem kapsamı hem de süresi itibarıyla orantılı olarak uygulanması hukuki bir zorunluluktur. Geçici bir hukuki koruma önlemi olarak öngörülen ihtiyati tedbirin makul olmayan, belirsiz bir süre boyunca devam etmesi, mülkiyet hakkının kişiye tanıdığı kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkilerinin fiilen uzun yıllar boyunca engellenmesi anlamına gelir. Bu durum, mülk sahibinin anayasal yetkilerinin belirsiz olacak şekilde ötelenmesi suretiyle kişiye katlanılması zor ve orantısız bir külfet yüklemektedir.

Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, Anayasa Mahkemesi daha önceki Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. Ve Tic. Ltd. Şti., İhsan Metin, İbrahim Geçer ve Şeyhmus Terece kararlarında, mülkiyet hakkını kısıtlayan yargısal tedbir kararlarının makul süreyi aşmasının doğrudan anayasal bir hak ihlali oluşturduğunu açıkça hüküm altına almıştır. Yargı mercileri, tedbir sürecinde mülkiyet hakkının gerektirdiği ivediliği ve özeni göstermekle mükelleftir. Uyuşmazlığın esasını çözen mahkemelerin, dava sürecinde uygulanan kısıtlamaların bireyler üzerindeki ağır etkisini dikkate alarak yargılamayı süratle tamamlaması ve mülk sahibinin katlanmak zorunda kaldığı yükün adil bir denge içinde tutulmasını sağlaması, hukuk devleti ilkesinin tartışılmaz bir gereğidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruya konu olan uyuşmazlıkta öncelikle başvurucuların mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin süresini ve bu sürenin yarattığı fiili külfeti incelemiştir. Somut olayda, başvurucuların miras bırakanı aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davası kapsamında Kadirli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından 24 Nisan 2009 tarihinde uyuşmazlık konusu taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Başvuru tarihi ve Anayasa Mahkemesi kararının verildiği tarih itibarıyla, söz konusu hukuk yargılamasının halen derdest olduğu ve mülkiyet kısıtlaması yaratan tedbirin aralıksız olarak devam ettiği somut bir biçimde tespit edilmiştir.

Yaklaşık on altı yıldır süregelen bu ihtiyati tedbirin, artık geçici hukuki koruma niteliğini tamamen aşarak kalıcı ve fiili bir mülkiyet kısıtlamasına dönüştüğü önemle vurgulanmıştır. Yargılamanın bu kadar uzun sürmesi, başvurucuların anayasal mülkiyet hakkının sağladığı temel tasarruf yetkisini belirsiz bir süre için tamamen ortadan kaldırmıştır. Mahkeme, böylesine olağanüstü uzun süreli bir hukuki tedbirin, başvuruculara şahsi olarak katlanılması güç, aşırı ve olağandışı bir külfet yüklediğini belirtmiştir. Dolayısıyla uygulanan bu süresiz kısıtlamanın, korunmak istenen hukuki yarar ile temel haklar arasındaki ölçülülük ve orantılılık ilkeleriyle kesinlikle bağdaşmadığı açıkça ifade edilmiştir.

Ayrıca, mülkiyet hakkına yapılan bu orantısız müdahaleyi ölçüsüz kılan tedbirin on altı yıl gibi muazzam bir süreye yayılması hususunda, yargısal makamların mülkiyet hakkının gerektirdiği ivediliği ve özeni gösterme sorumluluğunu zamanında yerine getirmedikleri net bir biçimde anlaşılmıştır. Bu kadar uzun ve belirsiz bir kısıtlama dönemi, kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkı arasında adil bir şekilde kurulması gereken dengeyi başvurucular aleyhine ciddi manada bozmuştur. Meydana gelen hak ihlalinin niteliği gereği, aradan geçen çok uzun zaman dilimi dikkate alındığında yargılamanın yeniden yapılmasının ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmada artık hukuki bir yarar sağlamayacağı; bu nedenle eski hale getirmenin imkânsızlığı karşısında mağduriyetin manevi tazminat yoluyla bütünüyle giderilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, ihtiyati tedbirin makul olmayan bir süre devam etmesi nedeniyle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: