Karar Bülteni
DANIŞTAY 2. Daire 2021/18829 E. 2023/812 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Daire | Danıştay 2. Daire |
|---|---|
| Esas No | 2021/18829 |
| Karar No | 2023/812 |
| Karar Tarihi | 01.03.2023 |
| Dava Türü | Tam Yargı (Manevi Tazminat) |
| Karar Sonucu | Onama |
| Karar Linki | Danıştay Karar Arama |
- İdari işlemlerin iptali tek başına mobbing sayılmaz.
- Mobbing iddiası için kasıtlı idari eylem gerekir.
- Psikolojik tacizde eylemlerin belirli ağırlığa ulaşması şarttır.
- Yargı denetimi, idarenin kasıtlı davrandığını doğrudan göstermez.
Bu karar, idari işlemlerin yargı mercileri tarafından hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesinin, tek başına ilgili kamu görevlisine yönelik bir psikolojik taciz (mobbing) eylemi olarak nitelendirilemeyeceğini açıkça ortaya koyması bakımından idare hukuku pratiğinde büyük bir önem taşımaktadır. İdarenin tesis ettiği birbirinden bağımsız veya birbiriyle bağlantılı işlemlerin yargı denetimi sonucunda iptal edilmesi, işlemi tesis eden idare ajanlarının doğrudan doğruya ilgili personele karşı kasıtlı, kötü niyetli ve kişisel bir husumetle hareket ettiği anlamına gelmemektedir. Karar, idare hukukunda psikolojik taciz (mobbing) kavramının içinin doldurulabilmesi için eylemlerin belirli bir sistematik ağırlığa ulaşması, süreklilik arz etmesi ve personeli açıkça bezdirme özel kastı taşıması gerektiğini çok net bir şekilde vurgulamaktadır.
Benzer tam yargı davalarında ve uyuşmazlıklarda bu karar, kamu görevlilerinin her hukuka aykırı idari işlemi veya aleyhlerine tesis edilen her tasarrufu doğrudan bir mobbing iddiasına dayanak yapmalarının önüne geçecek güçlü bir emsal niteliği taşımaktadır. Uygulamada, memurların tayin, geçici görevlendirme, performans notunun belirlenmesi gibi idari tasarruflara karşı açtıkları iptal davalarını kazanmaları halinde sıklıkla başvurdukları manevi tazminat taleplerinin, idarenin ağır hizmet kusuru veya idare ajanlarının kişisel kastı ispatlanmadığı sürece mahkemelerce reddedileceğini göstermektedir. Bu yönüyle mezkur karar, idari yargıda tam yargı davalarının sınırlarını çok daha belirgin bir şekilde çizmekte ve psikolojik taciz iddialarının oldukça sıkı ispat kurallarına tabi olduğunu hem idareye hem de uygulayıcılara hatırlatmaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Bir ilçe emniyet müdürlüğünde müdür yardımcısı kadrosunda görev yapmakta olan davacı personel, idareye karşı manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Davacı, yaklaşık bir yıllık bir zaman dilimi içerisinde idare tarafından kendisine yönelik hukuksuz, keyfi ve yasalara aykırı işlemler yapıldığını iddia etmektedir. İddiasına göre, kendi lehine sonuçlanan yargı kararları idare tarafından sadece şeklen uygulanmış, fiiliyatta ise bu kararların gereği tam olarak yerine getirilmeyerek kendisi mağdur edilmiştir.
Yaşadığını iddia ettiği bu olumsuz ve yıpratıcı süreçleri doğrudan veya dolaylı bir psikolojik taciz (mobbing) eylemi olarak nitelendiren davacı, bu sistematik uygulamalar neticesinde ruhsal bütünlüğünün ve sağlığının bozulduğunu ileri sürmektedir. Bu gerekçelerle, yaşadığı manevi tahribatın bir nebze olsun giderilebilmesi amacıyla idareden 50.000 TL tutarında manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesinin bu tazminat talebini yerinde görmeyerek reddetmesi üzerine, konu temyiz incelemesi için bir üst derece mahkemesi olan Danıştay önüne getirilmiştir.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Danıştay'ın önüne gelen bu uyuşmazlığın çözümünde dayandığı genel hukuk kurallarının başında, idari işlemlerin yargı kararıyla iptal edilmesi ile idarenin kusur sorumluluğu ve mali sorumluluğu (tam yargı davası) arasındaki hukuki nedensellik bağı gelmektedir. İdare hukukunun yerleşik içtihat prensiplerine göre, bir idari işlemin salt hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesi, idarenin doğrudan doğruya ve otomatik olarak tazminat ödemekle yükümlü olacağı sonucunu doğurmamaktadır. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için idarenin ağır bir hizmet kusuru işlemiş olması, kişinin şeref, haysiyet ve onurunun zedelenmesi veya kişinin derin bir elem ve ızdırap duymasına neden olacak hukuka aykırı eylemlerin varlığı kesin delillerle aranmaktadır.
Özellikle kamu çalışma hayatında psikolojik taciz (mobbing) iddialarının değerlendirilmesinde Danıştay ve idare mahkemeleri çok belirgin kriterler aramaktadır. Doktrin tanımları ve yargı kararları ışığında mobbingin varlığından söz edilebilmesi için; idarenin veya idare ajanlarının kamu görevlisine karşı sistematik, kasıtlı, sürekli ve bezdirme (yıldırma) amacı taşıyan, kişiyi işten soğutmaya yönelik olumsuz tutum ve davranışlar sergilemesi gerekmektedir. Sıradan idari uyuşmazlıklar, idarenin takdir yetkisini hatalı ve noksan kullanması veya salt hukuka aykırı işlemler tesis etmesi tek başına psikolojik taciz kavramının unsurlarını oluşturmaya yetmemektedir.
Bununla birlikte, idari yargılamada temyiz incelemesinin sınırları ve usulleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 49 hükmünde açık ve net bir şekilde düzenlenmiştir. Anılan kanun maddesine göre, idare mahkemelerinin nihai kararlarının Danıştay tarafından temyizen bozulabilmesi ancak kararın usul ve hukuka aykırı olması veya hukuki değerlendirmesinde açık hata bulunması gibi kanunda sınırlı olarak sayılan bozma sebeplerinden en az birinin somut olayda mevcut olması halinde mümkündür.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut uyuşmazlığın incelenmesinde, davacı kamu görevlisi hakkında geçmişte idare tarafından pek çok farklı idari işlem tesis edildiği görülmektedir. Bu işlemler arasında davacının harcırahsız olarak görevlendirilmesi, geçici olarak başka bir birimde görevlendirilmesi, ek ders ücretlendirmesinin unvanına uygun yapılmaması, Polis Meslek Yüksek Okulu Müdürlüğünden alınıp İl Emniyet Müdürlüğü emrine atanması ve 2014 yılı bireysel performans değerlendirme puanının 4.09 gibi düşük bir seviyede belirlenmesi gibi çeşitli idari tasarruflar yer almaktadır. Davacı, söz konusu bu işlemlerin tamamını yargı önüne taşımış ve bu idari işlemlerin mahkemelerce hukuki denetimi gerçekleştirilmiştir. Yapılan yargısal denetimler sonucunda, idarece tesis edilen işlemlerin bir kısmının (örneğin harcırahsız görevlendirme ve ek ders ücretlendirmesi) idare mahkemelerince iptal edilerek davacı lehine sonuçlandığı, buna karşın atama işlemi ve performans puanının belirlenmesi gibi davaların ise davacı aleyhine reddedildiği tespit edilmiştir.
Kararı inceleyen mahkeme heyeti, idare tarafından tesis edilen işlemlerin yargı önüne taşınarak mahkemelerce bir kısmının iptal edilmiş olmasını, idare görevlilerinin davacıya karşı kasıtlı ve şahsi bir husumet güderek işlem tesis ettiği şeklinde yorumlamamıştır. Söz konusu iptal kararlarında, idari işlemlerin tesisinde görevli amirlerin veya idarenin davacıyı doğrudan şahsen hedef aldığına, ona karşı özel bir bezdiri, yıldırma kastıyla hareket ettiğine dair herhangi bir yargısal tespit veya hüküm bulunmamaktadır.
Davacı taraf, lehe olan mahkeme kararlarının idarece sadece şeklen uygulanıp fiiliyatta uygulanmadığını ve dosyaya delil olarak sunduğu sağlık raporlarını psikolojik tacizin (mobbing) doğrudan bir ispatı olarak öne sürmüş olsa da; tüm bu hususlar, idare hukukunda aranan psikolojik taciz kavramının içini dolduracak nitelikte ve ağırlıkta görülmemiştir. Mobbingin kabulü için hukuken zorunlu olan sistematik, sürekli ve yıldırma kastı taşıyan eylemler silsilesinin varlığı somut olayda ispatlanamamıştır. Davacının karşılaştığı idari tasarruflar, idarenin olağan işleyişi içindeki hukuki ihtilaflar boyutunda kalmış olup, manevi tazminat ödenmesini gerektirecek olağanüstü şartların oluşmadığına kesin kanaat getirilmiştir. Dosya kapsamındaki bilgi, belgeler ve mahkemenin yaptığı hukuki değerlendirmeler usul ve yasaya tam bir uyum içindedir.
Sonuç olarak Danıştay 2. Daire, ileri sürülen hususların mobbing ağırlığında olmadığı ve manevi tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine yönelik ilk derece mahkemesi kararının onanması yönünde karar vermiştir.