Anasayfa Karar Bülteni DANIŞTAY | 10. Daire | 2024/6576 E. | 2024/6843 K.

Karar Bülteni

DANIŞTAY 10. Daire 2024/6576 E. 2024/6843 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Danıştay 10. Daire
Esas No 2024/6576
Karar No 2024/6843
Karar Tarihi 25.12.2024
Dava Türü Tam Yargı Davası (Yetki Uyuşmazlığı)
Karar Sonucu Yetkili Mahkemenin Belirlenmesi
Karar Linki Danıştay Karar Arama
  • İdari işlem kaynaklı tazminatta yetki kuralı mutlaktır.
  • Nakil işlemlerinde yetki işlemi yapan idarenin yeridir.
  • Zararı doğuran asıl işlem yetkili mahkemeyi belirler.
  • Mobbing iddiasına dayalı tazminat tam yargı davasıdır.

Bu karar, idari eylem veya işlem niteliğindeki uygulamalardan kaynaklanan tazminat (tam yargı) davalarında yetkili mahkemenin nasıl belirleneceği hususunda çok kritik ve aydınlatıcı bir yol haritası sunmaktadır. Özellikle cezaevleri arasında sıklıkla nakledilen ve bu durumu "mobbing" (psikolojik taciz) olarak nitelendiren bir hükümlünün açtığı manevi ve maddi tazminat davasında, zararı doğuran asıl fiilin mahiyeti derinlemesine irdelenmiştir. Danıştay 10. Dairesi, mahpusların nakil işlemlerinin doğrudan merkezi idare, yani Ankara'da mukim Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından tesis edilen resmi idari işlemler olduğuna hükmetmiştir. Dolayısıyla, olayda salt bir haksız eylem veya hizmet kusuru iddialarından ayrılarak, ortada kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idari işlemin varlığı kabul edilmiştir.

Benzer davalardaki emsal etkisi oldukça belirgindir; zira Türkiye genelindeki ceza infaz kurumlarında bulunan binlerce hükümlü ve tutuklu, rızaları dışındaki nakil işlemlerinden doğan mağduriyetlerini tazminat davasına konu edebilmektedir. Bu bağlamda, nakil işlemlerinden kaynaklanan tam yargı davalarında yetkili mahkemenin işlemi tesis eden idarenin bulunduğu yer, yani Ankara idare mahkemeleri olduğu netleşmiş, yerel mahkemelerdeki belirsizlik giderilmiştir. Kararın uygulamadaki önemi, mahkemeler arasında doğabilecek gereksiz yetki uyuşmazlıklarının önüne geçerek usul ekonomisini tam anlamıyla sağlaması ve vatandaşların hak arama hürriyetini zaman kaybetmeden kullanabilmesine zemin hazırlamasıdır. Meslektaşlarımız artık bu tür mobbing ve haksız nakil iddialı tazminat davalarında, cezaevi idaresinin fiili eyleminden ziyade merkezi idarenin karar işlemi üzerinden yetkili mahkemeyi doğru tespit ederek, müvekkillerini usuli ret risklerinden ve gereksiz zaman kayıplarından koruyabileceklerdir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Şırnak T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmakta olan bir vatandaş, 2016 yılının Temmuz ayından bu yana kendi iradesi dışında ve herhangi bir geçerli disiplin suçu veya güvenlik gerekçesi bulunmamasına rağmen Türkiye'nin çeşitli şehirlerindeki cezaevlerine sürekli olarak nakledilmiştir. En son Eskişehir L Tipi Kapalı Cezaevinde kalırken tekrar Şırnak'taki cezaevine gönderilen mahpus, bu sürekli ve nedensiz yer değişikliklerinin kendisine yönelik sistematik bir yıldırma politikası, bir başka deyişle psikolojik taciz (mobbing) olduğunu iddia etmiştir. Davacı, bu haksız ve keyfi uygulamalar nedeniyle maddi ve manevi olarak büyük bir çöküntü yaşadığını öne sürerek, uğradığı zararların giderilmesi amacıyla işlemi yapan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne karşı toplam 1.000.000 TL (500.000 TL maddi ve 500.000 TL manevi) tazminat ödenmesi talebiyle tam yargı davası açmıştır. Yargılama sürecinde, davaya bakmakla görevli olan yerel idare mahkemeleri arasında ciddi bir yetki uyuşmazlığı çıkmış; bir mahkeme zararın doğduğu yeri, diğeri ise işlemi yapan idarenin bulunduğu yeri gerekçe göstererek dosyayı kabul etmemiştir. Sonuç olarak, bu davaya hangi ildeki idare mahkemesinin bakmaya yetkili olduğu sorunu kesin bir karara bağlanmak üzere Danıştay'ın önüne gelmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Uyuşmazlığın çözümünde, idari yargılama hukukunun temelini oluşturan yetki kuralları titizlikle işletilmiştir. Mahkemenin kararında dayandığı en temel yasal düzenleme, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.32 hükmüdür. Bu fıkraya göre, göreve ilişkin hükümler saklı kalmak şartıyla, kanunlarda yetkili idare mahkemesinin açıkça ve özel olarak gösterilmediği tüm hallerde genel yetkili mahkeme, dava konusu idari işlemi veya idari sözleşmeyi bizzat yapan idari merciin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir. İdare hukukunda kabul gören bu genel yetki kuralı, davalı idarenin kendi bulunduğu yerde savunma hakkını çok daha etkin kullanması ve işlem dosyası ile delillerin kolayca mahkemeye celbedilebilmesi gibi pratik amaçlara dayanmaktadır.

Öte yandan, tazminat taleplerini içeren davalar için kanun koyucu daha özel yetki kuralları da öngörmüştür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m.36 uyarınca, idari sözleşmelerden doğanlar dışında kalan tam yargı (tazminat) davalarında yetkili mahkeme sırasıyla ve kademeli olarak düzenlenmiştir. Buna göre öncelikli birinci sırada, "zararı doğuran idari uyuşmazlığı çözümlemeye yetkili" mahkeme yer almaktadır. Şayet zarar bir bayındırlık hizmetinin işleyişinden veya idarenin fiili bir eyleminden doğmuşsa hizmetin görüldüğü veya eylemin yapıldığı yer mahkemesi yetkili kılınırken, diğer tüm hallerde davacının ikametgâhı mahkemesine yetki verilmiştir.

Yerleşik içtihat prensipleri gereğince, eğer iddia edilen zarar fiziksel bir eylemden ziyade somut, yazılı ve kesin bir idari işlemden kaynaklanıyorsa, öncelikli olarak o idari işlemin iptali davasında yetkili olacak mahkemenin saptanması zorunludur. Cezaevi nakilleri gibi çok spesifik işlemler, genellikle yerel makamlarca değil doğrudan Adalet Bakanlığına bağlı merkezi karar birimleri tarafından gerçekleştirildiğinden, bu işlemlerden kaynaklanan mağduriyetlerin hukuki giderimi de işlemi tesis eden merkezin yargı mercilerinin yetkisine tabi olmaktadır. İdare hukuku doktrininde de altı çizildiği üzere, tam yargı davalarında yetki, zararın asıl kaynağına göre değişkenlik gösterir ve kanundaki hiyerarşik silsile usulüne harfiyen uygun şekilde tespit edilmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Danıştay 10. Dairesi, idare mahkemeleri arasında doğan yetki uyuşmazlığı dosyası ile dosyadaki bilgi ve belgeler üzerinden yaptığı detaylı incelemede, öncelikle davacının uğradığını iddia ettiği zararın gerçek hukuki kaynağını tespit etmeye odaklanmıştır. Davacı taraf, dilekçesinde her ne kadar fiili ve eylemsel bir "mobbing" (psikolojik baskı ve taciz) kavramına dayanarak yüksek miktarda tazminat talebinde bulunmuş olsa da, yüksek mahkeme bu mağduriyetin asıl ve somut nedeninin 2016 yılından itibaren belirli aralıklarla gerçekleştirilen çok sayıdaki cezaevi nakil işlemi olduğunu saptamıştır. Dolayısıyla yargı yeri, ortada basit bir idari eylem veya salt personelin haksız tutumu olmadığını; doğrudan yetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerden kaynaklanan bir tam yargı davası niteliği bulunduğunu net bir biçimde ortaya koymuştur.

Mahkeme, zararın temelinde yatan ve uyuşmazlığı doğuran asıl hususun, davacı hakkında birbiri ardına tesis edilen resmi cezaevi nakil işlemleri olduğunu vurgulamıştır. Hukuki nitelendirmede ulaşılan bu tespitten yola çıkarak uygulanması gereken usul kuralının, zarar gören hizmetin görüldüğü veya eylemin bizzat yapıldığı yeri gösteren bent değil, doğrudan 2577 sayılı Kanun m.36 kapsamında yer alan ve birinci sıradaki yetkiyi belirleyen kurallar bütünü olduğu belirlenmiştir. İlgili kanun maddesi, idari işlemden kaynaklı maddi ve manevi tazminat davalarında, o işlemi iptal etmeye yetkili olan yerel mahkemeyi kesin bir dille işaret etmektedir.

Somut uyuşmazlıkta, davacının Şırnak'tan Eskişehir'e ve oradan da tekrar Şırnak'a veya diğer kurumlara nakledilmesine dair bağlayıcı kararların, yerel cezaevi müdürlüklerince şahsi inisiyatifle alınmadığı, tam aksine Ankara ilinde merkez teşkilatı olarak bulunan Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü tarafından resmi onay ile alındığı ve uygulandığı görülmüştür. Nakil işlemini bizzat tesis eden makamın Ankara'da bulunması sebebiyle, bu işlemin hukuka uygunluğunun denetleneceği ve dolayısıyla söz konusu işlemden doğan zararların tazmininin esastan karara bağlanacağı asıl yargı yeri de kaçınılmaz olarak burasıdır. Yüksek Mahkeme, bu çerçevede yerel idare mahkemelerinin karşılıklı olarak verdikleri yetkisizlik kararlarını inceleyerek hukuki düğümü bu ilkeler doğrultusunda çözüme kavuşturmuştur.

Sonuç olarak Danıştay 10. Dairesi, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde zararı doğuran idari işlemi tesis eden merciin bulunduğu yer olan Ankara İdare Mahkemesinin yetkili olduğu yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: