Karar Bülteni
AYM 2020/40377 BN.
Anayasa Mahkemesi | Veli Ağbaba | 2020/40377 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2020/40377 |
| Karar Tarihi | 31.10.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Siyasetçilerin ifade özgürlüğü sınırları daha geniştir.
- Siyasi polemiklerde tahammül eşiği yüksek olmalıdır.
- İfade özgürlüğü ile itibar hakkı dengelenmelidir.
- Suç isnadı niteliğindeki ifadeler sınırları aşabilir.
Bu karar, siyasetçiler arasındaki sert polemiklerde ifade özgürlüğünün sınırları ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki hassas dengeyi ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, siyasetçilerin birbirlerine yönelik eleştirilerinde ifade özgürlüğünden en geniş şekilde yararlanmaları gerektiğini kabul etmekle birlikte, bu özgürlüğün sınırsız olmadığını açıkça vurgulamıştır. Özellikle bir siyasetçinin diğerine yönelik, kesinleşmiş bir yargı kararı bulunmaksızın terör örgütü bağlantısı ithamında bulunmasının, basit bir değer yargısı değil, ağır bir suç isnadı ve kişisel haklara saldırı teşkil ettiği hüküm altına alınmıştır.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde bu karar, siyasi tartışmaların sınırlarını çizen temel bir rehber niteliğindedir. Mahkeme, muhalif siyasetçilerin kamusal meseleleri yüksek sesle dile getirme ve eleştiri hakkını korurken, hedef alınan kişinin şöhret ve itibarının da anayasal güvence altında olduğunu hatırlatmıştır. Uygulamadaki önemi, siyasi figürlerin geniş bir eleştiri marjına sahip olmalarının, mesnetsiz suçlamalarla rakip siyasetçilerin itibarını zedeleme hakkı vermediğini somutlaştırmasındadır. Tazminat yaptırımlarının, ifadenin ağırlığı ve kişinin ekonomik durumuyla orantılı olduğu sürece demokratik toplum düzeninde meşru ve gerekli bir müdahale olarak kabul edileceği teyit edilerek, alt derece mahkemelerine yol gösterici bir içtihat sunulmuştur.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, ana muhalefet partisi milletvekili ve genel başkan yardımcısı olan başvurucu ile eski bir büyükşehir belediye başkanı arasındaki karşılıklı siyasi söylemler ve suçlamalardan kaynaklanmaktadır. Olayın hikayesi, eski belediye başkanının kaleme aldığı bir kitapta ana muhalefet partisi ile bir terör örgütü arasında sıkı bağlar bulunduğunu iddia etmesiyle başlamıştır. Bu iddialara yanıt vermek amacıyla bir parti toplantısında konuşan başvurucu, söz konusu eski belediye başkanını "siyasetin imamı" olarak nitelendirmiş ve şehri parsel parsel ilgili terör örgütüne teslim ettiğini iddia etmiştir. Bu konuşma üzerine eski belediye başkanı, ifadelerin hakaret boyutuna ulaştığı ve kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği gerekçesiyle başvurucuya karşı manevi tazminat davası açmıştır. Yerel mahkemenin davacıyı haklı bularak tazminata hükmetmesi ve bu kararın kesinleşmesi üzerine başvurucu, siyasi eleştiri hakkının engellendiğini ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, önüne gelen uyuşmazlığı çözerken temel olarak Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile 17. maddesinde korunan şeref ve itibarın korunması hakkı arasındaki çatışmayı merkeze almıştır. Bu iki hakkın dengelenmesi sürecinde, müdahalenin kanuni dayanağı olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.58 hükmü dikkate alınmıştır. Söz konusu madde, kişilik haklarına hukuka aykırı şekilde saldırılan kişinin manevi tazminat talep edebileceğini düzenlemektedir.
Yerleşik içtihat prensipleri doğrultusunda, ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerektiği vurgulanmıştır. Siyasetçilerin ve milletvekillerinin, seçmenlerini temsil etme ve kamusal meseleleri tartışma görevleri gereği ifade özgürlüğünden çok daha geniş bir şekilde yararlandıkları doktrin ve içtihatlarda kabul gören bir kuraldır. Siyasi polemikler, şok edici ve rahatsız edici söylemleri barındırabilse de, ifade özgürlüğünün mutlak ve sınırsız olmadığı, başkalarının şöhret ve haklarının korunması amacıyla sınırlandırılabileceği kuralı esas alınmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına göre, sert siyasi eleştiriler ile olgusal temeli bulunmayan ağır suç isnatları arasında net bir ayrım yapılmalıdır. Bir kişinin kesinleşmiş bir yargı kararı olmaksızın yasa dışı terör örgütleriyle ilişkilendirilmesi, katlanılması gereken siyasi eleştiri sınırlarını aşarak şeref ve itibara yönelik ağır bir müdahale halini almaktadır. Mahkeme bu kuralı uygularken, sarf edilen sözlerin bir değer yargısı mı yoksa ispatlanması gereken bir olgu isnadı mı olduğunu değerlendirmekte ve haksız suçlamaların tazminat hukuku çerçevesinde yaptırıma tabi tutulmasını meşru bir hukuki araç olarak kabul etmektedir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayı değerlendirirken öncelikle başvurucunun sarf ettiği sözlerin bağlamını, hedefini ve niteliğini incelemiştir. Başvurucunun, mensubu olduğu siyasi partinin hedef alındığı bir kitaba cevap verme saikiyle hareket ettiği kabul edilmekle birlikte, doğrudan kitabı yazan eski belediye başkanının şahsına yönelik ağır ithamlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Mahkeme, başvurucunun konuşmasında davacıyı doğrudan FETÖ/PDY'ye hizmet etmekle, devletin arazilerini usulsüzce örgüte tahsis etmekle ve "siyasetin imamı" olmakla suçladığına dikkat çekmiştir.
Yapılan incelemede, siyasetçilerin birbirlerine yönelik eleştirilere sıradan vatandaşlara göre daha fazla tahammül göstermeleri gerektiği prensibi hatırlatılmıştır. Ancak Mahkeme, başvurucunun kullandığı ifadelerin salt bir değer yargısı veya siyasi bir eleştiri olmaktan çıkıp, kesinleşmiş yargı kararlarıyla terör örgütü olduğu tescillenmiş bir yapıya doğrudan bağlılık ve hizmet etme ithamına, yani ağır bir suç isnadına dönüştüğünü vurgulamıştır. Başvurucunun bu söylemleriyle davacıyı keyfî bir şekilde hedef aldığı ve bu durumun davacının şeref ve itibarına yönelik açık bir saldırı oluşturduğu kanaatine varılmıştır.
Derece mahkemelerinin verdiği kararların da bu tespiti desteklediği, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ile ifadenin ağırlığı gözetilerek hükmedilen 5.000 TL tutarındaki manevi tazminatın ölçülü olduğu değerlendirilmiştir. Verilen cezanın, başvurucunun ekonomik olanaklarını zora sokacak veya ortadan kaldıracak bir miktarda olmaması sebebiyle, ulaşılmak istenen meşru amaç olan şeref ve itibarın korunması ile orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.