Anasayfa Karar Bülteni AYM | 2021/57268 BN.

Karar Bülteni

AYM 2021/57268 BN.

Anayasa Mahkemesi | Mehmet Hüseyin Hilaloğlu | 2021/57268 BN. ═══════════════════════════════════════════════════════════

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/57268
Karar Tarihi 14.10.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İdari eylemin öğrenilmesi dava süresini başlatır.
  • Hizmet kusuru ceza davasıyla sonradan öğrenilebilir.
  • Dava açma süresinde aşırı şekilcilik ihlaldir.
  • Süre hesabında illiyet bağının bilinmesi esastır.

Bu karar, idari eylemden doğan zararların tazmini istemiyle açılan tam yargı davalarında dava açma süresinin başlangıç tarihinin tespitine ve mahkemeye erişim hakkına ilişkin oldukça kritik bir hukuki anlam taşımaktadır. İdarenin hizmet kusurunun olay anında değil, sonradan yürütülen ceza soruşturmaları, müfettiş raporları ve kamu davalarıyla ortaya çıktığı durumlarda, mahkemelerin dava açma süresini olayın gerçekleştiği veya zararın ilk görüldüğü tarihten başlatması, hak arama hürriyetine ağır bir müdahale olarak değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, idarenin ihmali eylemlerinin ve kusurunun sonradan öğrenildiği vakalarda süre hesabının aşırı katı ve şekilci bir yaklaşımla yapılmasını, mahkemeye erişim hakkının özüne dokunan bir hak ihlali olarak nitelendirmiştir.

Bu içtihat, idari yargıda tam yargı davalarının süreden reddedilmesi uygulamalarına karşı yeni ve hakkaniyetli bir emsal standart getirmektedir. Özellikle terör olayları, doğal afetler veya karmaşık idari nitelikli eylemler sonucunda idarenin kusurunun yıllar süren ceza yargılamaları neticesinde kesinleştiği durumlarda, idari yargı mercilerinin katı süre yorumu yapmalarının kesin olarak önüne geçilecektir. Vatandaşların, idarenin eylemsizliği ile meydana gelen zarar arasındaki illiyet bağını gerçekten öğrendikleri tarihten itibaren dava açma hakkını güvence altına alan bu karar, idari istikrar ilkesi ile bireylerin hak arama özgürlüğü arasında adil bir denge kurması bakımından idare hukuku uygulamasında çok büyük bir öneme sahiptir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013 tarihinde meydana gelen ve elli bir kişinin hayatını kaybettiği bombalı terör saldırısında yaralanarak engelli hâle gelen bir vatandaş, başlangıçta ilgili idare ile uzlaşarak maddi zararını sulhname yoluyla gidermiştir. Ancak olaydan yıllar sonra, saldırının gerçekleşmesinde kamu görevlilerinin somut istihbarat bilgilerine rağmen ihmali olduğu ortaya çıkmış ve yetkililer hakkında görevi kötüye kullanma suçundan ceza davaları açılmıştır. İdarenin kusurlu olduğunu yıllar sonra açılan bu ceza davasıyla öğrenen mağdur vatandaş, manevi zararının da karşılanması için İçişleri Bakanlığına başvurmuş, talebi reddedilince tam yargı davası açmıştır. İlk derece mahkemesi vatandaşa manevi tazminat ödenmesine karar vermişken, Bölge İdare Mahkemesi davanın olayın yaşandığı 2013 yılından itibaren yasal süre içinde açılmadığını belirterek davayı süre aşımı gerekçesiyle kesin olarak reddetmiştir. Uyuşmazlık, idarenin hizmet kusurunun yıllar sonra öğrenildiği bu tür istisnai olaylarda dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiği ve bu durumun mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediği noktasında toplanmaktadır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında mahkemeye erişim hakkını değerlendirirken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 hükmünde güvence altına alınan hak arama hürriyetini temel almaktadır. Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin bir uyuşmazlığı etkili bir şekilde yargı mercileri önüne taşıyabilmesini ve bu uyuşmazlığın esastan karara bağlanmasını ifade eder. Usul kurallarının, özellikle dava açma sürelerine ilişkin idari usul mevzuatının uygulanmasında, mahkemelerin yargılamanın hakkaniyetine zarar verecek ölçüde aşırı şekilci ve katı yorumlardan kaçınması şarttır.

İdari işlemler veya eylemler neticesinde doğan zararların tazmini amacıyla açılacak tam yargı davalarının süresi, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 13 kapsamında düzenlenmiştir. Kural olarak ilgililerin, idari eylemleri öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her hâlde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurmaları zorunludur. İdari yargı pratiğinde bu süre kuralı, idari istikrarın sağlanması gibi meşru bir amaca hizmet etmektedir.

Ancak yerleşik içtihat prensipleri ve Anayasa Mahkemesi kararları gereğince, idari eylemin niteliği, idarenin hizmet kusuru ve doğan zarar ile idari eylem arasındaki illiyet bağının olay anında anlaşılamadığı durumlarda dava açma süresinin katı bir biçimde zararın gerçekleştiği veya olayın yaşandığı tarihten başlatılması hukuka aykırıdır. Doktrin ve yargısal içtihatlarda da kabul edildiği üzere, eylemin idariliğinin çok sonra yürütülen adli tahkikatlar veya ceza yargılamaları neticesinde kesin olarak ortaya konabildiği karmaşık olaylarda, vatandaşın dava açma hakkının doğduğundan henüz haberdar dahi olmadığı bir dönemde sürenin işlemeye başlaması mahkemeye erişim hakkını anlamsız kılar ve orantısız bir külfet yaratır. Bu sebeple, zarar ve idari kusur arasındaki bağın ceza davasıyla sonradan öğrenildiği durumlarda sürenin, bu somut öğrenme tarihinden itibaren canlanacağı bir temel anayasal kural olarak kabul edilmelidir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun uğradığı zararın kaynağı olan terör saldırısının gerçekleştiği tarihin ve idareyle yapılan ilk sulhnamenin imzalandığı tarihin net olduğunu, ancak idarenin olaydaki asli hizmet kusurunun yıllar sonra ortaya çıktığını tespit etmiştir. İçişleri Bakanlığı mülkiye müfettişlerince hazırlanan raporlar ve 2015 ile 2016 yıllarında kamu görevlileri hakkında açılan ceza davaları neticesinde, kamu makamlarının araç plakası, şahıs isimleri gibi somut istihbarat bilgilerine rağmen gerekli güvenlik önlemlerini almadığı ve açıkça ağır bir hizmet kusuru işlediği yargısal süreçlerle kesinleşmiştir.

Başvurucunun, olayın gerçekleştiği 2013 yılındaki kaotik dönemde idarenin bu derin ihmalinden ve hizmet kusurundan haberdar olması kendisinden beklenemez. İdarenin eylemsizliği ile meydana gelen ağır zarar arasındaki illiyet bağı, ancak ceza yargılamasının ilerleyen safhalarında kamuoyuna yansımış ve mağdurlar tarafından öğrenilmiştir. Bu nedenle, başvurucunun idari başvuru yapmak suretiyle tam yargı davası açma hakkını, gerçeği ve idarenin ihmali kusurunu öğrendiği tarihten itibaren kullanmış olması hayatın olağan akışına, usul ekonomisine ve hak arama hürriyetinin özüne tamamen uygundur.

Bölge İdare Mahkemesinin, dava açma süresini terör eyleminin yaşandığı veya ilk sulhnamenin imzalandığı 2013 yılından başlatarak davanın süre aşımından reddine karar vermesi, mahkemeye erişim hakkına yönelik aşırı katı ve daraltıcı bir yorum olarak nitelendirilmiştir. Bu yorum, eylemin idariliğinin ortaya çıkmasından önce süreyi tüketerek başvurucunun adalete erişimini neredeyse imkânsız hâle getirmiş, bireye devlet karşısında orantısız bir külfet yüklemiş ve ölçülülük ilkesini zedelemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, uyuşmazlık konusu tam yargı davasında süre aşımı gerekçesiyle verilen ret kararının orantısız bir müdahale teşkil ettiği gerekçesiyle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: