Anasayfa Karar Bülteni AYM | Bayram Çetiner | BN. 2021/47873

Karar Bülteni

AYM Bayram Çetiner BN. 2021/47873

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm
Başvuru No 2021/47873
Karar Tarihi 03.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal Yok / Kabul Edilemez
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İdarenin mutlak bir saldırı önleme yükümlülüğü bulunmaz.
  • Hizmet kusuru yokluğunda sosyal risk ilkesi uygulanabilir.
  • Makul güvenlik tedbirleri idari sorumluluğu ortadan kaldırır.
  • Etkili soruşturma olayın nesnel şekilde incelenmesini gerektirir.

Bu karar, kamu makamlarının büyük ölçekli kitlesel etkinliklerde meydana gelebilecek terör saldırılarına karşı yaşam hakkı bağlamındaki pozitif yükümlülüklerinin sınırlarını net bir şekilde çizmektedir. Karar, idarenin güvenlik tedbirlerini planlarken genel bir risk istihbaratına sahip olmasının, somut ve yakın bir tehlikeyi bildiği anlamına gelmeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin makul ve ulaşılabilir güvenlik tedbirlerini aldığı durumlarda, öngörülemez nitelikteki terör saldırıları nedeniyle yaşamı koruma yükümlülüğünün maddi boyutunun ihlal edilmediğine hükmetmiştir.

Benzer uyuşmazlıklar ve emsal etkisi bakımından bu karar, terör olayları nedeniyle açılan tam yargı davalarında yargı mercilerinin uyuşmazlığı sosyal risk ilkesi çerçevesinde ele alarak tazminata hükmetmelerinin, yaşam hakkının usul boyutu açısından hukuka uygun ve yeterli bir giderim sağladığını teyit etmektedir. Uygulamada sıklıkla karşılaşılan hizmet kusuru iddialarında, idarenin ihmali bulunmadığının somut delillerle ortaya konulması ve başvurucuların mağduriyetlerinin sosyal risk ilkesiyle bir nebze de olsa giderilmesi, yargısal sistemin etkili ve özenli işletildiğinin bir göstergesi olarak kabul görmüştür.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, 10 Ekim 2015 tarihinde Ankara Tren Garı önünde düzenlenmesi planlanan barış, emek ve demokrasi konulu mitinge katılmak için Mersin'den Ankara'ya gelmiştir. Miting alanında toplanma hazırlıkları sürerken peş peşe meydana gelen iki canlı bomba saldırısı sonucunda başvurucu, vücuduna isabet eden bilye parçaları nedeniyle yaralanmıştır. Başvurucu, kamu makamlarının olası bir saldırıya dair önceden istihbarat bilgisi bulunmasına rağmen gerekli güvenlik önlemlerini almadığını ve olay sonrasında acil sağlık hizmetlerinin geciktirildiğini iddia etmiştir. Bu iddialarla İçişleri Bakanlığı ile Ankara Valiliğine karşı maddi ve manevi zararlarının ödenmesi talebiyle tam yargı davası açmıştır. İdare mahkemesi olayda idarenin hizmet kusuru bulunmadığına karar vererek zararı sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirmiş, istinaf ve temyiz incelemeleri sonucunda başvurucuya bir miktar manevi tazminat ödenmesine hükmedilmiştir. Başvurucu, ödenen bu miktarın yetersizliğini ve yargılamanın uzun sürdüğünü ileri sürerek Anayasa Mahkemesine başvurmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı değerlendirirken öncelikle Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkını merkeze almıştır. Bu madde uyarınca devlet, yetki alanındaki bireylerin yaşamlarını hem kamu görevlilerinin hem de üçüncü kişilerin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma pozitif yükümlülüğü altındadır. Koruma ödevi, gerçek ve yakın bir tehlikenin varlığının kamu makamlarınca bilindiği veya bilinmesi gerektiği durumlarda, makul ölçüler çerçevesinde önleyici güvenlik tedbirlerinin alınmasını gerektirir.

Bununla birlikte, yetkili makamlardan potansiyel her tehdidi önlemesinin beklenemeyeceği, insan davranışlarının öngörülemezliği ve kamu kaynaklarının sınırlılığı dikkate alınarak koruma yükümlülüğünün idare üzerinde aşırı bir yük oluşturacak şekilde yorumlanamayacağı yerleşik bir içtihat prensibidir. Özellikle kitlesel etkinliklerde terör saldırısı riski bulunsa dahi, idarenin somut ve yakın bir hedefi bilebilecek durumda olmadığı hâllerde, planlanan genel güvenlik tedbirlerini almış olması yükümlülüklerin yerine getirilmesi bakımından yeterli kabul edilmektedir.

Ayrıca, yaşam hakkının usul boyutu kapsamında, devletin yaşam hakkına yönelik ihlalleri aydınlatacak ve zararları giderecek etkili bir yargısal sistem kurma yükümlülüğü bulunmaktadır. 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ve idare hukukunun yerleşik bir kuralı olan "sosyal risk ilkesi", terör olayları neticesinde oluşan zararların kusursuz sorumluluk esasına göre topluma paylaştırılmasını sağlayan önemli hukuki mekanizmalardır. Yargı mercilerinin, idarenin ağır hizmet kusuru bulunmayan durumlarda sosyal risk ilkesi üzerinden manevi tazminata hükmetmesi, usul güvencelerinin sağlandığını göstermektedir. Makul sürede yargılanma iddiaları yönünden ise 6384 sayılı Kanun uyarınca kurulan Tazminat Komisyonuna başvuru yolu, tüketilmesi zorunlu bir olağan hukuk yolu olarak öngörülmüştür.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut olayı yaşam hakkının maddi ve usul boyutları ile makul sürede yargılanma hakkı çerçevesinde detaylı bir şekilde incelemiştir. Yaşam hakkının maddi boyutu açısından yapılan değerlendirmede, kamu makamlarının planlanan mitinge yönelik belirli, somut ve yakın bir canlı bomba saldırısı tehdidinden haberdar olduklarına dair herhangi bir unsur veya tespit bulunamamıştır. İdarenin, etkinlik alanını bariyerlerle çevirmek, iki binin üzerinde personel görevlendirmek, alanda ve yürüyüş güzergâhında önleme araması ve patlayıcı madde araması yapmak gibi makul olarak beklenebilecek koruyucu ve önleyici tedbirleri aldığı görülmüştür. Ayrıca, patlama sonrasında acil sağlık hizmetlerinin geciktirildiğine dair iddialar dayanaksız bulunmuş, olay yerinde yeterli sayıda ambulansın sevk edildiği ve tüm yaralıların altmış beş dakika gibi kısa bir süre içinde hastanelere nakledildiği saptanmıştır. Bu bağlamda, idarenin terör saldırısı riskini hafife aldığı ya da yaşamı koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği iddialarına itibar edilmemiştir.

Yaşam hakkının usul boyutu yönünden yapılan incelemede ise, başvurucunun açtığı tam yargı davasında idari yargı mercilerinin olayı çevreleyen maddi koşulları özenle irdelediği ve nesnel bir yaklaşımla idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı yönünde makul değerlendirmeler yaptığı belirlenmiştir. Mahkemelerin uyuşmazlığı ispat yükünü hafifleten sosyal risk ilkesi çerçevesinde çözerek başvurucuya manevi tazminat ödenmesine karar vermesi, usul yükümlülüklerinin gereği gibi yerine getirildiğini ortaya koymuştur. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik şikâyet açısından ise Tazminat Komisyonuna başvuru yolunun tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı tespit edilmiştir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı bağlamında ise başvurunun özünün yaşam hakkı ihlali iddialarına dayanması nedeniyle bu konuda ayrıca bir inceleme yapılmasına lüzum görülmemiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edilmediği, makul sürede yargılanma hakkı iddiasının ise başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğu yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: