Anasayfa Karar Bülteni AYM | Seyide Serçe | BN. 2021/4028

Karar Bülteni

AYM Seyide Serçe BN. 2021/4028

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/4028
Karar Tarihi 10.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İdarenin hizmet kusurunda manevi tazminat ödenmelidir.
  • Müterafik kusur manevi tazminatı tamamen ortadan kaldırmaz.
  • Tazminat yolları uygulamada mutlaka etkili olmalıdır.
  • Yaşam hakkı pozitif koruma yükümlülüğünü gerektirir.

Bu karar, idarenin hizmet kusuru neticesinde meydana gelen ölüm olaylarında, mağdur yakınlarının manevi tazminat haklarının keyfî gerekçelerle tamamen ortadan kaldırılamayacağını hukuken güvence altına almaktadır. Anayasa Mahkemesi, idarenin açıkça kusurlu olduğu sabit olan bir trafik kazasında, müteveffanın kendi kusurunun (müterafik kusur) bulunmasının, idarenin sorumluluğunu bütünüyle yok saymak için kullanılamayacağını belirtmektedir. Bu durumun, mağdur yakınlarının acısını dindirmeye yönelik manevi tazminat hakkını bütünüyle ortadan kaldırmak için yeterli bir hukuki gerekçe olamayacağı açıkça vurgulanmaktadır. Manevi tazminatın bir sebepsiz zenginleşme aracına dönüşmemesi ilkesi gözetilirken, idarenin hukuka aykırı eyleminin yaptırımsız bırakılmaması da hukuk devletinin bir gereğidir.

Emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, idari yargıda görülen tam yargı davalarında derece mahkemelerine çok önemli bir perspektif sunmaktadır. Mahkemeler, zarar görenin bölüşük kusuru bulunduğu hâllerde dahi, idarenin hizmet kusurunu özendirmeyecek ve mağdurun elem ile ızdırabını bir nebze olsun giderecek uygun bir manevi tazminat miktarı belirlemekle yükümlüdür. Tazminat taleplerinin orantısız biçimde toptan reddedilmesi, devletin yaşam hakkını koruma ve ihlallere karşı etkili bir yargısal sistem kurma şeklindeki pozitif anayasal yükümlülüklerinin ihlali sonucunu doğuracaktır. Dolayısıyla, bu güçlü içtihat ile birlikte alt derece mahkemelerinin tazminat hesaplamalarında katı şekilcilikten uzaklaşarak hakkaniyete uygun ve caydırıcı bir denge kurmaları zorunlu hâle gelmiştir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Kim kime karşı dava açmış? Başvurucu Seyide Serçe, oğlu A.S.'nin bir trafik kazasında vefat etmesi üzerine yolun yapım ve denetiminden sorumlu Karayolları Genel Müdürlüğüne karşı tam yargı (tazminat) davası açmıştır.

Neden dava açılmış? Başvurucunun oğlu, idare tarafından yürütülen ve yüklenici bir firmaya ihale edilen Zonguldak-Devrek yol yapım çalışması sahasında kamyonuyla trafik kazası geçirerek hayatını kaybetmiştir. Yargılama sürecinde alınan raporlarda, yolda gerekli işaretlemelerin yapılmadığı ve olayda idarenin hizmet kusuru bulunduğu tespit edilmiştir.

Ne talep edilmiş? Başvurucu, idarenin gerekli trafik ve yol güvenliği tedbirlerini almayarak hizmet kusuru işlediğini belirtmiş, oğlunun vefatı nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların tazmin edilmesini talep etmiştir. Mahkemenin manevi tazminat yönünden verdiği ret kararı üzerine uyuşmazlık bireysel başvuruya taşınmıştır.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığı incelerken öncelikle Anayasa m. 17 kapsamında güvence altına alınan yaşam hakkını ve Anayasa m. 5 ile bağlantılı olarak devletin temel amaç ve görevlerini merkeze almıştır. Bu anayasal hükümler uyarınca devletin, yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme şeklindeki negatif yükümlülüğünün yanında, bireylerin yaşam hakkını her türlü tehlike ve riske karşı koruma şeklinde pozitif bir yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Yol güvenliği ve kamu hizmetlerinin yürütülmesi bağlamında devletin yaşamı koruma yükümlülüğü, halka açık mekânlarda insanların can ve mal güvenliğini sağlamak için gerekli altyapı düzenlemelerinin hayata geçirilmesini ve yasal çerçevenin etkili bir şekilde işletilmesini gerektirir. İdarenin hizmet kusurundan doğan nesnel sorumluluğu, hizmetin ihale yoluyla müteahhit veya taşeronlara devredilmiş olmasıyla ortadan kalkmamaktadır. Güvenlik ve denetim yükümlülüğü idarenin üzerinde kalmaya devam eder.

Bununla beraber, yaşam hakkının korunmasına yönelik pozitif yükümlülükler, hakkın ihlaline yol açan durumlarda mağdurlara uygun ve adil bir giderim sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmayı zorunlu kılar. Hukuki veya idari başvuru yollarının sadece kâğıt üzerinde normatif olarak bulunması yeterli değildir; bu yolların uygulamada da etkili bir şekilde işlemesi ve uğranılan maddi ile manevi zararı hakkaniyete uygun biçimde telafi edebilecek kapasitede olması şarttır. Yaşam hakkı kapsamında açılan tam yargı davalarında takdir edilecek manevi tazminat, idarenin hukuka aykırı eylemini ortaya koyma, kusurlu davranışı caydırma ve mağdurun acısını bir ölçüde dindirme işlevlerini görür. Bu bağlamda yerleşik içtihat prensipleri, mağdurun müterafik (bölüşük) kusuru bulunsa dahi idarenin sorumluluğunun tamamen sıfırlanamayacağını, kusur oranına göre somut olayın adaletine uygun bir tazminat dengesi kurulması gerektiğini açıkça emretmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı incelerken öncelikle trafik kazasının meydana geldiği bölgede idarenin hizmet kusurunun bulunduğunun alt derece mahkemeleri ve bilirkişi raporları ile sabit olduğunu vurgulamıştır. Olay mahallinde yol bakım ve onarım çalışması yapıldığı sırada gerekli güvenlik işaretlemelerinin yapılmadığı, sürücüleri uyaracak hayati nitelikteki tedbirlerin alınmadığı net olarak tespit edilmiştir. İdare Mahkemesi bu tespitlere dayanarak idareyi kusurlu bulmuş ve tazminata hükmetmiştir. Buna rağmen Bölge İdare Mahkemesi İstinaf Dairesi, ölen sürücünün kazanın oluşumunda müterafik (bölüşük) kusurunun bulunmasını yegâne gerekçe göstererek ilk derece mahkemesinin hükmettiği 10.000 TL tutarındaki manevi tazminatı tamamen kaldırmıştır.

Yüksek Mahkeme, İstinaf Dairesinin manevi tazminatı reddetme gerekçesini detaylıca değerlendirdiğinde, söz konusu nispeten düşük miktarın ödenmesinin davacı lehine sebepsiz zenginleşmeye yol açacağı yönündeki yaklaşımı yaşam hakkının usul boyutunun ve devlete yüklenen pozitif yükümlülüklerin açık bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Kararda, İstinaf Dairesinin idarenin olaydaki hizmet kusuruna karşı çıkmamasına, idarenin hukuka aykırılığını ortaya koyacak ve bunu özendirmeyecek bir tazminat miktarının belirlenmesi gerektiğine teorik olarak dikkat çekmesine rağmen, davacının manevi zararının tazminini sağlamak amacıyla uygun göreceği makul bir miktara hükmetmek yerine talebi toptan reddetmesinin ciddi bir çelişki barındırdığı ifade edilmiştir.

Yaşam hakkının ihlali söz konusu olduğunda mağdurların başvurabilecekleri tazminat yollarının yalnızca hukuken mevcut olması yetmez, aynı zamanda pratikte de başarı şansı sunması ve yeterli bir giderim sağlaması zorunludur. Somut olayda idarenin eyleminden kaynaklanan ağır bir sonuç olarak ölüm vakası ve objektif delillerle tespit edilmiş bir idari hizmet kusuru ortadayken, müterafik kusur bahanesiyle manevi tazminatın bütünüyle reddedilmesi, idarenin hatalı eyleminin sonuçsuz ve yaptırımsız bırakılması anlamına gelmektedir. Bu durum, devletin yaşamı koruma yükümlülüğü çerçevesinde kurması gereken etkili yargısal sistemin standartlarıyla bağdaşmamaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, yaşam hakkının ihlal edildiğine yönelik karar vermiş ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılması yönünde başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: