Anasayfa Karar Bülteni AYM | Tansu Küçüköncü | BN. 2021/42619

Karar Bülteni

AYM Tansu Küçüköncü BN. 2021/42619

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/42619
Karar Tarihi 10.07.2024
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İfade özgürlüğü ve itibar hakkı adil dengelenmelidir.
  • İfadelerin kullanıldığı özgün bağlam göz ardı edilmemelidir.
  • Olgusal nitelikteki iddiaların doğruluğu mahkemece mutlaka araştırılmalıdır.
  • Müdahale zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamalıdır.

Bu karar, bir akademisyenin kendi meslektaşı hakkında çalıştıkları üniversitenin üst yönetimine gönderdiği ve FETÖ iltisaklı bir firari kişiyle yakın ilişki içinde olunduğuna, ayrıca ortak usulsüzlüklere imza atıldığına dair iddialar içeren elektronik posta nedeniyle hakaret suçundan cezalandırılmasının ifade özgürlüğü ihlali olduğuna hükmetmesi bakımından hukuk sistemimizde büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, somut olayda sarf edilen sözlerin ve ifadelerin doğrudan muhatabın şahsına yönelik bir terör örgütü üyeliği isnadı olmadığını, bilakis firari bir örgüt üyesiyle olan şüpheli ilişkilere ve akademik etik ihlallerine dikkat çekme amacı taşıdığını belirterek, ilk derece mahkemesinin lafzi, dar ve bağlamından kopuk yorumunu anayasal haklar çerçevesinde hukuka aykırı bulmuştur.

Benzer davalar ve uygulamadaki emsal etkisi açısından bu karar, derece mahkemelerinin hakaret suçunu değerlendirirken salt kullanılan kelimelere odaklanmak yerine, ifadenin kim tarafından, kime karşı, hangi merciye ve hangi somut bağlamda söylendiğini titizlikle incelemesi gerektiği kuralını güçlü bir şekilde pekiştirmektedir. Özellikle kamusal veya mesleki bir menfaati yakından ilgilendiren hukuki ihbar ve idari şikayetlerde, kişilerin olgusal temeli olan iddialarının doğrudan hakaret kastı olarak nitelendirilmemesi gerektiği altı çizilerek vurgulanmıştır. İlk derece mahkemelerinin, anayasal bir hak olan şeref ve itibarın korunması ile ifade özgürlüğü arasında adil ve hassas bir denge kurmadan, yalnızca soyut ve yüzeysel bir değerlendirmeyle cezalandırma yoluna gitmesinin hak ihlali doğuracağı ve kişiler üzerinde caydırıcı etki yaratacağı bir kez daha açıkça ortaya konmuştur.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Akademisyen olarak görev yapan başvurucu Tansu Küçüköncü, yine kendisi gibi akademisyen olan meslektaşı A.O. Hakkında, çalıştıkları üniversitenin rektör ve rektör yardımcılarına bilgilendirme amaçlı bir elektronik posta göndermiştir. Başvurucu gönderdiği bu mesajda, A.O.'nun firari bir FETÖ üyesi ile oldukça yakın ilişkisi bulunduğunu ve birlikte ortak bazı usulsüzlüklere, "üçkâğıtlara" karıştıklarını iddia etmiştir. Bu durum üzerine A.O., kişisel itibarının zedelendiği gerekçesiyle başvurucu hakkında huzur ve sükûnu bozma ile hakaret suçlarından ceza soruşturması başlatılması için şikâyetçi olmuştur. Yürütülen yargılama sonucunda asliye ceza mahkemesi, başvurucunun bu mesajla doğrudan A.O.'yu FETÖ üyesi olmakla suçladığını kabul ederek hakaret suçundan adli para cezası vermiştir. Başvurucu, mesajın hakaret amacı taşımadığını, bilimsel hırsızlıkla ve etik dışı davranışlarla mücadele kapsamında yazıldığını ve cezalandırılmasının haksız olduğunu belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen bu uyuşmazlığı Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü sınırları kapsamında detaylıca incelemiştir. İfade özgürlüğüne yönelik gerçekleştirilen yargısal müdahalenin kanuni dayanağı olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 125 hükmünde düzenlenen hakaret suçu ele alınmıştır. Mahkeme, yapılan müdahalenin başkalarının şöhret veya haklarının korunması amacına yönelik meşru bir temel taşıdığını tespit etmiş, ancak müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğu ve ölçülülük ilkeleri çerçevesinde derinlemesine bir denetim yapmıştır.

Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihat prensiplerine göre, temel hak ve özgürlükleri sınırlayan herhangi bir tedbirin mutlaka zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve başvurulabilecek en son çare niteliğinde olması gerekmektedir. İfade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında adil bir denge kurulması yargılamaların en hayati unsurudur. Bu hassas dengeleme işlemi yapılırken mahkemelerce; ifadelerin kim tarafından ve kime yöneltildiği, hedef alınan kişinin kimliği ve statüsü, eleştiriye katlanma eşiği, ifadelerin genel kamu yararına ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, ifadenin bağlamından kopartılıp kopartılmadığı ve iddiaların olgusal bir temele dayanıp dayanmadığı gibi temel kriterler titizlikle dikkate alınmalıdır.

Özellikle bireylerin kamusal mercilere yaptıkları bildirimlerde bağlamından koparılan ifadeler üzerinden ceza verilmesinin kişi üzerinde ciddi bir caydırıcı etki yaratabileceği içtihatlarla sabittir. Doktrin ve yüksek yargı kararları uyarınca, bir açıklamanın tümüyle değer yargısı içermesi durumunda dahi, bu yargının somut maddi unsurlarla yeterince desteklenip desteklenmediği incelenmelidir. Somut vakıaların açıklanması niteliğindeki iddialar her zaman mahkemelerce araştırılmaya muhtaçtır ve bu inceleme yapılmadan doğrudan cezalandırma yoluna gidilemez.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı incelerken ilk derece mahkemesinin yargılama aşamasında kullandığı ifadelerin gerçek bağlamını tamamen göz ardı ettiğini ve eksik inceleme yaptığını tespit etmiştir. Olayın bütününe bakıldığında, ihtilafın taraflarının akademisyen olduğu ve söz konusu e-postaların muhataplarının doğrudan müştekinin çalıştığı üniversitenin rektörlük makamı olduğu görülmektedir. Başvurucu, mesajında müştekinin bizzat bir FETÖ üyesi olduğunu açıkça iddia etmemiş; müştekinin firari bir FETÖ üyesi ile yakın ilişki içinde bulunduğunu ve usulsüz yasa dışı eylemler gerçekleştirdiklerini ifade etmiştir. Ancak asliye ceza mahkemesi, mesajın içeriğini müştekiye yönelik doğrudan bir silahlı terör örgütü üyeliği isnadı olarak yorumlayıp, bunun ağır bir şekilde şeref ve haysiyeti zedeleyici olduğuna kanaat getirmiş ve bu soyut varsayımla mahkûmiyet hükmü kurmuştur.

Yüksek Mahkeme, bir kişinin örgüt üyesi olduğunu iddia etmek ile o kişinin örgüt üyesi olan bir başkasıyla yakın ilişkisi olduğunu ileri sürmenin hukuken ve fiilen aynı anlama gelmediğine özellikle dikkat çekmiştir. İlk derece mahkemesinin, başvurucunun kullandığı ifadelerin ötesine geçerek kendi başına aşırı genişletici bir yorum yaptığı ve bu dolaylı durumun neden doğrudan hakaret suçunu oluşturduğunu kararda gerekçelendirmediği tespit edilmiştir. Üstelik başvurucunun asıl vurguladığı intihal ve bilimsel usulsüzlük iddiaları yönünden de yargılama makamınca hiçbir araştırma, doğrulama veya inceleme faaliyeti yapılmamıştır.

Söz konusu elektronik postada yer alan olgusal iddialar kesinlikle araştırılmaya muhtaç niteliktedir. İlk derece mahkemesinin, taraflar arasındaki ifade özgürlüğü hakkı ile şeref ve itibarın korunması hakkı arasında mecburi olan adil dengeyi kurmak için çaba sarf etmeden, sadece soyut ve bağlamdan kopuk bir değerlendirmeyle hakaret suçunun oluştuğunu kabul etmesi, anayasal anlamda ilgili ve yeterli bir gerekçe niteliği taşımamaktadır. Mahkemenin uyguladığı adli para cezası yaptırımının, zorunlu bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini kanıtlamaktan son derece uzak olduğu tespit edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği yönünde karar vererek yeniden yargılama yapılması talebiyle başvuruyu kabul etmiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: