Karar Bülteni
AYM 2021/9937 BN.
Anayasa Mahkemesi | Abdulbahri Üysal ve Diğerleri | 2021/9937 BN.
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi 1. Bölüm |
|---|---|
| Başvuru No | 2021/9937 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Süregelen müdahalelerde zarar tarihi kesin belirlenemez.
- Başvuru süresi müdahalenin kesildiği tarihten başlar.
- Aşırı şekilci yorum etkili başvuru hakkını zedeler.
- Mülkiyet hakkı idari usul engelleriyle işlevsizleştirilemez.
Bu karar, terör olayları veya güvenlik tedbirleri nedeniyle mülküne ulaşamayan vatandaşların zararlarının tazmini sürecinde karşılaştıkları usul engellerinin aşılması bakımından hukuken büyük bir öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, mülke erişimin uzun süre devam eden bir şekilde engellenmesi gibi süregelen bir müdahale söz konusu olduğunda, idareye başvuru için öngörülen kanuni sürelerin son derece katı ve şekilci bir biçimde yorumlanamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. Karara göre, idari makamların ve derece mahkemelerinin kanundaki süreyi müdahalenin başlangıç tarihinden itibaren işletmesi, mağdurlardan adeta her gün yeniden başvuru yapmalarını beklemek anlamına gelecektir ki bu durum hukukun mantığıyla ve hak arama hürriyetiyle bağdaşmaz.
Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde bu karar, idarenin tazminat yükümlülüğünü salt süre aşımı itirazlarına dayanarak bertaraf etmesini zorlaştıracak ve zarar tespit komisyonlarının mülkiyet başvurularını esastan incelemesinin önünü açacaktır. Mahkemelerin mevzuatı yorumlarken bireylerin temel hak ve özgürlüklerini kullanmalarını imkânsız kılacak aşırı şekilci yaklaşımlardan kaçınmaları gerektiği bir kez daha teyit edilmiştir. Özellikle mülkiyet hakkı ile bağlantılı uyuşmazlıklarda, etkili başvuru yollarının sadece kâğıt üzerinde kalmaması, pratikte de işleyen ve telafi sunan mekanizmalar olması gerektiği ilkesi idari yargılamalara yön verecek güçlü bir standart olarak belirlenmiştir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Uyuşmazlık, başvurucuların kendilerine ait olan mülke güvenlik sorunları sebebiyle ulaşamamalarından kaynaklanan maddi zararlarının karşılanması talebiyle idareye yaptıkları idari başvurunun zamanında görülmemesi üzerine şekillenmiştir. Başvurucular, uzun süre devam eden bu erişim engeli yüzünden yaşadıkları mağduriyetin giderilmesi ve zararlarının tazmini amacıyla Zarar Tespit Komisyonuna başvurmuştur. Ancak idare ve uyuşmazlığı karara bağlayan idari yargı mercileri, söz konusu tazminat talebini yasal başvuru süresi içinde yapılmadığı gerekçesiyle süre aşımı yönünden esasa girmeden reddetmiştir. Başvurucular, mülke erişim engelinin anlık değil sürekli devam eden bir durum olduğunu, dolayısıyla idarenin katı süre yorumu yüzünden mülkiyet hakları ile etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini belirterek hak arayışlarını bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine taşımıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümü, Anayasa'nın güvence altına aldığı temel hakların ihlaline karşı bireylere sağlanan hukuki koruma mekanizmalarının ve ilgili tazminat kanunu hükümlerinin doğru yorumlanmasına dayanmaktadır. Bu kapsamda, somut olayın çözümündeki temel kural 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun ve bu kanunda öngörülen başvuru süreleridir. Anılan Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının idare tarafından sulh yoluyla karşılanmasını hedeflemektedir.
Anayasa Mahkemesinin daha önce emsal niteliğinde verdiği Osman Kızılcan Genel Kurul kararında da benimsenen yerleşik içtihat prensiplerine göre, bireylerin temel haklarına yönelik müdahaleler "ani bir eylem" veya "süregelen (kesintisiz) eylem" olarak iki farklı nitelikte ortaya çıkabilir. Olayın süregelen bir müdahale olduğu durumlarda, idarenin eylemi için tek ve kesin bir tarih belirlemek hukuken ve fiilen imkânsızdır. Bu sebeple 5233 sayılı Kanun m.6 kapsamında belirtilen sürelerin, zarar doğuran eylemin başladığı andan değil, müdahalenin tamamen kesildiği ve sona erdiği tarihten itibaren başlatılması zorunludur. Anayasa Mahkemesi ve doktrin ışığında, başvuru sürelerinin aşırı katı ve şekilci yorumlanması, bireylerin mahkemeye erişim ve hak arama hürriyetini doğrudan zedeleyen bir ihlal sebebi kabul edilmektedir. Yargı mercilerinin, Anayasa'nın 35. maddesindeki mülkiyet hakkını ve 40. maddesindeki etkili başvuru hakkını işlevsiz kılacak daraltıcı yorumlardan uzak durmaları evrensel bir hukuk kuralıdır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucuların mülkiyet hakkı ile etkili başvuru hakkına yönelik müdahaleyi değerlendirirken öncelikle idarenin ve derece mahkemelerinin başvuru süresine ilişkin benimsediği yorumun ölçülülüğünü ve anayasal haklar üzerindeki yansımasını detaylıca incelemiştir. Dosya kapsamındaki bilgilere göre başvurucular, mülklerine ulaşamamaları nedeniyle ortaya çıkan maddi zararın tazmini için ilgili komisyona başvurmuş ancak bu hukuki başvuru süresinde yapılmadığı gerekçesiyle esastan incelenmemiştir.
Yüksek Mahkeme, başvurucuların mülklerine ulaşamamalarının tek seferlik ve bitmiş bir işlem olmadığını, aksine uzun süre boyunca kesintisiz olarak devam eden bir durumu ifade ettiğini tespit etmiştir. Mahkemenin hukuki değerlendirmesine göre, süregelen müdahalelerde zararın başlangıç tarihi için somut bir gün belirlenip kanuni yasal sürenin sadece o günden itibaren başlatılması hukuken hatalıdır. Zira idare mahkemesinin aksi yöndeki kabulü, mağdurun müdahalenin başlangıcından itibaren altmışıncı gün geçtikten sonra hak kaybına uğramamak adına her gün Zarar Tespit Komisyonuna yeni bir dilekçeyle başvuru yapması gerektiği gibi mantık dışı ve hayatın olağan akışına aykırı bir sonuç doğurmaktadır.
Derece mahkemelerinin ve idari makamların, kanunda belirtilen başvuru süresini makul olmayan, zarar konusu olayın adeta her yıl kesintiye uğrayarak baştan tekrarlandığını varsayan aşırı katı ve şekilci bir yaklaşımla yorumladığı açıkça saptanmıştır. Bu yaklaşım, başvurucuların kanunla getirilen tazminat imkânından yararlanmasını aşırı derecede zorlaştırmış ve devletin kendi koyduğu telafi edici mekanizmaları bizzat işlevsiz hâle getirmiştir. Bu doğrultuda, idari yargı mercilerince uygulanan süre yorumunun Anayasa'da güvence altına alınan hak arama yollarının özünü zedelediği kanaatine varılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.