Karar Bülteni
AYM Abdulkerim Ataman BN. 2021/58415
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/58415 |
| Karar Tarihi | 10.12.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Önceden bildirim yükümlülüğü barışçıl niteliği ortadan kaldırmaz.
- Yalnızca bildirim yükümlülüğünü ihlal eden düzenleyicilere yaptırım uygulanabilir.
- Şiddete karışmayan katılımcıya en hafif ceza dahi uygulanamaz.
- Salt bildirim eksikliği gösteriye müdahale için yetersizdir.
Bu karar hukuken, Anayasa ile güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, idareye önceden bildirimde bulunulmaması gibi sırf şeklî eksiklikler gerekçe gösterilerek ölçüsüz biçimde sınırlandırılamayacağı anlamına gelmektedir. Anayasa Mahkemesi, bildirim usulünün asıl amacının idareye makul ve uygun güvenlik tedbirlerini alma imkânı sağlamak olduğunu vurgularken, bu idari kurala uyulmamasının gerçekleştirilen toplantının barışçıl niteliğini kendiliğinden ortadan kaldırmayacağına dikkat çekmektedir. Özellikle şiddet eylemlerine veya kamu düzenini bozucu herhangi bir taşkınlığa karışmayan, sadece demokratik tepkisini göstermek maksadıyla orada bulunan sade katılımcıların sırf izinsiz bir gösteriye katıldıkları için hapis cezası gibi ağır yaptırımlarla cezalandırılması, demokratik toplum düzeninin gerekleriyle kesinlikle bağdaşmamaktadır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi, toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılan sıradan kişilere yönelik yürütülen ceza yargılamalarında mahkemelerin takdir yetkisini doğrudan ve net bir biçimde sınırlandırmasıdır. Yerel mahkemeler, bundan böyle salt bildirim yükümlülüğüne uyulmadığı gerekçesiyle gösteriye katılanlar hakkında otomatik olarak mahkûmiyet kararı veremeyecek; etkinliğin barışçıl olup olmadığını, kamu düzeninin bozulup bozulmadığını ve yargılanan sanığın bizzat gösteriyi düzenleyen veya yöneten kişi statüsünde bulunup bulunmadığını detaylıca irdelemek zorunda kalacaktır. Uygulamadaki bu yeni yaklaşım, bireylerin toplanma özgürlüklerini kullanmaları üzerinde caydırıcı etki yaratacak olan orantısız hapis cezası yaptırımlarının önüne geçilmesi bakımından hukuki sistemimizde büyük bir öneme sahiptir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Başvurucu, Suriye sınırına inşa edilen duvarı protesto etmek ve ülkede yaşanan sürece dair barışçıl düşüncelerini açıklamak amacıyla düzenlenen bir basın açıklaması ve yürüyüşe katılmıştır. İdareye önceden bildirimde bulunulmadan gerçekleştirilen bu etkinlik sonrasında başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. Yargılama neticesinde yerel mahkeme, etkinliğin asıl düzenleyicileri tespit edilememiş olsa da, başvurucunun idareye bildirim yapılmadığını bildiği hâlde bu toplantıya katılmasını suç kabul etmiş ve kendisine ertelemeli 1 yıl 3 ay hapis cezası vermiştir. Başvurucu, şiddet veya taşkınlık içermeyen barışçıl bir etkinliğe sırf bildirimde bulunulmadığı gerekçesiyle katılmanın suç sayılarak cezalandırılmasının, temel bir hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını zedelediğini belirterek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı incelerken öncelikle başvurucunun cezalandırılmasına dayanak teşkil eden 2911 sayılı Kanun m.28 hükmünün kanunilik ölçütünü karşıladığını tespit etmiştir. Ancak Anayasa'nın 34. maddesinde bütünüyle güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan bir müdahalenin yalnızca kanuni bir dayanağının bulunması yeterli görülmemekte, aynı zamanda bu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine de mutlak surette uygun olması aranmaktadır.
Yerleşik içtihat prensiplerine göre, toplantı ve gösteri yürüyüşleri için idareye önceden bildirim usulü getirilmesinin temel ve yegane amacı, yetkililere makul ve uygun güvenlik tedbirleri alabilme imkânı sunmaktır. Bu bildirim şartına uyulmaması, gerçekleştirilen etkinliğin kendiliğinden barışçıl niteliğini yitirdiği anlamına kesinlikle gelmez ve tek başına vatandaşlara müdahale edilmesi için yeterli bir hukuki gerekçe oluşturmaz.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi, bildirim yükümlülüğüne uyulmaması hâlinde uygulanacak yaptırımların muhatabının kural olarak sadece bu bildirimle mükellef olan düzenleyici ve yöneticiler olabileceğini özellikle vurgulamaktadır. Herhangi bir kınanabilir şiddet eylemine veya kamu düzenini bozucu bir eyleme karışmadıkları sürece, sadece toplantının katılımcısı konumunda olan sıradan vatandaşlara en hafif cezanın dahi uygulanmaması gereklidir. Bu tür cezalandırmalar, kişilerin temel anayasal haklarını özgürce kullanmaları üzerinde ciddi anlamda caydırıcı bir etki yaratacağından hakkaniyete, hukuk devleti ilkelerine ve ölçülülük kuralına aykırı kabul edilmektedir. Ceza mahkemelerinin, gerçekleştirdikleri cezalandırmanın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ve yarışan değerler arasında adil bir denge kurulduğunu ilgili ve yeterli bir gerekçeyle şüpheye mahal bırakmayacak şekilde ortaya koyması temel anayasal bir zorunluluktur.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Somut olay tüm yönleriyle incelendiğinde, başvurucunun idareye bildirim verilmediği için kanuna aykırı sayılan bir etkinliği bizzat yönettiği iddiasıyla hakkında kamu davası açıldığı görülmektedir. Ancak yargılama sürecinde yerel mahkeme, söz konusu etkinliğin düzenleyicisini net olarak tespit edememesine rağmen, başvurucunun kendi ikrarına dayanarak yalnızca kanuna aykırı olduğunu bildiği bir gösteriye katılması nedeniyle onu cezalandırma yoluna gitmiştir. Başvurucunun eylemi değerlendirildiğinde, toplantıyı organize eden veya yöneten sıfatıyla değil, yalnızca düşüncelerini ifade etmek isteyen sıradan bir katılımcı olması nedeniyle mahkûm edildiği ortadadır.
İddianamede ve derece mahkemenin mahkûmiyet kararının gerekçesinde, gerçekleştirilen etkinliğin bütünüyle barışçıl niteliğini kaybettiğine, ciddi anlamda kamu düzeninin bozulduğuna veya başkalarının temel hak ve özgürlüklerinin zedelendiğine dair hiçbir somut hukuki tespit bulunmamaktadır. Yerel mahkeme, 2911 sayılı Kanun hükümlerini yalnızca şeklî olarak katı bir biçimde değerlendirmiş ve başvurucunun sırf izinsiz bir toplantıya katılmasını doğrudan doğruya suç saymıştır. Üstelik başvurucunun devletin kolluk güçlerinin müdahalesi öncesinde veya sonrasında kamu düzenini bozucu nitelikte somut bir eyleminin olduğuna dair hiçbir inandırıcı kanıt da sunulmamıştır. Başvurucunun kanunen idareye yetkili kişi olarak bildirimde bulunması gereken kişi statüsünde de olmadığı gözetildiğinde, sırf önceden bildirim yapılmayan bir etkinliğe katılması sebebiyle ertelenmiş dahi olsa 1 yıl 3 ay gibi ağır bir hapis cezasıyla cezalandırılmasının demokratik bir toplumda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı kesinlikle söylenemez.
Derece mahkemesinin yargılama neticesinde yarışan hukuki değerler arasında adil bir denge kurmadığı ve başvurucuyu hapis cezasıyla cezalandırmasını meşru kılacak ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya koyamadığı hukuken tespit edilmiştir. Yalnızca barışçıl bir gösterinin katılımcısı konumunda olan başvurucuya verilen bu cezanın, kişilerin anayasal toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı üzerinde açık bir caydırıcı etki yaratacağı anlaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmak üzere kararı bozmuştur.