Karar Bülteni
AYM Şengül Kılavuz BN. 2021/25429
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2021/25429 |
| Karar Tarihi | 10.07.2024 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal Yok |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Sosyal medya paylaşımları şüphe feshine dayanaktır.
- Terör şiddetini öven ifadeler korunamaz.
- Güven ilişkisinin sarsılması fesih için yeterlidir.
- Şüphe feshinde ceza mahkûmiyeti şart değildir.
- İşverenin menfaatleri ile ifade özgürlüğü dengelenmelidir.
Anayasa Mahkemesi bu kararında, işçinin sosyal medya üzerinden yaptığı, terör ve şiddet olaylarını övücü nitelikteki paylaşımları nedeniyle işveren ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasını ve iş akdinin şüphe feshi yoluyla sonlandırılmasını ifade özgürlüğünün ihlali olarak görmemiştir. Yüksek mahkeme, ifade özgürlüğünün mutlak olmadığını, şiddeti teşvik eden veya terör örgütlerinin amacına hizmet eden açıklamaların bu anayasal korumadan yararlanamayacağını hukuken netleştirmiştir.
Uygulamada özellikle sosyal medya paylaşımları nedeniyle yapılan fesihlerde, işçinin eyleminin suç oluşturup oluşturmadığından bağımsız olarak, işyeri düzenine ve işveren ile olan güven ilişkisine olan etkisi büyük önem taşımaktadır. Bu karar, işverenin işçi hakkında duyduğu haklı şüphenin geçerli fesih nedeni sayılabilmesi için eylemin kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyeti gerektirmediğini, şüphenin ağırlığı ve objektif olaylara dayanmasının yeterli olacağını göstermesi bakımından emsal niteliktedir.
Ayrıca karar, paylaşımların yapıldığı dönemdeki toplumsal olayların ve işçinin çalıştığı kurumun niteliğinin çatışan hakların dengelenmesinde mahkemelerce göz önünde bulundurulabileceğini teyit etmektedir. Bu durum, işe iade davalarında yerel mahkemelerin takdir yetkisinin sınırlarını ve somut olayın bağlamına göre inceleme yapılması gerekliliğini ortaya koymaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet alım sözleşmesi kapsamında taşeron işçi statüsünde sekreter olarak çalışan başvurucu, kişisel sosyal medya hesapları üzerinden terör örgütünü övücü ve destekleyici mahiyette paylaşımlar yaptığı gerekçesiyle işten çıkarılmıştır. İşveren, bu paylaşımların taraflar arasındaki güven ilişkisini temelden zedelediğini belirterek iş sözleşmesini feshetmiştir.
İşten çıkarılan başvurucu, söz konusu fesih işleminin haksız olduğunu, paylaşımlarının ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ve konuyla ilgili ceza yargılamasından beraat ettiğini belirterek işe iade davası açmıştır. Ancak yerel mahkeme ve bölge adliye mahkemesi, işverenin şüphesinin haklı ve somut sebeplere dayandığına, iş ilişkisinin sürdürülmesinin artık işverenden beklenemeyeceğine kanaat getirerek davayı reddetmiştir. Bunun üzerine başvurucu, ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.26 kapsamında ifade özgürlüğü; herkesin düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkını güvence altına almaktadır. Çoğulcu demokratik düzenin temeli olan bu özgürlük, devletin bireyleri üçüncü kişilerin müdahalelerine veya iş sözleşmelerinin keyfî feshine karşı korumasını öngören pozitif bir yükümlülük gerektirir.
İş sözleşmesinin feshinde ise temel alınan hukuki kurumlardan biri şüphe feshi prensibidir. Şüphe feshi, işçi tarafından işlendiği tam olarak ispatlanamayan ancak işçinin işlediğine ilişkin somut olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin varlığı hâlinde gündeme gelir. Bu durumun iş ilişkisinin devamı için gerekli olan güveni yıkmaya elverişli olması, işverene geçerli fesih hakkı tanır. İş hukukunda geçerli bir fesih nedeni sayılan bu kurumda, olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek tüm çabaları göstermesine rağmen eylemin ceza hukuku anlamında tam olarak kanıtlanamamış olması feshe engel değildir.
Yargı mercilerinin bu tür uyuşmazlıklarda yapması gereken, işçinin Anayasa ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü ile işverenin yönetim hakkı ve menfaatleri arasında adil bir denge kurmaktır. İşçinin yaşı, kıdemi, şüphenin ağırlığı ve işyerindeki konumu göz önünde bulundurularak, feshin son çare olması ilkesi çerçevesinde değerlendirme yapılmalıdır. İfade özgürlüğü kullanılırken, paylaşımların şiddeti teşvik edip etmediği, terör eylemlerini destekleyip desteklemediği ve yapıldığı zamanın toplumsal atmosferi büyük önem taşımaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut olayda başvurucunun sosyal medya paylaşımlarının içeriğini ve paylaşımların yapıldığı dönemin toplumsal koşullarını detaylı bir şekilde incelemiştir. Başvurucunun paylaşımları, bölgede yoğun silahlı çatışmaların yaşandığı, çok sayıda sivil ve güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiği gergin bir zaman dilimine denk gelmektedir. İfadelerin bağlamı incelendiğinde, terör örgütünün cebir ve şiddet içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik edici nitelikte olduğu, güvenlik güçleriyle çatışmaların şiddetlendiği bir sırada manipülatif haberlerin yayılmaya çalışıldığı tespit edilmiştir. Yüksek Mahkeme, vahim şiddet olaylarının yaşandığı bu bağlamda kullanılan ifadelerin terör örgütünün ulaşmayı istediği amaca destek vererek şiddete başvurmayı cesaretlendirdiğini, bu tür paylaşımların ifade özgürlüğü koruması altında değerlendirilemeyeceğini açıkça vurgulamıştır.
Ayrıca başvurucunun Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde, kamusal hizmet sunan bir büyükşehir belediyesinde çalışıyor olması da kararda önemli bir kriter olarak öne çıkmıştır. Çalışılan yerin kamusal niteliği ve paylaşımların zamanlaması birlikte değerlendirildiğinde, başvurucunun bu eylemlerinin işveren açısından ciddi ve güçlü bir şüphe doğurduğu, iş ilişkisinin sürdürülmesini imkânsız hâle getirecek düzeyde güven sarsıntısına yol açtığı kabul edilmiştir. Derece mahkemelerinin, işçi ile işveren arasındaki çatışan menfaatleri dengelerken sahip oldukları takdir payı sınırları içinde kalarak ilgili ve yeterli gerekçeler oluşturduğu saptanmıştır. İşçinin söz konusu paylaşımlar nedeniyle yargılandığı ceza davasından beraat etmiş olması, iş hukuku anlamında güven ilişkisinin çökmesine dayanan şüphe feshinin uygulanmasına hukuken engel teşkil etmemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, başvurucunun işverenle arasındaki güven ilişkisinin zedelenmesi nedeniyle gerçekleştirilen fesih işleminde adil bir denge kurulduğu ve ilgili mahkeme kararlarının yeterli gerekçeyi içerdiği sonucuna vararak başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği yönünde karar vermiştir.