Anasayfa Karar Bülteni AYM | Hasan Dereceli vd. | BN. 2021/5680

Karar Bülteni

AYM Hasan Dereceli vd. BN. 2021/5680

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/5680
Karar Tarihi 28.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • İdarenin hizmet kusuru iddiaları yargılamada tartışılmalıdır.
  • Yaşam hakkının usul boyutu etkili incelemeyi gerektirir.
  • Ceza davalarındaki tespitler idari yargıda gözetilmelidir.
  • Öngörülebilir terör saldırılarında hizmet kusuru araştırılmalıdır.

Bu karar, terör saldırıları sonucunda meydana gelen can kayıplarına ilişkin açılan tam yargı davalarında, idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığı yönündeki iddiaların derece mahkemelerince derinlemesine ve titizlikle incelenmesi gerektiğini ortaya koyması bakımından büyük bir hukuki öneme sahiptir. Anayasa Mahkemesi, olay öncesinde kamu makamlarının önceden net bir istihbarat almasına rağmen gerekli güvenlik önlemlerini almadığı yönündeki somut delillerin ve ceza mahkemesi mahkûmiyet kararlarının idari yargı yerlerince göz ardı edilemeyeceğini çok net bir şekilde vurgulamıştır. Yargı mercilerinin, uyuşmazlığı sadece sosyal risk ilkesi ve ilgili terör tazminat kanunu çerçevesinde değerlendirip idarenin kusur sorumluluğunu tartışmaktan kaçınması, doğrudan yaşam hakkının usul boyutunun ihlali olarak nitelendirilmiştir.

Benzer nitelikteki davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde bu karar, idarenin koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği iddialarının bulunduğu tam yargı davalarında idari yargı mercilerine oldukça ağır bir hukuki özen yükümlülüğü getirmektedir. İdare mahkemeleri ve bölge idare mahkemeleri artık, terör olaylarından kaynaklanan tazminat taleplerini otomatik olarak sosyal risk ilkesi kapsamında değerlendirip idareyi sorumluluktan kurtarma yoluna gidemeyecektir. Yargı yerleri, olayda idarenin hizmet kusuru veya ağır ihmali olup olmadığını, bilhassa eş zamanlı yürütülen ceza soruşturmaları ve idari teftiş raporları ışığında kapsamlı bir şekilde araştırmak zorunda kalacaktır. Karar, terör olaylarında devletin önleyici güvenlik tedbirlerini alma konusundaki sorumluluğunun altını çizerek mağdurların hak arama yollarını güçlendirmekte ve idari yargı pratiğinde kusur incelemesinin mutlak zorunluluğunu pekiştirmektedir.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Hasan Dereceli ve Mehmet Dereceli, 11 Mayıs 2013 tarihinde Hatay'ın Reyhanlı ilçesinde meydana gelen ve 51 kişinin hayatını kaybettiği bombalı terör saldırısında annelerini ve eşlerini kaybetmiştir. Olayın ardından idare ile imzaladıkları sulhname sonrasında kendilerine belli bir miktar tazminat ödemesi yapılmıştır. Ancak başvurucular, saldırı öncesinde idareye istihbarat gelmesine rağmen gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığını ve olayda idarenin ağır bir hizmet kusuru bulunduğunu öğrenmişlerdir.

Bunun üzerine başvurucular, İçişleri Bakanlığı ile Hatay Valiliğine karşı idare mahkemesinde tam yargı davası açmıştır. Açılan bu davada, idarenin olaydaki ihmali ve kusuru nedeniyle maddi ve manevi tazminat ödenmesi talep edilmiştir. İdare mahkemesi ise olayı idarenin kusuru kapsamında değil, sadece sosyal risk ilkesi çerçevesinde değerlendirerek maddi tazminat taleplerini tamamen reddetmiş, manevi tazminat talebini ise kısmen kabul etmiştir. Danıştay sürecinde de bu karar onanınca başvurucular, yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkına ilişkin temel inceleme prensipleri, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 17 hükmü çerçevesinde şekillenmektedir. Anayasa'nın bu maddesi, devletin temel amaç ve görevlerini düzenleyen Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 5 ile birlikte değerlendirildiğinde, devlete sadece kişilerin yaşamına bilerek son vermeme şeklindeki negatif yükümlülüğü değil, aynı zamanda egemenliği altındaki kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tüm adımları atma şeklinde pozitif yükümlülükler de yüklemektedir.

Yaşam hakkı kapsamındaki bu pozitif yükümlülükler, koruma yükümlülüğünün yanı sıra bir de usul yükümlülüğünü barındırmaktadır. Usul yükümlülüğü, şüpheli veya şiddet içeren her ölüm olayında sorumluların belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayacak etkili ve bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Devletin hukuki sorumluluğunu ortaya koymak adına idari yargıda açılan tam yargı davalarında da derece mahkemeleri tarafından makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine getirilmesi anayasal bir zorunluluktur.

Ölümlü olayların terör eylemi neticesinde gerçekleşmiş olması, idarenin kusur incelemesinden doğrudan muaf tutulması anlamına gelmemektedir. Nitekim 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında komisyonlar aracılığıyla sulhname imzalanmış olması, idarenin ağır hizmet kusuruna dayalı olarak genel idare hukuku ilkelerine göre idari yargıda tazminat talep edilmesine hukuken herhangi bir engel oluşturmaz. Yargı mercileri, yaşam hakkı kapsamında idareye atfedilen ağır ihmal, hizmet kusuru veya koruma yükümlülüğünün ihlali iddialarını derinlemesine incelemekle yükümlüdür. Özellikle olayın önceden öngörülebilir olup olmadığı, idari makamların elindeki istihbarat raporları veya ceza yargılamasındaki kamu görevlilerine yönelik ihmal tespitleri, idari yargı yerlerince uyuşmazlığın çözümünde mutlaka dikkate alınmalı ve davacıların iddiaları somut veriler ışığında ilgili ve yeterli bir yargısal gerekçeyle karşılanmalıdır. Mahkemelerin bu özenli incelemeyi yapmadan sadece "sosyal risk" ilkesine dayanarak davayı reddetmesi, yaşam hakkının usul boyutunun ihlali anlamına gelmektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Başvuruya konu olayda, Reyhanlı'da meydana gelen ve 51 kişinin hayatını kaybettiği bombalı terör saldırısıyla ilgili olarak İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından bir ön inceleme raporu hazırlanmıştır. Bu raporda, saldırı öncesinde istihbarat birimleri tarafından araç plakası ve şahıs isimleri dâhil olmak üzere çok somut bilgilerin Hatay Emniyetine iletildiği, ancak emniyet birimlerinin önlem almadığı ve hizmet kusuru bulunduğu açıkça tespit edilmiştir. Nitekim bu tespitler doğrultusunda ilgili emniyet müdürleri hakkında görevi kötüye kullanma suçundan kamu davası açılmış ve ceza mahkemesince sorumluların hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Başvurucular, idare mahkemesinde açtıkları tam yargı davasında söz konusu istihbarat raporlarına ve idarenin hizmet kusuruna açıkça dayanarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Ancak idare mahkemesi, başvurucuların hizmet kusuruna dayalı iddialarını ve elde edilen somut delilleri, ceza yargılaması sonuçlarını ya da müfettiş raporlarını hiçbir şekilde irdelememiş; olayı sadece "sosyal risk" ilkesi çerçevesinde değerlendirerek idarenin kusuru bulunmadığı gibi soyut ve gerekçesiz bir sonuca ulaşmıştır. Danıştay ilgili dairesi de karar düzeltme aşamasında bu eksik incelemeyi düzeltecek bir yaklaşım sergilememiş ve idare mahkemesinin kararını onamıştır.

Anayasa Mahkemesi, yaşam hakkının ihlal edildiğine dair iddiaların incelenebilmesi için olayı çevreleyen maddi koşulların tam olarak aydınlatılması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda yargısal makamların, başvurucuların hizmet kusurunun varlığına ilişkin iddialarını irdelememesi, sorumlu kamu personelinin ihmallerine işaret eden idari raporları ve ceza kovuşturması sonuçlarını dikkate almaması, Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği dikkat ve özende bir inceleme yapılmadığını ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin idarenin hizmet kusuruna ilişkin iddiaları Anayasa'nın gerektirdiği dikkat ve özenle incelememesi sebebiyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: