Anasayfa Karar Bülteni AYM | Hilmi Arık | BN. 2021/59630

Karar Bülteni

AYM Hilmi Arık BN. 2021/59630

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Bölüm Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm
Başvuru No 2021/59630
Karar Tarihi 28.05.2025
Dava Türü Bireysel Başvuru
Karar Sonucu İhlal
Karar Linki AYM Kararlar Bilgi Bankası
  • Terör olaylarındaki manevi zararlar sosyal risk kapsamındadır.
  • Sokağa çıkma yasaklarındaki külfet manevi zarara yol açar.
  • Bireysel zararın özel ve olağan dışı olmaması yorumlanamaz.
  • İdarenin bariz takdir hatası hakkaniyeti temelden zedeler.

Bu karar, terör olayları ve akabinde uygulanan sokağa çıkma yasakları nedeniyle vatandaşların uğradığı manevi zararların idare tarafından karşılanması hususunda son derece önemli bir hukuki temele işaret etmektedir. Anayasa Mahkemesi, kamu makamlarının güvenlik amacıyla aldığı tedbirlerin, vatandaşların evlerini terk etme zorunluluğundan doğan kaygı, stres ve manevi yıkımı olağanlaştıramayacağını açıkça vurgulamıştır. Bireylerin terörle mücadele faaliyetleri esnasında karşılaştıkları zararların özel ve olağan dışı sayılmamasının, sosyal hukuk devleti ilkesiyle ve adalet anlayışıyla bağdaşmadığı net bir şekilde ortaya konulmuştur.

Benzer davalardaki emsal etkisi değerlendirildiğinde, bu karar idare mahkemelerinin sosyal risk ilkesi çerçevesinde yapacakları incelemelerde dar ve şekilci yorumlardan kaçınmaları gerektiğini göstermektedir. Özellikle hendek olayları gibi geniş kitleleri etkileyen durumlarda, idarenin tüm toplumun etkilendiği gerekçesiyle bireysel manevi zararları reddetme pratiğinin önüne geçilecektir. Mahkemelerin takdir yetkilerini kullanırken vatandaşın uğradığı ıstırabı sıradanlaştırmaması ve hakkaniyete uygun yargılamanın bir gereği olarak bariz takdir hatalarından uzak durması gerektiği hukuki güvenlik ve belirlilik açısından kesin bir içtihat olarak yerleşmiş bulunmaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

Başvurucu, 2015 yılı Haziran ayından itibaren Diyarbakır'ın Sur ilçesinde başlayan ve "hendek olayları" olarak bilinen terör olayları sırasında yaşanan sokağa çıkma yasaklarında mağdur olmuştur. Güvenlik güçleri tarafından yürütülen operasyonlar kapsamında geçici süreliğine ikametgâhından ayrılması istenmiş, akabinde evinin yıkılması nedeniyle tüm eşyaları kullanılamaz hâle gelmiştir. Yaşanan bu süreçte ağır bir manevi çöküntü yaşayan başvurucu, aile ve ekonomik düzeninin bozulduğunu belirterek İçişleri Bakanlığına manevi tazminat başvurusunda bulunmuş ancak bu talebi idarece reddedilmiştir. Bunun üzerine idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğunu ve zarara uğradığını belirterek Diyarbakır 3. İdare Mahkemesinde 10.000 TL manevi tazminat talebiyle tam yargı davası açmıştır. İlk derece ve istinaf mahkemeleri, idarenin eylemi ile doğan zararın sosyal risk kapsamında kalmadığı ve zararın özel nitelik taşımadığı gerekçesiyle davayı reddedince başvurucu, adil yargılanma ve etkili başvuru hakları ile eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Anayasa Mahkemesi, uyuşmazlığı çözerken Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile bu hakkın en temel unsurlarından olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde derinlemesine bir inceleme gerçekleştirmiştir.

İdare hukukunda kabul edilen sosyal risk ilkesi uyarınca, devletin en temel görevlerinden biri olan kamu düzenini sağlama yükümlülüğü yerine getirilirken ortaya çıkan olağan dışı zararların toplumun bütününe yayılması ve bu yolla kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesinin tesis edilmesi gerekmektedir. Yerleşik yargısal içtihatlara ve Danıştay kararlarına göre bu sorumluluğun doğabilmesi için zararın terör eylemleri veya terörle mücadele faaliyetleri kapsamında gerçekleşmesi elzemdir. İkinci bir şart olarak, zarar gören şahsın söz konusu terör olaylarının ortaya çıkmasında ya da zararın artmasında herhangi bir ihmali veya kendi kusuru bulunmamalıdır. Üçüncü ve en önemli şart ise, doğan zararın her zaman karşılaşılabilecek türden sıradan bir zarar olmaması, tamamen özel ve olağan dışı bir nitelik taşımasıdır.

Sosyal hukuk devleti ilkesi gereği, kamu düzeninin korunması ve terörle mücadele faaliyetleri sırasında toplumun belli bir kesiminin uğradığı olağan dışı zararlar idare tarafından topluma paylaştırılır. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemelerinin bu ilkeleri yorumlarken bireylerin yaşadığı yoğun stres, kaygı ve ıstırap durumunu sıradanlaştırmaması gerektiğini benimsemiştir. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkı, mahkemelerin uyguladıkları hukuk kurallarını ve değerlendirdikleri olguları açıkça keyfîlik veya bariz bir takdir hatası içermeyecek biçimde ele almalarını zorunlu kılmaktadır. Olayların hukuki nitelendirmesinde adaleti hiçe sayan bariz yorum hataları, adil yargılanma güvencelerini temelden zedelemektedir.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun iddialarını hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında ele alarak uyuşmazlığa dair önemli tespitlerde bulunmuştur. İlk olarak, derece mahkemelerince varlığı kabul edilen zararın terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu ortaya çıktığı sabittir. Ayrıca bu zararı doğuran olayların gerçekleşmesinde başvurucunun kendi kusuruna dayanan herhangi bir katkısının bulunmadığı hususunda bir tereddüt yaşanmamıştır.

İdare Mahkemesi, başvurucunun uğradığı zararın toplumun geneline yayıldığını belirterek özel ve olağan dışı olmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebini reddetmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesi, devletin güvenlik maksadıyla aldığı sokağa çıkma yasağı gibi tedbirlerin bireylerin manevi zararlarını azaltan etmenler olarak görülse bile, bu durumun uğranılan zararı olağanlaştırmayacağını vurgulamıştır. Hendek olaylarından tüm toplumun belli ölçüde etkilenmiş olması, yaşadığı alandan ayrılmak zorunda kalarak yoğun stres, kaygı ve ıstıraba maruz kalan başvurucunun uğradığı zararın sıradan bir durummuş gibi değerlendirilmesini haklı çıkarmaz. Bu sebeple, toplumun diğer bireyleriyle aynı ölçüde zarara uğrandığının iddia edilmesi ve başvurucunun yaşadığı mağduriyetin özel ve olağan dışı olmadığının söylenmesi, makul ve kabul edilebilir bir hukuki yorum olarak görülmemiştir.

Bu eksik ve hatalı değerlendirmelerin, bireyi manevi tazminat hakkından mahrum bırakarak yargılamanın hakkaniyetini ciddi şekilde zedelediği saptanmıştır. İdare Mahkemesinin olaylara dair yaklaşımının bariz bir takdir hatasına dayandığı ve adil yargılanma prensiplerini ihlal ettiği açıkça ifade edilmiştir.

Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: