Karar Bülteni
AYM Fatma Elcuman BN. 2022/102572
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Bölüm | Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm |
| Başvuru No | 2022/102572 |
| Karar Tarihi | 28.05.2025 |
| Dava Türü | Bireysel Başvuru |
| Karar Sonucu | İhlal |
| Karar Linki | AYM Kararlar Bilgi Bankası |
- Boşanma davasının makul sürede bitirilmesi anayasal yükümlülüktür.
- Evlenme hakkı Anayasa'nın zımni güvencesi altındadır.
- Devlet, evlenmeyi zorlaştıran uzun prosedürlerden kaçınmakla görevlidir.
- Davanın uzaması bireyin yeniden aile kurma hakkını zedeler.
Bu karar, boşanma davalarının gereğinden fazla uzun sürmesinin, kişilerin anayasal bir hak olan yeniden evlenme ve aile kurma hakkını doğrudan ihlal edebileceğini açık ve net bir biçimde ortaya koyması bakımından hukuken büyük bir önem taşımaktadır. Anayasa Mahkemesi, evlenme hakkını yalnızca Anayasa'nın metninde yazılı olan dar normlarla sınırlı tutmamış, amaçsal ve genişletici bir yorum yöntemi benimseyerek bu hakkı özel hayata ve aile hayatına saygı ile ailenin korunması ilkelerinin ayrılmaz, doğal bir uzantısı olarak değerlendirmiştir. Karar, mevcut evlilik birliğini sonlandırmak isteyen bireylerin, tamamen kendi kusurları dışında gelişen yargısal mekanizmalardaki ağır gecikmeler nedeniyle yeni bir hayat kurmaktan mahrum bırakılamayacağını yüksek sesle teyit etmektedir.
Benzer uyuşmazlıklarda ve mahkemelerin günlük uygulamasındaki yeri açısından bu emsal niteliğindeki karar, aile mahkemelerinde görülen boşanma davalarının usul ekonomisine uygun olarak ivedilikle sonuçlandırılmasının devletin ertelenemez pozitif bir yükümlülüğü olduğunu hatırlatmaktadır. Özellikle tarafların davanın uzamasında herhangi bir kusurunun bulunmadığı, yargılamayı uzatıcı kötü niyetli davranışlar sergilemediği durumlarda yargılama süreçlerinin yıllarca sürmesinin, bireylerin temel haklarının özüne doğrudan dokunduğu tescillenmiştir. Uygulamada, aile mahkemesi hâkimlerinin ve adli makamların boşanma davalarındaki tanık dinleme, delil toplama ve tebligat gibi usuli işlemleri süratle tamamlamaları gerektiği, istinaf ve temyiz süreçlerinin makul süreyi aşmasının anayasal bir ihlal doğuracağı yönünde güçlü bir içtihat oluşturulmuştur. Bu durum, yargı sisteminin salt uyuşmazlık çözen bir mekanizma olmanın ötesinde, vatandaşların yaşamlarını anayasal güvenceler altında idame ettirmelerini sağlayacak hızlı ve etkin bir yapıya kavuşması zorunluluğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Somut uyuşmazlık, taraflar arasında yıllarca süren, usuli hatalar nedeniyle bir türlü kesinleşmeyen Boşanma">çekişmeli boşanma davasından ve bu gecikmenin yarattığı mağduriyetten kaynaklanmaktadır. Başvurucu, 2006 yılında evlendiği eşine karşı şiddetli geçimsizlik nedeniyle 2016 yılının Temmuz ayında boşanma davası açmış, eşi de bu davaya karşılık vererek kendi boşanma davasını yöneltmiştir. Mahkemece bu iki dava birleştirilerek görülmüştür.
İlk derece mahkemesi, uzun bir yargılama faaliyetinin ardından başvurucunun açtığı davasını kabul edip eşinin açtığı davayı reddetmiş olsa da, tanıkların dinlenmemesi ve usul kurallarına tam olarak uyulmaması gibi mahkemeden kaynaklanan eksiklikler nedeniyle söz konusu karar istinaf aşamasında tamamen kaldırılmış ve yargılama süreci ciddi anlamda uzamıştır. Eksikliklerin giderilmesiyle dava 2021 yılında yeniden karara bağlanmış, ancak karşı tarafın sürekli kanun yollarına başvurması neticesinde davanın nihai olarak kesinleşmesi Ekim 2022 tarihini bulmuştur. Başvurucu, devletin hızlı ve etkili bir yargılama süreci yürütmemesi nedeniyle tam altı yıl boyunca yeni bir evlilik yapamadığını, özel hayatını düzenleyemediğini ve taze bir aile kuramadığını belirterek, ağır işleyen bu sürecin evlenme hakkını doğrudan ihlal ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarını incelerken uyuşmazlığı çözmek için temel olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 20 (Özel hayatın ve aile hayatının korunması) ile Anayasa m. 41 (Ailenin korunması ve çocuk hakları) hükümlerine doğrudan dayanmıştır. Yüksek Mahkemeye göre, her ne kadar Anayasa metninde "evlenme hakkı" veya "aile kurma hakkı" şeklinde lafzi, doğrudan ve özel bir düzenleme bulunmasa da, bu hak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 12. maddesinde açıkça yer almakta ve Anayasa'nın ilgili hükümlerinin doğal ve zımni bir güvencesi olarak Türk hukuk sisteminde kabul edilmektedir.
Yerleşik Anayasa Mahkemesi içtihat prensipleri doğrultusunda, devletin pozitif yükümlülüklerinin en temelinde ailenin kurulması ve evliliğin gerçekleştirilmesine yönelik hukuki ve fiili şartların düzenlenmesi yer almaktadır. Kişilerin evlenmesini aşırı derecede zorlaştıran, bürokratik engeller yaratan prosedürlere yer verilmemesi anayasal düzende hayati bir kuraldır. Hukuk sistemimizde mevcut evliliğin mahkeme kararıyla hukuken kesin olarak sona ermesiyle ancak yeniden evlenmenin mümkün olduğu ve boşanma davası süresince eşlerin birbirlerine karşı sadakat yükümlülüğünün katı bir şekilde devam ettiği gözetildiğinde, kişilerin özel hayatlarına dair yeni kararlar alabilmeleri devletin yargısal işleyişinin hızına doğrudan bağlıdır.
Bu kapsamda devlet, boşanma davalarını makul ve katlanılabilir bir sürede sonlandırma yükümlülüğü altındadır. Boşanma sürecinin, kişinin hakkının özünü zedelemeyecek şekilde uygun bir zaman aralığında ve etkili hukuki çarelere derhal başvurularak tamamlanması, evlenme hakkının temel gerekliliklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Yargılamanın gereksiz yere veya mahkemenin usul hataları neticesinde uzaması, kişinin yeniden aile kurma iradesini fiilen engellediğinden, bu durum açıkça anayasal bir hak ihlaline yol açmaktadır. Birey, kusuru olmadığı bir usul sarmalının bedelini, en temel haklarından biri olan aile kurma hakkından mahrum kalarak ödememelidir.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Anayasa Mahkemesi, somut uyuşmazlığı incelerken başvurucunun taraf olduğu ve birleşerek görülen Boşanma">çekişmeli boşanma davasının 22 Temmuz 2016 tarihinde açıldığını ve ancak 10 Ekim 2022 tarihinde, yani aradan geçen yaklaşık altı buçuk yıl gibi oldukça uzun bir süre sonra kesinleştiğini tespit etmiştir. Üç dereceli yargılama sistemi içinde, ilk derece mahkemesi, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay aşamalarında geçen bu ciddi sürenin, yargılamanın doğasından kaynaklanan katlanılabilir ve makul bir süre olup olmadığı Anayasa Mahkemesince titizlikle incelenmiştir.
Mahkemenin dosya kapsamındaki değerlendirmelerine göre, yargılama süreci bir bütün olarak ele alındığında başvurucunun davayı takip etme ve usul hukukunun kendisine yüklediği yükümlülükleri zamanında yerine getirme konusunda herhangi bir ihmali, gecikmesi veya özensizliği bulunmamaktadır. Yargılamanın altı yılı aşan uzun bir süreye yayılmasında başvurucunun doğrudan bir dahlinin olmadığı, süreci gereksiz yere uzatacak bir talepte bulunmadığı açıkça anlaşılmıştır. Mahkeme, özellikle ilk derece mahkemesi tarafından tanıkların usulüne uygun şekilde hazır edilmemesi ve dinlenmeyen tanıklardan hukuken vazgeçilmiş sayılmamasına rağmen hüküm kurulması gibi tamamen mahkemeden kaynaklanan usul hataları nedeniyle kararın istinaf mercii tarafından kaldırılarak dosyanın geri gönderilmesini ciddi bir sorun olarak görmüştür. Bu hataların sebep olduğu mükerrer yargılama faaliyetlerinin ve uzayan usul işlemlerinin külfetinin hak arayan başvurucuya yüklenemeyeceği kararlılıkla vurgulanmıştır.
Somut olayın şartları altında, bireyin evlenme ve aile kurma hakkının özünü zedelemeyecek şekilde davanın hızlıca sonuçlandırılmasına yönelik idareden beklenen gerekli özen yükümlülüğünün kamu makamlarınca gösterilmediği kanaatine varılmıştır. Yargılamanın sonuç itibarıyla makul bir sürede tamamlanmaması, devletin boşanma davalarını zamanında bitirme ve vatandaşının hukuki statüsünü netleştirme yönündeki pozitif anayasal yükümlülüklerini ihlal etmiştir. Bu ağır işleyen yargı süreci, kişinin özel ve aile hayatını yeniden düzenleyebilmesi ile yeni bir aile kurabilmesi bağlamında başvurucuya son derece ağır, ölçüsüz ve katlanılması zor bir külfet yüklemiştir.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, uzun süren boşanma davası nedeniyle Anayasa'nın 20. ve 41. maddelerinde güvence altına alınan evlenme hakkının ihlal edildiği yönünde karar vermiştir.