Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/596 E. 2025/2902 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
|---|---|
| Esas No | 2025/596 |
| Karar No | 2025/2902 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak ve İptal Davası |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hukuki dinlenilme hakkı ispat hakkını kapsar.
- Tanık dinlememe yetkisi davayı uzatmayı önlemelidir.
- İspatlanamayan iddiada yeterli bilgi edinildiği savunulamaz.
- İşverene dava açan işçinin tanıklığı geçerlidir.
- Hazır edilen tanığın dinlenmemesi adil yargılanmayı ihlaldir.
Bu karar, iş davalarında sıklıkla karşılaşılan tanık sınırlaması ve hukuki dinlenilme hakkının ihlali konularında çok kritik bir sınır çizmektedir. Yargıtay, yerel mahkemelerin davayı hızlandırmak amacıyla başvurduğu tanık kısıtlama yetkisinin (HMK m. 241) keyfi olarak kullanılamayacağını net bir şekilde ortaya koymuştur. İşverene karşı seri davalar açmış olmaları veya işverenle husumetli bulunmaları, işçilerin birbirlerinin dosyalarında tanıklık yapmalarına peşinen engel teşkil etmemektedir. Karar, usul hukukunda husumetli tanık beyanının dinlenemeyeceğine dair bir kural bulunmadığını, hakimin bu beyanları serbestçe takdir etmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Özellikle emeklilik (EYT) süreçleri, toplu işten çıkarmalar veya mobbing gibi sistematik ihlallerin ispatının zor olduğu davalarda bu içtihat büyük bir emsal değeri taşımaktadır. Mahkemelerin, iddiaların ispatlanmadığı gerekçesiyle davayı reddederken aynı anda "yeterli bilgi edinildiği için diğer tanıkların dinlenmesine gerek görülmediği" yönünde çelişkili bir gerekçe kuramayacağı hüküm altına alınmıştır. Bu durum, işçilerin işyeri uygulamalarını, eşitlik ilkesine aykırılıkları ve ihtiyari arabuluculuk sürecindeki irade fesadı iddialarını kanıtlayabilmeleri için adil bir ispat zeminine sahip olmalarını güvence altına almaktadır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, kamuoyunda EYT olarak bilinen yasal düzenleme sonrasında davalı işverenin EYT'li personelle çalışmak istememesi üzerine yoğun baskı, mobbing ve yönlendirmelerle emeklilik dilekçesi imzalamak zorunda kaldığını iddia ederek dava açmıştır. İşçi, işten ayrılış sürecinde işverenle yürütülen ihtiyari arabuluculuk sürecinin usulüne uygun olmadığını, iradesinin işveren yetkililerinin süreklilik arz eden sistematik eylem ve söylemleriyle fesada uğratıldığını ileri sürmüştür.
Ayrıca davacı, iş sözleşmesi sonlandırılan bazı işçilere ödenen 5, 7 veya 9 aylık ek menfaatlerin kendisine ödenmemesinin işyeri uygulamalarına ve eşit davranma borcuna açıkça aykırı olduğunu belirtmiştir. Bu çerçevede davacı, ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile ödenmeyen ek menfaat alacaklarının ve eksik hesaplanan kıdem ile ihbar tazminatı farklarının davalı işverenden tahsilini talep etmiştir. Davalı işveren ise arabuluculuk sürecinin hukuka uygun yürütüldüğünü, ek menfaatin bir işyeri uygulaması olmadığını savunmuştur.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Uyuşmazlığın çözümünde, Anayasa ve uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ile hukuki dinlenilme hakkı temel alınmıştır. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesi kapsamında herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Bu anayasal ilke, usul hukukumuzda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 27 ile "Hukuki dinlenilme hakkı" başlığı altında somutlaştırılmıştır. Madde uyarınca davanın tarafları, kendi haklarıyla bağlantılı olarak iddia ve savunmalarını tam olarak mahkemeye sunma, açıklama yapma ve ispat etme hakkını haizdir.
Yargılamanın usul ekonomisi ilkesine uygun ve makul sürede tamamlanabilmesi amacıyla kanun koyucu hakime ispat faaliyetlerini sınırlandırma yetkisi de tanımıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 241 uyarınca mahkeme, gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında "yeter derecede bilgi edindiği takdirde" geri kalanların dinlenilmemesine karar verebilir.
Ancak yerleşik içtihat prensipleri gereğince bu yetkinin kullanılabilmesinin temel şartı, tarafın davayı uzatma niyetiyle hareket ettiğinin açıkça anlaşılması ve hakimin uyuşmazlık konusu vakıa hakkında gerçekten yeterli kanaate ulaşmış olmasıdır. İş hukukunda taraflar arasındaki mücadelenin eşit silahlarla yürütülmesi (silahların eşitliği ilkesi) esastır. Hukukumuzda, davalı işverene karşı kendi husumeti veya derdest davası bulunduğu gerekçesiyle bir işçinin tanıklığının peşinen reddedilmesine dair bir usul kuralı bulunmamaktadır.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, somut uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesinin delil toplama ve tanık dinleme usulünü detaylı biçimde incelemiştir. Dosya kapsamından anlaşıldığı üzere, davacı vekili tarafından mahkemeye sunulan tanık listesinde on kişinin ismi bildirilmiş olmasına rağmen, mahkeme yalnızca iki tanığı dinleyerek yargılamayı esastan sonlandırmıştır. Yerel mahkeme, dinlenmeyen diğer tanıkların davalı işveren ile aralarında seri mahiyette iş davaları bulunduğunu, işverenle husumetli olduklarını ve bazılarının fesih dönemi olan arabuluculuk görüşmelerine bizzat şahitlik etmediğini gerekçe göstererek kanunun sınırlandırma yetkisini kullanmıştır.
Yüksek Mahkeme, bu kısıtlayıcı uygulamanın adil yargılanma hakkının ve hukuki dinlenilme hakkı kapsamındaki ispat hakkının açık bir ihlali olduğunu tespit etmiştir. Kararda, duruşma salonu dışında bizzat hazır edilen tanıkların dinlenmesinden kaçınılmasının hatalı olduğu, işçilik alacaklarına bir an evvel kavuşmak isteyen bir işçinin sırf yargılamayı uzatma amacı taşıdığının kabul edilemeyeceği vurgulanmıştır. Üstelik yerel mahkemenin, dinlediği iki tanığın davacı lehine beyanda bulunmasına rağmen iddiaların "ispat edilemediği" sonucuna varması büyük bir çelişki olarak değerlendirilmiştir. Yargıtay, iddiaların ispatlanmadığı sonucuna varılan bir dosyada yeterli bilgi edinildiği gerekçesinin kurulamayacağına, dolayısıyla hakimin yeterli bilgi edininceye kadar bildirilen diğer tanıkları da dinlemekle yükümlü olduğuna dikkat çekmiştir.
Bununla birlikte, dosyaya sunulan dava şartı arabuluculuk anlaşamama tutanağında ihbar tazminatının uyuşmazlık konusu yapılmadığı anlaşıldığından, ihbar tazminatı farkına yönelik davanın usulden reddedilmesi isabetli bulunmuştur. Ancak kıdem tazminatı farkı talebinin esastan reddi yerine dava şartı yokluğundan usulden reddedilmesi hatalı bulunmakla birlikte, temyiz edenin sıfatı gereği bu husus tek başına bozma nedeni yapılmamıştır. Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, eksik tanık dinlenmesiyle işçinin hukuki dinlenilme hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle yerel mahkeme ile bölge adliye mahkemesi kararını ortadan kaldırarak kararı bozmuştur.