Karar Bülteni
YARGITAY 9. HD 2025/597 E. 2025/2903 K.
KARARIN KÜNYESİ
| Alan | Değer |
|---|---|
| Mahkeme / Daire | Yargıtay 9. Hukuk Dairesi |
| Esas No | 2025/597 |
| Karar No | 2025/2903 |
| Karar Tarihi | 19.03.2025 |
| Dava Türü | Alacak (Arabuluculuk İptali ve Tazminat) |
| Karar Sonucu | Bozma |
| Karar Linki | Yargıtay Karar Arama |
- Hukuki dinlenilme hakkı adil yargılanmanın temelidir.
- Tanıkların eksik dinlenmesi ispat hakkını doğrudan ihlal eder.
- Husumetli tanık beyanları mahkemece serbestçe takdir edilmelidir.
- Arabuluculuk anlaşması geçerliyse davanın esastan reddi gerekir.
Bu karar hukuken, mahkemelerin davayı aydınlatma ve tarafların iddialarını ispat etme haklarına ne derece saygı göstermesi gerektiği konusunda hayati bir usul hukuku sınırı çizmektedir. İş uyuşmazlıklarında sıklıkla başvurulan ihtiyari arabuluculuk süreçlerinin geçerliliği ve işçi iradesinin sakatlanıp sakatlanmadığı tartışılırken, mahkemenin davacı tarafından sunulan tanık listesindeki isimleri dinlemekten kaçınması hukuka aykırı bulunmuştur. Özellikle tanıkların işverenle devam eden davaları bulunması veya olay anında orada olmadıkları gibi peşin hükümlü gerekçelerle reddedilmesi, anayasal bir güvence olan hukuki dinlenilme hakkının açık ve ağır bir ihlali olarak kabul edilmiştir. Mahkemenin, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun tanıkların bir kısmının dinlenmesiyle yetinilmesine cevaz veren kuralını, davanın uzatılması amacını taşımayan hallerde son derece dar yorumlaması gerektiği güçlü bir biçimde vurgulanmıştır.
Benzer davalarda bu kararın emsal etkisi ve uygulamadaki önemi son derece yüksek olacaktır. Zira uygulamada iş mahkemeleri, çok sayıda tanık bildirildiğinde usul ekonomisi ilkesi gereği yalnızca bir iki tanığı dinlemekle yetinmekte, geri kalan tanıkları dosyaya yenilik katmayacağı düşüncesiyle dinlemekten sarfınazar etmektedir. Yargıtay bu kararıyla, eğer dinlenen tanıklarla yetinilip iddiaların ispatlanamadığı sonucuna varılıyorsa, gerçeğin ortaya çıkması adına diğer tanıkların da mutlaka dinlenmesi gerektiğini kesin bir dille netleştirmiştir.
Ayrıca işverene karşı kendi davası olan işçilerin tanıklığının peşinen reddedilemeyeceği, bu beyanların hakim tarafından davanın diğer delilleriyle birlikte serbestçe takdir edilmesi gerektiği yönündeki Yargıtay yaklaşımı, işe iade ve mobbing davalarındaki ispat zorluklarını aşmak adına işçi lehine çok kritik bir uygulama standardı getirmiştir. Bu sayede işçilerin, iddialarını kendi çalışma arkadaşları vasıtasıyla ispatlama hakları güvence altına alınmıştır.
UYUŞMAZLIĞIN KONUSU
Davacı işçi, davalıya ait işyerinde yıllarca çalıştıktan sonra kamuoyunda EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) olarak bilinen yasal düzenleme çerçevesinde emekliliğe hak kazanmıştır. İşçinin iddiasına göre, işveren yetkilileri EYT kapsamındaki işçilerle artık çalışmak istemediklerini açıkça beyan ederek ağır bir psikolojik baskı ve mobbing ortamı yaratmış, kendisini emeklilik koduyla işten ayrılmaya zorlamıştır. Davacı, bu sistematik baskı sürecinde iradesinin fesada uğratıldığını ve işverenin yönlendirmesiyle kurmaca bir ihtiyari arabuluculuk anlaşması imzalamak zorunda kaldığını ileri sürmüştür.
Uyuşmazlığın temelinde, işverenin işten çıkardığı bazı işçilere farklı miktarlarda ek menfaatler sağlarken, davacının da içinde bulunduğu belirli bir işçi grubuna bu ek menfaatleri ödememesi yatmaktadır. Bu durumu eşit davranma borcuna aykırılık olarak nitelendiren davacı işçi, iradesi sakatlanarak imzalatılan ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptal edilmesini talep etmiştir. Aynı zamanda işverenin eksik yatırdığını iddia ettiği kıdem ve ihbar tazminatı farkları ile kendisine ödenmeyen ek menfaat alacaklarının tahsili amacıyla işbu davayı açmıştır.
HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR
Yargıtay, uyuşmazlığın çözümünde öncelikle anayasal ve evrensel usul hukuku kurallarına kuvvetli bir atıf yapmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının en hayati unsuru olan hukuki dinlenilme hakkı kararın hukuki temelini oluşturmaktadır. Bu anayasal hak, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 ile iç hukukumuzda yasal zemine kavuşturulmuş olup, davanın taraflarının kendi haklarıyla bağlantılı olarak eşit şekilde açıklama ve ispat hakkına sahip olmalarını emretmektedir. Silahların eşitliği ilkesi gereği, tarafların iddia ve savunmalarını özgürce mahkemeye sunabilmeleri ve delillerin eksiksiz tartışılması adaletin tesisinde vazgeçilmez bir hukuki zorunluluktur.
Bununla bağlantılı olarak, yerel mahkemenin tanıkları dinleme sınırı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmü üzerinden titizlikle değerlendirilmiştir. İlgili yasa maddesi, mahkemenin dinlenen tanıklarla yeterli hukuki kanaate ulaşması halinde, kalan diğer tanıkları dinlemekten vazgeçebileceğini düzenler. Ancak Yargıtay içtihatlarına göre bu kuralın asıl amacı, davanın kötü niyetli olarak uzatılmasını engellemektir. İşçilik alacaklarına ve yasal haklarına bir an önce kavuşmak isteyen bir işçinin davayı gereksiz yere uzatma kastı olamayacağı genel bir kural olarak kabul edilmiştir. Şayet mahkeme, dinlenen tanık beyanlarını ispat için yetersiz buluyorsa, maddi gerçeğe ulaşıncaya kadar gösterilen diğer tanıkları da dinlemek zorundadır.
Ayrıca iş hukuku doktrininde ve yargılamasında sıkça karşılaşılan husumetli tanık meselesine de temel bir prensip getirilmiştir. İşverene karşı kendi davası bulunan işçilerin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair usul hukukumuzda hiçbir yasaklayıcı kural bulunmamaktadır. Hakim, tanık beyanlarını peşinen reddedemez; ifadelerin doğruluğunu serbestçe takdir ederek karara bağlar.
SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER
Yerel mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesi, davacının iradesinin fesada uğratılmadığını ve ihtiyari arabuluculuk sürecinin hukuka uygun olduğunu kabul ederek işçinin davasını reddetmiştir. Ancak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, derece mahkemelerinin bu nihai sonuca ulaşırken izledikleri usulü açıkça hukuka aykırı bulmuştur. Dosya kapsamında davacı tarafın mahkemeye sunduğu listede toplam on tanık ismi bulunmasına rağmen, mahkeme yalnızca iki tanığı dinleyerek eksik tahkikatla hüküm kurmuştur.
Yerel mahkeme, dinlenmeyen tanıkların bir kısmının işverenle devam eden seri davaları bulunduğunu, bir kısmının ise fesihten aylar sonra işten ayrıldıklarını gerekçe göstererek dosyaya esastan bir katkı sağlamayacaklarını savunmuştur. Yargıtay ise davacının bizzat duruşma salonu kapısında hazır ettiği tanıkların dahi içeri alınarak dinlenmemesini, adil yargılanma ilkesinin ve hukuki dinlenilme hakkının son derece ağır bir ihlali olarak nitelendirmiştir. Mahkemenin, dinlediği iki tanığın beyanlarını davacı lehine olmasına rağmen yeterli bulmayıp iddiaların ispat edilemediği sonucuna varması büyük bir usul çelişkisi yaratmıştır. Mademki ispat için mevcut tanıklar yeterli görülmemiştir, o halde geriye kalan tanıkların dinlenmesi hakimin yasal yükümlülüğüdür. İşverene karşı kendi davası olan işçilerin beyanlarının baştan geçersiz sayılarak reddedilmesi, usul hukukunun serbest delil takdiri ilkesiyle kesinlikle bağdaşmamaktadır.
Bununla birlikte Yargıtay, dava şartı olan arabuluculuk anlaşamama tutanağında ihbar tazminatı talebinin hiç uyuşmazlık konusu yapılmadığını tespit etmiş, bu nedenle ihbar tazminatı farkına dair talebin usulden reddedilmesini hukuka uygun bulmuştur. Fakat kıdem tazminatı farkı talebi yönünden yapılan değerlendirmede, şayet ihtiyari arabuluculuk anlaşması geçerli kabul ediliyorsa davanın dava şartı yokluğundan usulden değil, doğrudan esastan reddedilmesi gerektiği tespiti yapılmış ve mahkemenin hukuki nitelemesinin hatalı olduğu vurgulanmıştır.
Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmesi ve eksik inceleme yapılması gerekçeleriyle Bölge Adliye Mahkemesi kararını ortadan kaldırarak ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur.