Anasayfa Karar Bülteni YARGITAY | 9. HD | 2025/607 E. | 2025/2913 K.

Karar Bülteni

YARGITAY 9. HD 2025/607 E. 2025/2913 K.

KARARIN KÜNYESİ

Alan Değer
Mahkeme / Daire Yargıtay 9. Hukuk Dairesi
Esas No 2025/607
Karar No 2025/2913
Karar Tarihi 19.03.2025
Dava Türü Alacak, İptal
Karar Sonucu Bozma
Karar Linki Yargıtay Karar Arama
  • Hukuki dinlenilme hakkı ispat hakkını da kapsar.
  • Tanıkların dinlenmemesi adil yargılanmayı ihlal eder.
  • İşverenle davası olan işçi tanık olabilir.
  • Hazır edilen tanığın dinlenmemesi hukuka aykırıdır.

Bu karar hukuken, bir davada tarafların bildirdiği tanıkların tamamının dinlenmeden hüküm kurulmasının, Anayasa ve usul hukukumuz ile güvence altına alınan hukuki dinlenilme hakkının ağır bir ihlali anlamına geldiğini vurgulamaktadır. Özellikle yerel mahkemenin, işverenle husumeti bulunan diğer işçilerin tanıklığına peşinen itibar etmeyerek onları dinlemekten imtina etmesi, adil yargılanma ve silahların eşitliği ilkelerine aykırı bulunmuştur. Yargıtay, delillerin serbestçe takdir edilmesi yetkisinin, delillerin hiç toplanmaması veya peşinen reddedilmesi şeklinde kullanılamayacağını açıkça ortaya koymuştur. İşçinin iradesinin fesada uğratılarak arabuluculuk belgesi imzalatıldığı iddialarında, ispat vasıtalarının mahkemece eksiksiz toplanması adaletin tecellisi için bir zorunluluktur.

Benzer davalarda emsal etkisi ve uygulamadaki önemi bakımından bu karar, özellikle seri iş davalarında ve çok sayıda tanığın gösterildiği uyuşmazlıklarda mahkemelerin izlemesi gereken usulü netleştirmektedir. Yargıtay, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda yer alan "tanıklardan bir kısmının dinlenilmesiyle yetinilmesi" kuralının, ancak dinlenen tanıklarla ispat konusunda tam ve kesin bir kanaate varılması halinde uygulanabileceğini belirtmiştir. Davayı uzatma amacı taşımayan ve bizzat duruşma salonu önünde hazır edilen tanıkların dinlenmemesi bozma sebebi yapılarak, mahkemelerin bu istisnai kuralı keyfi ve işçi aleyhine uygulaması engellenmiştir. Karar, ihtiyari arabuluculuk tutanaklarının iptali iddialarında mahkemelerin maddi gerçeğe ulaşmak için tüm tanıkları dinlemesi gerektiği yönünde güçlü bir içtihat niteliği taşımaktadır.

UYUŞMAZLIĞIN KONUSU

İşçi, eski işverenine karşı dava açmıştır. Uyuşmazlığın temelinde, kamuoyunda EYT (Emeklilikte Yaşa Takılanlar) olarak bilinen düzenleme sonrasında yaşanan işten ayrılma süreci yatmaktadır. İşveren, EYT kapsamında emekliliğe hak kazanan işçilerle çalışmak istememiş, işçilere toplu mesajlar göndererek onları insan kaynaklarına yönlendirmiş ve emeklilik sebebiyle işten ayrılma dilekçeleri imzalatmıştır.

İşçi, bu süreçte kendisine sistematik baskı ve mobbing uygulandığını, iradesinin fesada uğratılarak ihtiyari arabuluculuk anlaşması imzalatıldığını iddia etmektedir. Ayrıca, işveren tarafından işten ayrılan bazı işçilere ek menfaatler sağlanmasına rağmen, kendisinin de dahil olduğu bir gruba bu ödemelerin yapılmamasının işyeri uygulamalarına ve eşit davranma borcuna aykırı olduğunu belirtmektedir. İşçi, irade sakatlığı nedeniyle ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini, ödenmeyen ek menfaatlerin tahsilini ve eksik ödendiğini iddia ettiği kıdem ile ihbar tazminatı farklarının ödenmesini talep etmiştir.

HUKUKİ BİLGİ VE TEMEL KURALLAR

Mahkemenin uyuşmazlığı çözerken dayandığı en temel kural, Anayasa'nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkıdır. Bu hakkın usul hukukumuzdaki izdüşümü olan "hukuki dinlenilme hakkı", 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.27 hükmünde düzenlenmiştir. Maddeye göre davanın tarafları kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptir ve bu hak, iddia ile savunmalarını eksiksiz olarak açıklama ve ispat etme hakkını içerir.

Yargılamanın gereksiz yere uzamasını engellemek ve usul ekonomisini sağlamak amacıyla 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.241 hükmü getirilmiştir. Bu kural, mahkemenin gösterilen tanıklardan bir kısmının tanıklığı ile ispat edilmek istenen husus hakkında yeter derecede bilgi edindiği takdirde, geri kalanların dinlenmemesine karar verebilmesine olanak tanır. Ancak yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca bu yetki, yalnızca bir tarafın davayı kötü niyetle uzatma kastıyla hareket ettiği durumlarda kullanılabilir. Yeterli kanaate varılamamışsa bu madde işletilemez.

Taraflar arasındaki mücadelenin silahların eşitliği ilkesi kapsamında yürütülmesi zorunludur. İş hukukundaki yerleşik prensiplere göre, işverenle kendi arasında derdest davası bulunan bir işçinin başka bir davada tanık olarak dinlenmesine yönelik yasal bir engel veya yasaklayıcı usul kuralı bulunmamaktadır. Hâkim, tanık beyanlarını serbestçe takdir eder ve gerektiğinde bu beyanların doğruluğunu yan delillerle denetleyerek hükmüne esas alır.

SOMUT OLAYA İLİŞKİN TESPİTLER

Somut olayda, ilk derece mahkemesi davacı işçi tarafından sunulan on kişilik tanık listesinden sadece iki tanığı dinlemiş ve yargılamayı sonlandırmıştır. Mahkeme kalan tanıkları dinlememe gerekçesi olarak; bu kişilerin işverenle husumetli olmasını, seri dava dosyalarında taraf konumunda bulunmalarını ve arabuluculuk görüşmelerine bizzat şahitlik etmemelerini göstermiştir. Aynı zamanda dinlenen iki tanığın iddia ve savunmalara dair yeterli bilgiyi verdiği belirtilerek 6100 sayılı Kanun m.241 hükmü işletilmiş, davacının iddialarını ispatlayamadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de bu kararı yerinde bulmuştur.

Ancak Yargıtay, mahkemenin bu uygulamasını usule ve hukuka açıkça aykırı bulmuştur. Her şeyden önce, usul hukukumuzda davalı işverenle husumeti veya davası olan bir kişinin tanık olarak dinlenemeyeceğine dair hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Tanık beyanları takdiri bir delil olduğundan hâkim, tanığın yalan söylediğini veya taraflı olduğunu düşünürse diğer delillerle bunu tartarak değerlendirme yetkisine sahiptir; fakat bu kişileri peşinen dinlememek ispat hakkının ihlalidir.

Olaydaki en büyük hukuka aykırılık ise, davacı vekilinin bazı tanıkları duruşma salonu dışında hazır etmesine rağmen mahkemenin bu kişileri dinlemeyi reddetmesidir. Kapıda bekleyen ve dinlenmesi talep edilen tanıkların, yargılamayı uzatma amacı taşıdığı kabul edilemez. Üstelik mahkeme, dinlediği iki tanığın beyanlarıyla iddiaların kanıtlanamadığına hükmetmiştir. Madem iddialar kanıtlanmamıştır, mahkemenin ispat konusunda "yeterli kanaate vardığını" söylemesi kendi içinde bir çelişkidir. Yeterli bilgi edinilemediğine göre diğer tanıkların da mutlaka dinlenmesi gereklidir.

Son olarak, mahkemenin kıdem tazminatı farkına yönelik dava şartı yokluğu sebebiyle verdiği usulden ret kararı da hatalı bulunmuştur. Arabuluculuk tutanağı geçerli kabul ediliyorsa, üzerinde anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı için esastan ret kararı verilmesi gerekirken usulden ret kararı verilmesi isabetsizdir, ancak bu durum temyiz edenin sıfatı gereği tek başına bozma nedeni yapılmamıştır.

Sonuç olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, hukuki dinlenilme ve ispat hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle yerel mahkeme kararını bozmuştur.

Karar Tarihi: Yayınlanma: Güncelleme: